ABD ordusunda komuta krizi ve İran savaşının maliyeti
Beyaz Saray ile komutanlar arasındaki gerilim orduyu sarsarken, İran savaşının silah stokları ve stratejik kapasite üzerindeki yükü derinleşiyor.

Donald Trump'ın ilk döneminde de Beyaz Saray ile askeri komutanlar arasında anlaşmazlıklar yaşandı. Washington Post'a göre, mevcut Trump yönetimindeki komuta yapısındaki değişim ve gerilim seviyesi daha önce görülmedi. Yirmiye yakın kıdemli subayın görevden alınması ve düzinelerce komutanın terfisinin engellenmesi, ABD ordusunun komuta yapısının istikrarına dair endişeleri artırdı.
Bu durum, ABD ordusunun Orta Doğu'da uzun ve masraflı bir savaşın içinde yer aldığı bir dönemde özellikle önem taşıyor. ABD Kara Kuvvetleri Sekreteri Dan Driscoll'un istifası, bu gerilimin son işareti oldu. Driscoll, Savaş Sekreteri Pete Hegseth ile yaşanan artan anlaşmazlıkların ardından görevinden ayrıldı.
İki yetkili arasındaki ayrılıklar sadece kişisel veya idari değil, kısmen askeri komuta yönetim biçimi ve üst düzeydeki yaygın değişikliklerle ilgiliydi. Birkaç komutanın veya siyasi yetkilinin ayrılması önemsiz görünmeyebilir. Ancak askeri yapıda komuta istikrarı, muharebe gücünün bir parçasıdır.
Ordu sadece uçak, füze, gemi ve tank koleksiyonundan ibaret değil. Komutanların tecrübesi, güçler arası koordinasyon ve siyasi ile askeri yapı arasındaki güven, savaş sırasında gösterilmesi gereken aynı gücün parçalarıdır. - STRATEJİK TEST VE KAYNAK SINIRI - Bu perspektiften bakıldığında, İran savaşı ABD ordusuna ek baskı yükledi.
Elbette henüz ABD ordusunun çöküşünden veya güçsüzlüğünden söz edilemez. Birleşik Devletler teknoloji, hava ve deniz gücü, istihbarat, uzay gücü ve lojistik kapasite açısından hâlâ dünyanın en güçlü ordusuna sahip. Ancak sorun şu ki, dünyanın en güçlü ordusunun bile sınırsız kaynakları yok.
En önemli sınırlamalardan biri silah stokları. Beyaz Saray savaşın doğrudan maliyetini yaklaşık 37,5 milyar dolar olarak açıkladı. Ancak bu rakam savaşın gerçek maliyetinin yalnızca bir kesirini oluşturuyor.
Harcanan mühimmatın yenilenmesi, ekipmanların onarımı, birliklerin uzun süreli konuşlandırılması ve askeri kabiliyetlerin yeniden inşası bu rakama tam olarak yansımıyor. ABD savaş sırasında hassas mühimmatının ve önleyici sistemlerinin önemli bir kısmını tüketti. Patriot füzeleri ve diğer hava savunma ekipmanlarının stoklarının azaldığına dair raporlar, askeri yetkilileri ve ABD müttefiklerini endişelendiriyor.
Bu meselenin önemi, ABD'nin sadece Orta Doğu için silah depolamadığını fark ettiğimizde daha net anlaşılıyor. Washington aynı zamanda Avrupa, Pasifik ve dünyanın diğer bölgeleri için de askeri kapasiteye sahip olmak zorunda. - KÜRESEL REKABET VE MÜTTEFİKLER - Orta Doğu'da ateşlenen her önleyici füze sadece harcanan mühimmat değil; başka bir krizde kullanılabilecek bir stokun parçası.
İşte bu noktada İran savaşı, Amerika'nın Çin ve Rusya ile rekabetine doğrudan bağlanıyor. Orta Doğu'daki savaş uzarsa ve ABD bölgede aylarca önemli miktarda asker, uçak, gemi, mühimmat ve savunma sistemi tutmak zorunda kalırsa, ABD ordusunun diğer krizlere yanıt verme esnekliği azalacak.
Bu endişe Amerika'nın Asyalı müttefikleri için özellikle önem taşıyor. Washington'un Doğu Asyalı müttefikleri sadece Amerika'nın siyasi vaatlerine bakmıyor. Aynı zamanda Amerika'nın gerçek bir krizde elinde kaç uçak, gemi, füze ve mühimmat olduğuna ve bunları bölgeye ne kadar hızlı ulaştırabileceğine de bakıyor.
Dolayısıyla askeri rezervlerin tükenmesi siyasi bir mesele haline gelebilir. Savaş ne kadar uzun sürerse, ABD stoklarını yeniden oluşturmak için o kadar çok kaynak ayırmak zorunda kalacak. Bu da savunma bütçesi üzerinde daha fazla baskı, artmış silah siparişleri ve bazı stokların savaş öncesi seviyelere dönmesi için yıllar sürecek bir süreç anlamına geliyor. - İNSAN GÜCÜ VE GELECEK KAYGILARI - Ancak savaşın maliyeti sadece ekipman değil, insan gücü de tükeniyor.
ABD askeri yapısı, dünyanın birkaç bölgesinde hazırlığı sürdürmek için tecrübeli komutanlara ve istikrarlı bir komuta zincirine ihtiyaç duyuyor. Amerikan kuvvetleri hâlâ askeri operasyonlardayken ordunun tepesindeki kapsamlı değişiklikler, finansal istatistiklerde ölçülmesi çok zor bir maliyete yol açabilir.
İran savaşının Amerika Birleşik Devletleri için stratejik bir test haline gelmesinin nedeni de tam olarak budur. Amerikan askeri gücünü sergilemesi beklenen bir savaş, artık Amerikan gücünün sınırları hakkında bir tartışmaya dönüştü. Washington savaşın maliyetini, silah stoklarının tükenmesini, kuvvetlerin aşınmasını, komuta istikrarını ve Çin ile Rusya'dan gelen tehditlere karşı koyma yeteneğini aynı anda göz önünde bulundurmaya zorlanıyor.
Bu, Amerika'nın eskisine göre askeri gücünü yitirdiği anlamına gelmiyor. Aslında durum tam tersi; Amerika hâlâ devasa bir güce sahip. Ancak İran savaşı, bu gücün bile sınırlı maliyetlere ve kapasiteye sahip olduğunu gösterdi.
Askeri güç sadece savaş başlatma yeteneği değildir; savaşı sürdürme, mühimmatı yenileme, kuvvetlerin hazırlığını koruma ve aynı zamanda bir sonraki savaşa hazır olma yeteneğidir.
Amerika Birleşik Devletleri bir cephede kazanmak için diğer cephelerdeki kabiliyetlerini azaltmak zorunda kalırsa, bölgesel bir savaş küresel bir mesele haline gelir. Bu nedenle İran savaşının Amerika Birleşik Devletleri'ne olan gerçek maliyeti bugün değil, birkaç yıl sonra ortaya çıkabilir.
Washington o zaman silah stoklarını yeniden inşa etmek, yeni komutanlar eğitmek ve müttefiklerine aynı anda birden fazla krizle başa çıkabileceğini kanıtlamak zorunda kalacak.
İran savaşı, Amerikan gücünü belirli bir operasyonda sınamaktan çok, sınırsız Amerikan gücü kavramını sorguladı. Washington için bu savaşın en önemli stratejik sonuçlarından biri de muhtemelen budur.







