
Avrupa'da Müslüman ailelerin en büyük korkusu: Çocuklarına el konulması
Avrupa genelinde çocuk koruma politikaları, Müslüman ailelerin çocuklarını hedef alıyor.
1970'li yıllardan itibaren Avrupa'da uygulanan çocuk koruma politikaları, göçmen aileleri hedef alarak asimilasyon sürecine dönüştü. Bu süreçte, toplamda 100 bini aşkın Türk ve Müslüman çocuğun ailelerinden koparıldığı tahmin ediliyor. Şu an kıta genelinde 5 binden fazla Türk çocuğu, bu sistemin bir parçası olarak farklı ailelere yerleştirilmiş durumda.
Avrupa'nın insan hakları, çocuk refahı ve demokrasi gibi söylemleri altında, göçmen topluluklara yönelik ciddi bir kültürel saldırı yürütülüyor. Almanya, Hollanda, Fransa, Belçika ve Avusturya gibi ülkelerdeki Gençlik Daireleri, hukuki boşlukları ve esnek mevzuatları kullanarak Müslüman ailelerin çocuklarına el koyuyor. Bu uygulamalar, çocukların korunmasından çok, köklerinden koparılmalarına yönelik bir proje olarak dikkat çekiyor.
İstatistikler ve raporlar, kurumsal ırkçılık ve İslamofobi gibi unsurların çocuk koruma sistemlerini nasıl etkilediğini gösteriyor. Müslüman aileler, çocuklarının gerçek dışı bahanelerle ellerinden alındığı bir durumla karşı karşıya kalıyor. Hür dünya, bu sistematik kültürel baskılara karşı kayıtsız kalıyor.
1970'lerden bu yana yürütülen bu politikalar, Türk ve Müslüman çocukların ailelerinden koparılması sürecini hızlandırdı. Çocuk koruma mevzuatı çerçevesinde, ailelerden alınan çocuklar, kendi köklerine düşman bir şekilde yetiştiriliyor.
Almanya, bu politikaların en çok uygulandığı ülke konumunda. 2022 yılında, Federal İstatistik Dairesi'nin verilerine göre, 84 bin 230 çocuk, Gençlik Dairesi tarafından ailelerinden uzaklaştırıldı. Bu sayı içinde, yalnızca 23 bin 361'inin Alman kökenli olduğu, geriye kalan 60 bin 869 çocuğun ise Müslüman ve yabancı kökenli ailelere ait olduğu görülüyor.
Hollanda'da her yıl 1.500 ile 2.000 arasında Müslüman çocuk, ailelerinden alınarak çocuk koruma kurumlarına yerleştiriliyor. Bu çocukların çoğunluğu Türk ve İslam toplumlarına ait. Hollanda, ailelerin dini hassasiyetlerini bir tehdit olarak değerlendiriyor.
Fransa'da ise her yıl bine yakın Türk ve Kuzey Afrika kökenli Müslüman çocuk, ailelerinden koparılıyor. Bu çocuklar, katı laik ailelerin yanında yaşamak zorunda bırakılıyor.
Belçika'da, göçmen çocukların koruma altına alınma oranı yüzde 65'in üzerinde. Yılda yaklaşık bin Müslüman çocuk, seküler ve Hristiyan ailelerin yanına yerleştiriliyor. Avusturya'da ise aile içindeki küçük tartışmalar veya çocukların inanç ifadeleri, çocukların sosyal hizmet uzmanları tarafından alınmasına gerekçe gösteriliyor.
Bu uygulamaların arkasında büyük bir ekonomik rant yatmakta. Devlet, koruyucu ailelere ve çocukların yerleştirildiği özel vakıflara yüksek ödenekler sağlıyor.
Avrupa Parlamentosu ve diğer uluslararası kuruluşlar, Müslüman çocuklara yönelik bu sistematik uygulamaları raporlarına geçirdi. Her yıl yüzlerce resmi şikayet dilekçesi sunulmakta ve bu duruma dikkat çekilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise, çocukların ailelerinden alınma süreçlerinin insan haklarını ihlal ettiğine dair kararlar vermiştir.
Çocukların alınma süreci ise oldukça basit. Eğer bir çocuk, hocası aracılığıyla evdeki baskıyı dile getirirse, sosyal hizmet uzmanları hemen devreye giriyor ve çocuk, hızla aileden ayrılmak zorunda kalıyor.



