
Belgeselde Türkiye'nin başörtüsü ve laiklik süreci ele alındı
Cumhuriyet tarihinin din eğitimi ve laiklik serüveninin anlatıldığı belgeselde, tek parti dönemi uygulamaları, başörtüsü yasağının kaldırılması ve yaşanan hak mücadeleleri aktarıldı.
Cumhuriyet tarihinin din eğitimi ve laiklik serüveninin ele alındığı belgeselde, CHP tarihi ile Cumhuriyet tarihinin bu açıdan birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Türkiye'nin laiklik sürecinde 3 Mart 1924 tarihinin önemli bir dönüm noktası olduğu belirtilirken, hilafetin kaldırılması ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'yla din eğitimi veren okulların devletin denetimine girmesine dikkat çekildi.
Tek parti döneminde asıl hedefin kültürsüzleştirme olduğu ve İslam dininin geleneklerinin CHP siyaseti doğrultusunda şekillendirilmek istendiği aktarıldı. Din görevlilerinin devlet memuru hâline getirilmesiyle devletin anlayışının hâkim olduğu bir din yapısının hedeflendiği, 1924 Anayasası'ndaki "Devletin dini İslâmdır" maddesinin kaldırılmasıyla laiklik uygulamalarının daha baskıcı bir hâl aldığı ifade edildi.
Dönemin yönetici kadrosunun dine bakışını ortaya koyduğu belirtilen tarihî belgelere de yer verilen belgeselde, dönemin milletvekillerinin söylemleri aktarıldı. CHP Milletvekili Şemsettin Günaltay'ın "Ayetler bizi alakadar etmez." sözleri ifade edilirken, Refik Ahmet Sevengil'in ise "Allah'ı da Sultan'la birlikte tahtından indirdik. Bizim mabetlerimiz fabrikalardır." sözleri aktarıldı.
Tek parti döneminde halkın kendi imkânlarıyla kurduğu kurumların da hedef alındığı belirtilen belgeselde, Kur'an kursları ve İmam Hatip okullarının kapatıldığı, hacca gitmenin 1950 yılına kadar yasaklandığı ve İslami simgelerin çeşitli uygulamalarla sınırlandırıldığı aktarıldı. Ayrıca camilerin kapatıldığı, satıldığı ve farklı amaçlarla kullanıldığı dönemlere ilişkin örnekler de belgeselde ele alındı. 1946 yılında Demokrat Parti'nin "Yeter! Söz milletindir" çıkışıyla bu baskıcı sürece karşı ilk ciddi sivil başkaldırının başladığı vurgulandı.
Belgeselde, yıllardır devam eden başörtüsü yasağının kaldırılması sürecinde Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi iradesine de dikkat çekildi. Erdoğan'ın, başı açık ve başı örtülü kadınlar arasında ayrım yapılamayacağını vurguladığı ve her iki kesimin yaşam biçiminin de güvence altında olduğunu ifade ettiği aktarıldı. 2013 yılına gelindiğinde ise kılık kıyafet yönetmeliğinde yapılan değişiklikle kamu kurumlarında başörtüsü yasağının kaldırıldığı duyuruldu.
Başörtüsü özgürlüğüne yönelik adımların 2013 yılında çıkarılan demokratikleşme paketiyle devam ettiği, 31 Ekim 2013'te dört AK Parti milletvekilinin Meclis'e başörtülü olarak girdiği belirtildi. 2015 yılında Ravza Kavakcı Kan'ın Meclis'e başörtülü milletvekili olarak girmesiyle iade-i itibarın gerçekleştirildiği ifade edildi. Sürecin 2016 ve 2017 yıllarında kadın polisler ile Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin başörtüsü hakkına kavuşmasıyla sürdüğü belirtildi.
Yasakçı uygulamaların insan hayatı üzerindeki etkilerine ilişkin örneklere de yer verilen belgeselde, 71 yaşındaki Medine Bircan'ın hastane kaydı için başörtülü fotoğrafının kabul edilmemesi üzerine fotoşopla saç eklenmiş fotoğrafının kullanıldığı ve Bircan'ın aynı gün yaşamını yitirdiği aktarıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görev yapan Yüzbaşı İbrahim Keleş'e gönderilen "Gizli" ibareli yazıda, eşinin başörtüsü nedeniyle Topçu Binbaşı Mustafa Yıldırım tarafından "tesettür denilen bu acayip kıyafet" ifadesinin kullanıldığı ve inançlı personel üzerinde baskı oluşturulduğu belirtildi.
Belgeselin sonuç bölümünde Türkiye'nin farklı yaşam tarzlarını ve toplumsal kesimleri bir arada kucaklayan bir yapıya kavuştuğu vurgulandı. Başörtüsüyle çalışan kadınların ülkeyi bölmediği ve Cumhuriyet'i yıkmadığı belirtilirken, bir yaşam tarzını güvence altına almak amacıyla başka yaşam tarzlarının yok sayılmasının yanlış olduğu ifade edildi.





