8 Ağustos 2026 CumartesiUSD47,74EUR55,25
Gündem Nabzı
Büyük kız çocuklarının ilişkilerde yaşadığı 5 yaygın sorun

Büyük kız çocuklarının ilişkilerde yaşadığı 5 yaygın sorun

Terapistlere göre çocuklukta 'büyük kız' rolünü üstlenen kadınlar, yetişkinlikteki romantik ilişkilerinde kontrolü bırakmakta zorlanabiliyor.

Dış Haberler Servisiİlk yayın:

Partneriyle seyahate çıkarken dahi hazırlığı tek başına yürüten, karşısındaki insanın gereksinimlerini o dile getirmeden sezen ve bir aksilik çıktığında çözümü yine kendisi üreten bireyler, bütün bu süreci yönetirken bazen tek bir şey arzu ediyor: Birinin bu defa kendi adınıza sorumluluğu üstlenmesi.

Ancak süreç tam bu noktada beklenmedik bir yöne evriliyor. Zira yardım görmeyi bekleyen kişi, kısa bir süre sonra idareyi tekrar eline alıyor. Eşinden destek umarken kendini ortaklığın yöneticisi konumunda bulabiliyor.

Terapistlerin değerlendirmelerine göre bu tutumun temelinde, bazı kadınların erken yaşlarda üstlenmek zorunda kaldığı 'büyük kız' rolü yatıyor olabilir.

Neden bazı kadınlar ilişkide her şeyi üstleniyor?

Terapist Kati Morton'un aktardığına göre en büyük kız çocukları, küçük yaşlardan itibaren hane içinde yardımcı ve yük taşıyan bireyler haline gelebiliyor.

Anne babayı yatıştırmak, kardeşlerle yakından ilgilenmek, evdeki düzenin aksamadan sürmesini sağlamak veya birinin neye ihtiyacı olduğunu söylenmeden anlamak zamanla kanıksanabiliyor.

Çocukluk döneminde fayda sağlayan bu alışkanlıklar yetişkinlik yıllarında da varlığını sürdürmeye devam ediyor.

Aksine, romantik bağların tam içine taşınıyor.

Bu defa doğum gününü unutmayan, tatil programını yapan, zorlu diyalogları başlatan, eşinin olumsuz ruh halini fark eden ve ortaklığı ayakta tutmaya çabalayan tarafa dönüşüyorlar.

Ancak mesele bir süre sonra belirginleşiyor:

Şefkat göstermek ile yükümlülük altına girmek birbirine karışabiliyor.

Morton'a göre bazı büyük kız çocukları açısından kontrolü bırakmak yalnızca zahmetli değil; neredeyse sevgiden feragat etmek gibi algılanabiliyor.

En büyük kız olmak ilişkiyi nasıl değiştiriyor?

New York kentinde görev yapan terapist Kathryn Lee, güçlü durma mecburiyetiyle büyüyen bazı büyük kız çocuklarının yetişkinlikte aşırı bağımsız bir karaktere bürünebildiğini ifade ediyor.

Çocukluk döneminin büyük kısmında başkalarının gereksinimlerini öne alan bu insanlar, kendi hislerini fark etmek veya destek talep etmek hususunda aynı konfora sahip olamayabiliyor.

Bu sebeple bağ içinde yakınlık arzulalasalar bile, karşılarındaki insana tamamen güvenmek onlara güç gelebiliyor.

Diğer bir deyişle, sevilmek istiyorlar ancak muhtaç konumda olan taraf olma becerisini kazanamamış olabiliyorlar.

Bu durum ortaklıklarda oldukça alışıldık bir tablo ortaya çıkarıyor.

“Ben hallederim.”

“Merak etme, iyiyim.”

“Sen yorulma, ben yaparım.”

İlk bakışta güçlü izlenimi veren bu ifadeler, zamanla ortaklığın tüm yükünün tek bir omuzda toplanmasına yol açabiliyor.

En büyük sorunlardan biri yardım istemek

Terapistlerin vurguladığına göre büyük kız çocuklarının ilişkilerde karşılaştığı başlıca engellerden biri kırılganlık sergileyebilmek.

Küçük yaşlarda 'güçlü duran' kişi olmaya alışmış biri açısından destek istemek, gereksiz bir zafiyet gibi algılanabiliyor.

Bu nedenle kişi yorgun düştüğünde bile 'iyiyim' diyebiliyor.

İncindiğinde konuyu dile getirmek yerine sessizliği seçebiliyor.

Partnerinin daha fazla ilgi göstermesini arzuladığında bunu açıkça söylemek yerine, karşıdakinin kendiliğinden fark etmesini bekleyebiliyor.

Ardından da umduğu ilgi gelmediğinde kırgınlık baş gösterebiliyor.

Oysa uzmanlara göre burada kritik bir ayrım bulunuyor:

Karşınızdaki kişinin talebinizi tahmin etmemesi, sizi önemsemediği anlamına gelmeyebilir.

Bazen sıkıntı, ihtiyacın hiç dile getirilmemiş olmasından kaynaklanabilir.

Aileden gelen sorumluluk ilişkide de devam edebiliyor

Büyük kız çocuklarının sırtlandığı vazifeler yalnızca romantik bağlarla sınırlı kalmıyor.

Los Angeles'ta çalışan terapist Natalie Moore'a göre bazı büyük kız çocukları aile içinde adeta annenin yardımcısı konumunda büyüyor.

Bu rol ilerleyen yaşlarda da sürdüğünde kişi kendi düzenini kurmuş dahi olsa akrabalarının dertlerini çözmeye devam edebiliyor.

Yaşlanan ebeveynlerin işleriyle yakından ilgilenmek, kardeşlere maddi ya da manevi katkı sunmak yahut aile içindeki anlaşmazlıklarda uzlaştırıcı olmak yine onun göreviymiş gibi algılanabiliyor.

Bu durum romantik ortaklıkta da yeni bir anlaşmazlık üretebiliyor.

Çünkü partner, bağın içerisinde kendisine yeteri oranda alan kalmadığını düşünebiliyor.

Peki neden her şeyi düzeltmeye çalışıyorlar?

Belki de en yıpratıcı kısır döngü bu aşamada baş gösteriyor.

Psikolog Avigail Lev'in belirttiğine göre ilişkisinde problemler yaşayan kişi, mesuliyeti fazlasıyla üstlendiği için çözümün de kendisinde olduğunu varsayabiliyor.

Daha nitelikli iletişim kurarsa...

Daha sükunetle yaklaşırsa...

Kendini biraz daha iyi ifade ederse...

Biraz daha fazla gayret gösterirse...

Her şeyin yoluna gireceğine inanabiliyor.

Bu düşünce bireye hakimiyet duygusu verse de ilişkinin tüm yükünü tek başına sırtlamasına sebep oluyor.

Üstelik her ortaklık daha fazla çabayla kurtarılabilecek bir vaziyette olmayabiliyor.

Bazen karşı tarafın da inisiyatif alması icap ediyor.

Asıl değişmesi gereken şey ne?

Uzmanların dikkat çektiği husus, büyük kız çocuklarının mesuliyet bilincine sahip olmasının başlı başına olumsuz bir özellik barındırmadığı.

Aksine güvenilirlik, sadakat, empati ve aidiyet duygusu bağlarda önemli artılara dönüşebiliyor.

Asıl mesele, kişinin sevilmek uğruna sürekli bir çaba sarf etmek zorunda olduğu inancıyla hareket etmesinden ötürü başlıyor.

Kati Morton'un aktardığına göre büyük kız çocukları, yalnızca ihtiyaç duyulan insan konumunda kalmadıklarını; aynı zamanda tercih edilmeyi ve destek görmeyi de hak ettiklerini fark ettiklerinde ortaklıklarında köklü bir dönüşüm yaşayabiliyor.

Bu aşamada güçlü olmak farklı bir anlam kazanıyor.

Her yükü tek başına omuzlamak yerine yardım kabul etmek...

Her sorunu çözmek yerine kimilerinin çözümünü partnerine bırakmak...

Ve en önemlisi, sevginin sürekli fedakarlık yapmak demek olmadığını kabul etmek.

Çünkü bazen bir ilişkide atılması gereken en zahmetli adım, kontrolü ele geçirmek değil, idareyi bırakıp karşısındakinin de sizin için bir şeyler yapmasına imkan tanımak.

Kaynak: Sözcü

Aynı Saatlerde Yayınlananlar→ Tüm arşiv