
İsrail ve İran Savaşı'nın Maliyet Paradoksu
Savaşın başlangıcından bu yana İsrail, zarar görmeden kârlı çıkıyor.
28 Şubat’ta başlayan savaşın ardından ABD-İsrail çatışması, Tel Aviv ve Tahran için varoluşsal bir tehdit olarak algılanıyor. Ancak son beş ayda yaşananlar, savaşın başlatıcısının, ateşin en az etkilenen tarafı hale geldiğini ve bu süreçten en fazla kazancı elde ettiğini gösteriyor. İran’ın füzeleri ve insansız hava araçları, Körfez bölgesindeki kritik altyapılara saldırırken, Asya ve Arap tüketicileri Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının maliyetini üstleniyor. Ayrıca, Amerikan askerleri İran saldırılarında hayatını kaybederken, Tel Aviv borsa endeksi rekorlar kırıyor, şeker yükseliyor ve İsrail savunma sanayii benzeri görülmemiş kazançlar elde ediyor. Bu durum, İsrail’in, rakiplerinin savunmalarını zayıflatan ve çevresini tahrip eden bir savaşın en az maliyetini üstlendiği anlamına geliyor.
İran’ın savunma doktrini, 40 yıl boyunca oluşturduğu bir anlayışla, çatışmayı İran topraklarının dışına taşıyarak proxy ve müttefik ağlarıyla hareket etmeyi hedefliyordu. Bu ağ, İran’ın caydırıcılığının merkezini oluşturuyordu. Mevcut savaş, bu doktrine tarihteki en sert darbeyi vurdu. 2026’ya giren Hizbullah, 2024’teki savaştan ve Suriye’deki stratejik derinlik kaybından yorgun bir şekilde girdi. Mart ayında, Tahran adına müdahalede bulunarak, yıkıcı bir İsrail cevabı aldı. Sonrasında ABD, Lübnan hükümeti üzerinde Hizbullah’a karşı baskı kurarak, grubun askeri faaliyetlerini yasaklama ve silahtan arındırma konusunda adım atmaya zorladı.
Pro-İran Irak grupları da, benefaktörleri adına müdahalelerde bulundu fakat ABD saldırılarıyla kayıplar verdi. ABD, pro-İran Nuri el-Maliki’nin Irak Başbakanı olmasının önüne geçti ve nispeten bilinmeyen bir bankacı olan Ali el-Zaidi’yi atadı. Bu hükümet, pro-İran gruplarına karşı harekete geçmesi ve onları Eylül ayı sonuna kadar silahsızlandırmaması durumunda ABD’den cezai ekonomik yaptırımlarla karşılaşma tehdidi altında.
Husiler, Hizbullah’ın başına gelenleri ve Washington ile daha önceki çatışmalarının maliyetini göz önünde bulundurarak, çatışmaya girmekte tereddüt ettiler. Artık eyleme geçmek zorunda kaldılar; ancak bu, doğrudan ABD veya İsrail’e değil, Suudi çıkarlarına yönelik. Bu da onları dünyanın en büyük ordularından biriyle yüzleşmeye zorluyor.
Sonuç olarak, İran savaşın yükünü giderek yalnız üstleniyor. İsrail’in en büyük stratejik kazanımlarından biri, savaşın İran’ın 40 yılı aşkın süredir inşa ettiği ağı aşındırmaya hız kazandırmış olmasıdır.
Savaşın doğrudan etkilediği ana cephe olmaksızın, başlangıçta İsrail doğrudan İran füzelerini hedef aldı; ancak bunların çoğu, demir kubbe ve ABD tarafından kurulan ek hava savunma sistemleriyle düşürüldü. Buna karşın, Körfez ülkeleri çok daha yoğun İran saldırılarıyla karşı karşıya kaldı. Mevcut tırmanışta, İran saldırıları, Körfez ülkeleri ve Ürdün’deki sivil altyapılara yoğunlaşırken, İsrail ve İran kıyısındaki Amerikan deniz varlıklarını hedef almaktan kaçındı.
Tahran, ABD aircraft carrier’larına saldırmanın kendisine büyük zarar vereceğini ve İsrail’in iç bölgelerine tekrar saldırmanın, Washington ile görüşmeleri sürdürmeye çalıştığı bir anda savaşın genişlemesine sebep olacağını biliyor. Bunun yerine, Washington’a Körfez komşuları üzerinden baskı yapmayı tercih ediyor.
Sonuç olarak, İsrail’in iç cephesi, hedef setinden etkili bir şekilde çıkarılmış durumda. Bu savaşın başlatıcısı olarak üstlenmesi gereken caydırıcılık maliyeti, bu çatışmaya katılmayan Körfezli sivillere aktarılmış durumda; bazıları ise İsrail ile herhangi bir normalleşme sürecinden en uzak olan ülkelerde bulunuyor. ABD hava saldırıları, İran’ın füze kabiliyetlerini, askeri altyapısını ve üst düzey komutasını aşındırmaya devam ederken, İsrail, bu sürdürülen baskının stratejik avantajlarından faydalanıyor, kendi topraklarında ise karşılık görmüyor.
İsrail, savaşın askeri maliyetlerini ABD ve Körfez ülkelerine başarıyla transfer ederken, ekonomisi de iyi durumda. Banka, savaş nedeniyle tahminlerini düşürmüş olsa da, 2026 için ekonominin yüzde 4 büyümesini bekliyor. 2027 için ise bu oran yüzde 5.5 olarak öngörülüyor. Piyasalardaki gelişmeler de oldukça açık. Şeker, geçen yıl ABD doları karşısında yaklaşık yüzde 20 değer kazandı; Tel Aviv-35 Endeksi sürekli rekorlar kırıyor ve savaşın zirveye ulaştığı Mart ayında Google, İsrailli bulut siber güvenlik girişimi Wiz’i 32 milyar dolara satın aldı. Kısacası, küresel sermaye, bu savaşın, bölgeyi İsrail’in lehine yeniden şekillendirmek için bir fırsat olarak değerlendirildiğini, risk olarak değil.

