
Mustafa Destici: Terör örgütü mensuplarının affedilmesi kabul edilemez
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, çerçeve yasa teklifinin mevcut haliyle kabulünün doğru olmadığını belirterek terör suçlularının affedilmeyeceğini vurguladı.
Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Merkezi'nde basın toplantısı düzenleyen Genel Başkan Mustafa Destici, kamuoyunda çerçeve yasa olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi üzerine değerlendirmelerde bulundu. İncelenen kanun teklifinin mevcut haliyle kabul edilmesinin doğru olmadığını belirten Destici, terörün sona ermesinin milletin ve partisinin en büyük arzusu olduğunu ancak bunun yolunun terör örgütüne hukuki imtiyaz tanımaktan değil, örgütü hukukun ve devletin karşısında tamamen çaresiz bırakmaktan geçtiğini ifade etti. Devletin ceza politikasının bir terör örgütünün fiili tercihine göre şekillendirilemeyeceğini vurgulayan Destici, kurşun sıkmış ve bomba patlatmış hiçbir terör örgütü mensubunun affedilmesinin kabul edilemeyeceğini dile getirdi.
Partisinin kuruluşundan bu yana terörle mücadelede değişmeyen bir çizgi izlediğini söyleyen Destici, ilkeleri şu şekilde sıraladı: Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü tartışma konusu yapılamaz; Anayasa'nın ilk dört maddesi, üniter devlet yapısı, tek bayrak, tek dil, tek vatan ve tek millet anlayışı müzakereye kapalıdır. Terörle ve teröristle müzakere edilmez, devlet otoritesi hiçbir surette pazarlık konusu yapılamaz. Şehit aileleri, gaziler ve terör mağdurlarının adalet beklentisi hiçbir siyasi hedefin gerekçesi olamaz. Ceza adaletinin caydırıcılığı korunmalıdır; parti kişilere karşı işlenen suçlarda bile af düzenlemelerine karşıdır ve terör suçlarında bu karşıtlık evleviyetle geçerlidir. Hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı esastır; yürütmenin yargısal süreçler üzerindeki etkisini artıran düzenlemeler sakıncalıdır. PKK ve bütün türevleri resmen feshedildiğini, silahsızlandığını, Türkiye ve bölge coğrafyasındaki yapılanmalarını tasfiye ettiğini açık ve geri dönülmez biçimde ilan etmedikçe ve sahada doğrulanabilir karşılığı görülmedikçe bu yapılara yasal imtiyaz tanınmamalıdır.
Ceza hukukunun temel ilkelerinden birinin herkesin yalnızca kendi fiilinden sorumlu olması ve kusur ilkesinin cezanın failin kusuruna göre belirlenmesini gerektirmesi olduğunu belirten Destici, teklifte ise bireyin hukuki durumunun örgütün kolektif davranışına bağlandığını kaydetti. Kişi pişmanlık göstermemiş olsa dahi örgüt silah bıraktığı ve Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararı yayımlandığı takdirde düzenlemelerden yararlanabilecektir. Bu durum TCK madde 221'deki bireysel ve doğrulanabilir etkin pişmanlık şartından ayrılmaktadır ve ceza hukuku dogmatiği bakımından klasik kusur teorisinden uzaklaşma anlamına gelmektedir. Nedamet getirmemiş kişilerin örgütün stratejik tercihi nedeniyle soruşturma ve cezadan kurtulması kabul edilemez.
Teklifin genel veya özel af kavramlarını kullanmadığını, Anayasa'nın 87. maddesindeki nitelikli çoğunluğun aranmadığını ve mahkumiyet hükümlerinin varlığını koruduğunu belirten Destici, sonuçlar değerlendirildiğinde soruşturma ve kovuşturmanın ertelendiğini, süre sonunda düşme kararı verildiğini, kesinleşmiş cezanın infazının ertelenerek ceza infaz edilmiş sayıldığını, tutukluluk ve adli kontrolün kaldırılarak hükümlülerin cezaevinden çıktığını ve hak yoksunluklarının kaldırabildiğini ifade etti. Bu sonuçlar zincirinin hukuken af olarak nitelendirilmese bile fiilen affa eşdeğer bir netice ürettiğini belirten Destici, olası bir anayasallık denetiminde af sonucunun adı değiştirilerek Anayasa'nın 87. maddesindeki nitelikli çoğunluk şartının aşılabileceği sorusunun gündeme gelmesinin muhtemel olduğunu kaydetti.
Sahadaki gerçekler görmezden gelinerek kurgulanan bir yasal çerçevenin başarıya ulaşamayacağını söyleyen Destici, teklifin 1. ve 3. maddelerinin sonuçları örgütün fiili varlığına son verdiğinin tespitine bağladığını belirterek iktidara şu soruları yöneltti: Örgüt uyuşturucu ticareti, haraç, Avrupa'daki kampanya gelirleri ve finans kaynaklarından vazgeçmiş midir? Türkiye ve Avrupa'da yürütülen sempatizan toplama, kadro devşirme ve propaganda faaliyetleri sona ermiş midir? Başta ABD, İsrail, Fransa ve Yunanistan olmak üzere dış aktörlerin örgüte yönelik silah, mühimmat ve istihbarat desteği tamamen sona ermiş midir? Suriye'deki PYD/YPG yapılanması silahlı unsurlarını tasfiye etmiş midir? Örgüt, üniter yapıyı hedef alan ayrılıkçı emellerinden vazgeçmiş midir? Teslim edilen silahların envanteri ile bilinen envanter karşılaştırılmış mıdır? Sembolik teslim ile fiili silahsızlanma arasındaki fark hangi ölçütle tespit edilecektir?
Bu sorulara teklif metninde ve gerekçesinde cevap verilmediğini, bütün doğrulama yükünün 'Güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararı' denilerek havale edildiğini belirten Destici, KCK, PJAK, PÇDK, Tevgera Azadi ve PYD/YPG gibi onlarca türev yapının PKK'nın ekosisteminin parçası olma gerçeğinin ortadan kalkmadığını vurguladı. Örgütün tamamen dağıldığı yönündeki soyut beyanların tek başına hukuki güvence sayılamayacağını ifade etti.
Siyasi ve istihbari açıdan terör örgütünün sahadaki askeri sıkışmışlık nedeniyle silahla elde edemediği hedeflere yasal düzenlemeler aracılığıyla ulaşma arayışı içinde olduğunu belirten Destici, BBP olarak dibini görmedikleri suya girmeyeceklerini söyledi. Sürecin tasfiye değil, kadrolara hukuki güvence kazandırıp mücadeleyi siyasi zemine taşıyacağı aşamalı bir esneklik stratejisi olarak değerlendirildiğine dair emareler bulunduğunu belirten Destici, bağımsız ve çok katmanlı doğrulama mekanizmaları kurulmadan atılacak adımların örgüt kadrolarının kamu kurumlarına veya stratejik altyapılara sızma riskini beraberinde getireceğini ifade etti. Teklifin 7. maddesinin dördüncü fıkrasındaki hak yoksunluğunu kaldırma mekanizmasının bu riske kapı araladığını söyleyen Destici, 40 yıldır silah sıkmış birisinin Meclis'e giremeyeceğini ve devlet kadrosunda yer alamayacağını, dışarıdan hiçbir teröristin alınmaması ve cezasını çekenlerin sınır dışı edilerek ülkenin teröristlerden temizlenmesi gerektiğini belirtti.
Teklifin en büyük eksiğinin mağdurun metinde yer almaması olduğunu dile getiren Destici, hukuk devletinin yalnızca fail değil mağdur bakımından da adalet üretmek zorunda olduğunu söyledi. Kırk yılı aşkın mücadelede on binlerce şehit, gazi ve terör mağduru olduğunu hatırlatan Destici, teklifin kasten öldürme suçlarını kapsam dışı bırakmasının doğru bir tercih olduğunu ancak gazileri sakat bırakan yaralama fiilleri, sivillerin hedef alındığı patlayıcı saldırıları, kaçırma, alıkoyma, fidye, köy boşaltma ve zorla yerinden etmeler bakımından erteleme öngörmesini ve sürenin sonunda düşme kararı verilmesini kabul etmediklerini vurguladı. Mağdurun bu süreçte hiçbir usuli imkana sahip olmadığını, görüşünün alınmadığını, davaya katılma hakkının işlevsizleştiğini, tazmin ve onarım öngörülmediğini ve hakikatin tespitine yönelik mekanizma kurulmadığını belirtti.
Karşılaştırmalı hukuktaki bütün ciddi örneklerde mağdur haklarının sürecin merkezinde yer aldığını, incelenen teklifin bu yönüyle uluslararası tecrübenin çok gerisinde kaldığını kaydeden Destici, bunun teklifin en ağır siyasi kusuru olduğunu ifade etti. Şehit ailelerinin adalet beklentisini göz ardı eden hiçbir düzenlemenin toplumsal mutabakata hizmet etmeyeceğini ve partileri tarafından kabul görmeyeceğini vurguladı.
Devlet mağlup olmuş ve terör örgütüyle müzecereye mecbur kalmış gibi bir izlenim ortaya çıktığını ileri süren Destici, bu algının gerçeğe aykırı ve kabul edilemez olduğunu belirtti. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin terörle mücadelede PKK'yı ezdiğini ve yok ettiğini, kanun teklifinin gerekçesinde de bu üstünlüğün zımnen kabul edildiğini söyledi. Tom Barrack başta olmak üzere uluslararası aktörlerin söylemleriyle tırmandırılan, etnik ve mezhepsel fay hatlarını hedef alan yönlendirmeler karşısında gerekli diplomatik ve hukuki tedbirlerin kararlılıkla alınması gerektiğini belirten Destici, Türkiye'nin egemenlik haklarını hedef alan dış müdahaleler karşısında istenmeyen kişi ilan etmek dahil bütün meşru diplomatik imkanların tereddütsüz işletilmesi gerektiğini ifade etti.
BBP'nin duruşunun konjonktürel değil ilkesel olduğunu ve kuruluşundan bu yana değişmediğini yineleyen Destici, terörle ve teröristle müzakere edilmeyeceğini, devlet otoritesinin pazarlık konusu yapılamayacağını, ceza politikasının terör örgütünün tercihine göre şekillendirilemeyeceğini, kurşun sıkmış ve bomba patlatmış hiçbir terör örgütü mensubunun affedilmesinin kabul edilemeyeceğini kaydetti. Şehit aileleri, gaziler ve terör mağdurlarının hukuku her türlü siyasi hesabın üzerindedir; devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, üniter yapı, tek bayrak, tek dil ve tek millet anlayışı müzakereye kapalıdır.





