28 Temmuz 2026 Salı
Gundemnabzi

Selçuk Karaman'ın ailesi AYM'ye başvurdu

İstanbul'da komşusunun bıçaklı saldırısında hayatını kaybeden Selçuk Karaman'ın ailesi, sanığa verilen cezayı yetersiz bularak Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu.

Haber Merkeziİlk yayın:

İstanbul'da 2021 yılında komşusu Fatih Özcan Işık'ın bıçaklı saldırısı sonucu yaşamını yitiren Selçuk Karaman'ın yakınları, sanığın "kasten öldürme" suçundan cezalandırılması talebiyle başlattıkları hukuk mücadelesini üst mahkemelere taşıdı. Savcılığın hazırladığı iddianamede "kasten öldürme" suçu istenmesine rağmen, yerel mahkeme sanığı "kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma" suçundan 11 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırdı. İstinaf ve Yargıtay süreçlerinin ardından karar kesinleşirken, aile bireyleri Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulundu.

İstanbul'un Sarıyer ilçesinde 23 Mart 2021 tarihinde meydana gelen olayda, Fatih Özcan Işık komşusu Selçuk Karaman'ı bıçaklayarak ölümüne yol açtı. Sürecin başından bu yana Karaman ailesi, saldırganın daha ağır bir suçlamayla yargılanması gerektiğini her aşamada savundu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Fatih Özcan Işık hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 81. maddesi gereğince "kasten öldürme" suçundan dava açılması istendi. Metinde, sanık ile maktul arasında daha önceden husumet bulunduğu, sanığın Karaman'ı birden fazla kez bıçaklayarak ölümüne neden olduğu vurgulandı ve cezalandırılması talep edildi.

Yargılamayı yapan İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi, sanığın eylemini "kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma" kapsamında değerlendirdi. Mahkeme, Fatih Özcan Işık'ı 11 yıl 8 ay hapis cezasına mahkum etti.

Karaman ailesinin avukatı Deniz Dilek istinaf başvurusunda kararın eksik incelemeye dayandığını savundu. Dilekçede, soruşturmanın eksik yürütüldüğü, olay yerinde keşif yapılmadığı, tanıkların dinlenmediği ve eylemin "kasten öldürme" kapsamında ele alınması gerektiği ifade edildi. Sanığın olay yerine bıçakla geldiği ve saldırıya kararlı şekilde başladığı savunuldu.

İstinaf dilekçesinde, Adli Tıp Kurumu raporunda ölümcül yaralanmanın diz bölgesinden girip karşı taraftan çıkan tek bir bıçak darbesiyle büyük damarın kesilmesi sonucu meydana geldiğine dikkat çekildi. Bu durumun rastgele bir darbe değil, ileri yönlü ve güçlü bir hamle olduğu öne sürüldü, keşif yapılmamasının olayın aydınlatılmasını engellediği belirtildi.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, sanık müdafileri ile katılan aile vekilinin başvurularını inceleyerek ilk derece mahkemesinin kararında hukuka aykırılık bulunmadığına karar verdi. Daire, delillerin yeterli olduğunu belirterek istinaf taleplerini esastan reddetti.

Dosya daha sonra Yargıtay 1. Ceza Dairesi'ne taşındı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinde, yerel mahkemenin sanık ile maktul arasındaki husumetin derecesini araştırmadığı ve olay yerinde keşif yapmadığı gerekçeleriyle hükmün bozulmasını istedi.

Ancak Yargıtay 1. Ceza Dairesi, sanığın öldürme kastını ortaya koyan kesin delil bulunmadığı, olayın ani gelişen kavga ortamında yaşandığı ve yerel mahkemenin kararında hukuka aykırılık olmadığı gerekçesiyle temyiz taleplerini reddederek hükmü onadı.

Yargı sürecinin tamamlanmasının ardından Selçuk Karaman'ın ailesi Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulundu. Başvuruda, sanığın "kasten öldürme" yerine daha hafif bir suçtan cezalandırılmasının hukuka aykırı olduğu savunularak adil yargılanma hakkının ihlal edildiği öne sürüldü.

Başvuruda, mahkemenin olayın oluş biçimini yeterince araştırmadığı, keşif yapılmadığı, husumetin incelenmediği, sanığın bıçağı olaydan sonra ortadan kaldırdığı iddiasının araştırılmadığı ve sanığın değişen savunmalarının dikkate alınmadığı dile getirildi.

Sanığın sadece 4 buçuk yıl hapiste kaldıktan sonra 11. Yargı Paketi kapsamındaki denetimli serbestlikle tahliye edildiği kaydedildi. Sanığın eylemi planlı gerçekleştirdiği, öldürmeye elverişli bıçak kullandığı ve saldırıya kendi isteğiyle son vermediği ileri sürülerek eylemin "kasten öldürme" sayılaması istendi.

Başvuruda, mahkemenin yalnızca ölümcül darbenin yerine odaklandığı, taraflar arasındaki husumet, olay öncesi yaşananlar, sanığın sabıka kaydı ve saldırının biçiminin değerlendirilmediği ifade edildi.

Sanığın kasap olması sebebiyle bıçağı etkili kullanma bilgisine sahip olduğu ancak bu hususun göz ardı edildiği belirtilerek mahkemenin suç vasfını yanlış belirlediği savunuldu. Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvuruda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi ile Anayasa'nın 36. maddesindeki adil yargılanma hakkının ihlal edildiği belirtilerek hak ihlali kararı verilmesi talep edildi.

Kaynak: Haberler.com

İlgili Haberler