
ABD siyasetindeki değişim Filistin için yeni bir fırsat sunuyor
ABD siyasetinde İsrail'e yönelik iki partili geleneksel desteğin zayıflaması, Filistin halkı için kendi kaderini tayin etme yolunda yeni bir siyasi zemin yaratıyor.
Michigan'da 5 Ağustos tarihinde yapılan ABD Senatosu Demokrat Parti ön seçimlerinde, parti yönetiminin desteklediği Haley Stevens'ı geride bırakan ilerici aday Abdul El-Sayed zafer elde etti. Bu yarış, Demokrat Parti içinde İsrail'e verilen destek konusunda yaşanan derin ayrışmayı gözler önüne serdi. Diğer ilerici isimler gibi El-Sayed de İsrail'e açıkça eleştiriler yöneltirken Filistin davasıyla dayanışma içinde olduğunu ifade ediyor. Stevens ise İsrail yanlısı siyasi eylem komitelerinden destek alıyordu.
Uzun yıllar boyunca İsrailli yöneticiler, Washington'daki iki partili desteğin Beyaz Saray'da hangi yönetim bulunduğundan bağımsız olarak süreceğini varsaydı. Ancak on yılın ortasına gelindiğinde ABD'deki bu ikili destek aşınmaya başladı. Bu durum, Filistinliler için değişen kamuoyunu; İsrail işgalinin sona ermesini ve Filistin'in kendi kaderini tayin hakkını destekleyecek kalıcı bir siyasi baskıya dönüştürmek adına ender bir fırsat sunuyor.
Pew Research Center tarafından nisan ayında yayımlanan bir ankete göre, ABD'li yetişkinlerin yüzde 60'ı İsrail'e olumsuz bakıyor ve bu olumsuz algı özellikle genç Amerikalılar arasında daha baskın hissediliyor. Bu eğilimler, Filistin haklarına yönelik topyekûn bir desteğe dönüşmese de İsrail'e verilecek sarsılmaz desteğe dair eski varsayımların giderek zayıfladığını gösteriyor.
Bu değişim, geleneksel olarak İsrail yanlısı olan kesimlerde de açıkça görülüyor. Mart 2026'da J Street tarafından yapılan bir anket, Amerikalı Yahudilerin yüzde 70'inin İsrail'e koşulsuz askeri ve mali yardıma karşı çıktığını ortaya koydu.
ABD ile İsrail arasındaki yakın ilişkileri geleneksel olarak destekleyen Cumhuriyetçiler ve muhafazakâr Hristiyanlar arasında dahi İsrail'e yönelik olumsuz görüşler artış gösteriyor. Demokrat siyasetin gelecekteki yönü belirsizliğini korusa da, parti yönetiminin önceki kuşaklarına kıyasla İsrail politikasına daha az eleştirel yaklaşacak bir Demokrat başkan adayının çıkması artık zor görünüyor. Öte yandan, ABD'nin İsrail'e yardımını sonlandırmayı amaçlayan yasa teklifleri gibi kongre girişimleri, bir zamanlar siyasi olarak düşünülemeyen tartışmaların ana akıma girdiğini kanıtlıyor.
İsrailli politikacılar, ABD'deki iki partili desteğin artık garanti olmadığını giderek daha fazla fark ediyor. Muhalefet liderleri, Başbakan Benjamin Netanyahu'yu, İsrail'i Amerikan siyasetinin tek bir tarafına çok fazla yaklaştırarak bu uzlaşının aşınmasına katkıda bulunmakla açıkça eleştiriyor.
Bununla birlikte, İsrail muhalefetinin çatışmanın kendisine yaklaşımında kökten farklı bir çizgi benimsendiğine dair pek bir emare bulunmuyor. Netanyahu olmadan kurulan son hükümet, daha geniş siyasi koalisyonuna rağmen farklı bir söylemle Filistin haklarını baltalamaya devam eden politikalar izledi.
Filistinliler için yalnızca Amerikan siyasetini değiştirmek tek başına farklı sonuçlar doğurmayacak. ABD ile ilişki kurmak adına geniş hedefler yerine net ve ulaşılabilir politika hedefleri etrafında örülmüş tutarlı bir stratejiye ihtiyaç duyuluyor.
Ana akım siyasete ve seçilmiş kurumlara daha fazla ilerici ismin girmesi, Demokrat Parti yönetimini politikalarını gözden geçirmeye zorluyor. Bu siyasi akışkanlık, Filistin devletinin tanınmasını Demokratların seçim kampanyalarının merkezine koymak için bir imkân yaratıyor.
Aynı zamanda Filistinliler; uluslararası hukuk çerçevesinde hesap verebilirlik, UNRWA'nın (Filistinli mülteciler için BM ajansı) insani yardımlarının yeniden sağlanması, insan hakları ihlallerinden şüphelenilen yabancı askeri birliklere ABD yardımını yasaklayan Leahy Yasaları gibi mevcut ABD yasalarının uygulanması, Gazze'nin yeniden inşası ve kalıcı işgalini pekiştiren politikaların sonlandırılması yönünde daha geniş ve tutarlı bir gündemi savunmalıdır.
Bu durum, her konuda tam uyum sağlanamayacağının kabul edilmesini gerektiriyor. Sürdürülebilir koalisyonlar kurmak, tutarlı ilkelerden sapmadan kısmi anlaşmaları kabul etmeyi zorunlu kılıyor.
Ancak Filistin hareketi kendini yalnızca Demokrat Parti ile sınırlamamalıdır. Cumhuriyetçi Parti içinde de İsrail'e koşulsuz destek vermenin ABD için zararlı olduğunu kabul edenlerin sayısı artıyor. Etkili isimler, İran çatışmasındaki başarısızlık algısını giderek İsrail politikalarına bağlıyor.
Bu kesimlerle kurulacak temasın yaklaşımı farklı olmalıdır. Cumhuriyetçilerle Filistin hakları üzerine yapılacak görüşmeler; hesap verebilirlik, mali sorumluluk, bölgesel istikrar ve ABD ulusal çıkarları dili üzerinden yürütülebilir.
Evanjelik Hristiyanlarla yapılacak diyaloglar ise teolojinin kendisiyle etkileşime girmeyi gerektirir. Bu noktada, Bethlehem merkezli Pastor Munther Isaac gibi isimlerin sesleri, toprağın münhasır haklarına dair dini iddialara dayanan anlatılara meydan okumada özellikle önem taşıyor.
Amerikan sağında ortaya çıkan değişimlerin nasıl yönetileceği önemli bir sınav olacaktır. MAGA hareketinin bazı kanatlarında İsrail'e yönelik şüphecilik, Filistin haklarına duyulan destekten ziyade İsrail'in ABD politikaları üzerindeki algılanan etkisine karşı duyulan tepkiden kaynaklanmaktadır. Bazı durumlarda bu argümanlar antisemitik komplo teorileriyle örtüşerek temas için ek karmaşıklık ve risk yaratmaktadır.
Filistin'in stratejisi ayrıca Körfez aktörlerinin Washington'daki ve küresel diplomasi üzerindeki artan etkisini de hesaba katmalıdır. Suudi Arabistan gibi ülkeler ABD için giderek daha önemli bölgesel ortaklar haline gelmiş ve diplomatik sonuçları şekillendirme kapasiteleri genişlemiştir.
İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki normalleşme sürecinin, işgalin son bulmasından ve Filistin'in kendi kaderini tayin hakkına kavuşmasından bağımsız olarak ilerleyebileceği varsayımı; özellikle Gazze savaşı ve İran etrafındaki daha geniş bölgesel istikrarsızlığın ardından sürdürülemez hale gelmiştir.
Bu nedenle Filistinliler, bölgesel etkiyi; işgalin sonlandırılmasını, Filistin devletinin tanınmasını ve siyasi hakları gelecekteki bölgesel düzenlemelerin merkezine koyan koordine bir diplomatik stratejiye dönüştürmek için Körfez ortaklarıyla birlikte çalışmalıdır.
Mevcut güç yapıları yakın dönemi şekillendirmeye devam edecektir, ancak kuşağın değişmesi, ABD politikalarına yönelik artan incelemeler ve her iki parti içindeki yoğun tartışmalar, Filistin için birkaç yıl önce var olmayan siyasi alanlar açmıştır.
Bu açılımların daha fazla hesap verebilirlik ve barışa yönelik yenilenmiş bir yol üretip üretmeyeceği; sürdürülebilir savunuculuğa, disiplinli mesajlaşmaya ve koalisyon kurma çalışmalarına bağlı olacaktır.
Bu makalede ifade edilen görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nın editoryal duruşunu yansıtmak zorunda değildir.






