
Ahmet Davutoğlu parti siyasetinden çekildiğini açıkladı
Gelecek Partisi'nin siyasi faaliyetlerine son vermesinin ardından Ahmet Davutoğlu parti siyasetinden ayrıldı. Davutoğlu'nun diplomatik geçmişi ve siyasi kariyeri tartışmalı bir miras bırakıyor.
Ahmet Davutoğlu, bir dönem Türkiye'nin en etkili isimlerinden biriydi. Yüzyılın başından itibaren ülkenin iddialı dış politikasını şekillendiren akademisyen, dışişleri bakanlığı ve başbakanlık görevlerini üstlendi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AK Parti) başına getirildi. Ancak ilerleyen süreçte, bizzat inşa edilmesine katkı sunduğu siyasi sistemin eleştirmeni haline geldi.
Kurucusu olduğu muhalefetteki Gelecek Partisi'nin siyasi faaliyetlerini durduracağını duyurmasının ardından Davutoğlu, parti siyasetinden çekiliyor. Bu kararı bir teslimiyet olarak nitelendirmeyen Davutoğlu, Türkiye'nin "kirlenmiş siyasi iklimi" olarak adlandırdığı ortamdan uzaklaşma çabası olarak tanımladı. Onun gidişi, Türkiye'nin diplomatik vizyonunu dönüştüren ancak fikirlerini ve popülaritesini bağımsız bir siyasi harekete dönüştürmekte zorlanan bir entelektüelin tartışmalı mirasını geride bırakıyor.
1959 yılında Konya'nın Taşkent ilçesinde dünyaya gelen Davutoğlu, Boğaziçi Üniversitesi'nde ekonomi ve siyaset bilimi eğitimi aldıktan sonra akademisyen oldu. Malezya'da ve Türkiye'deki üniversitelerde ders veren akademisyene öğrencileri hükümet döneminde de peşini bırakmayan "Hoca" unvanıyla hitap ediyordu.
Davutoğlu, Türkiye'nin coğrafyasının, Osmanlı tarihinin ve Balkanlar, Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya ile olan bağlarının onu Avrupa'nın çevresine sıkışmış bir ülke yerine merkezi bir diplomatik güç haline getirebileceği argümanına dayanan "stratejik derinlik" doktrini ile tanındı. AK Parti'nin 2002 yılında iktidara gelmesinin ardından Erdoğan'ın baş dış politika danışmanı oldu. 2009 yılında dışişleri bakanı olarak atandı ve 2011'de parlamentoya girdi.
Hükümetteki ilk yılları, Türk etki alanının genişlemesiyle aynı döneme denk geldi. Ankara büyükelçilikler açtı, Afrika ve Orta Doğu'daki varlığını güçlendirdi, bölgesel anlaşmazlıklarda arabuluculuk yaptı ve komşu ülkelerle ticareti ile vizesiz seyahati teşvik etti. Bu yaklaşım "komşularla sıfır sorun" olarak anılmaya başlandı.
Türkiye'nin muhafazakar entelektüel geleneğini yakından tanıyan yazar ve analist Tarık Çelenk, Davutoğlu'nun ülkenin diplomatik kültürünü değiştirdiğini belirtti. Çelenk, Davutoğlu'nun dış işleri kadrolarında bir zihniyet değişimine yol açtığını ve diplomasiyi işletmelere ile sivil toplum kuruluşlarına açtığını vurguladı.
Çelenk, Davutoğlu'nun Türkiye'yi aksi takdirde uyumsuz olabilecek aktörlerle iletişim kurabilecek kapasitede bir ülke olarak konumlandırmaya çalıştığını kaydetti. Davutoğlu'nun Hamas ve Rusya ile iyi ilişkiler kurabildiği gibi ABD ile de iyi ilişkiler sürdürebildiğini ekledi.
Davutoğlu bu yoğun ve çok yönlü angajmanı, rakip bölge ve küresel güç merkezleri arasında diyaloğu sürdürme çabası olarak "ritmik diplomasi" şeklinde adlandırdı.
Ancak analistlere göre Arap ayaklanmaları, özellikle de Suriye'deki savaş bu vizyonun sınırlarını ortaya çıkardı. Türkiye Suriye muhalefetini destekledi ve Devlet Başkanı Beşar Esad hükümetinin hızla düşeceğini öngördü. Bunun yerine çatışma kitlesel yerinden edilmelere, güvenlik tehditlerine ve uzun süreli istikrarsızlığa yol açtı.
Tarık Çelenk, dış politikadaki temel hatasının çok duygusal ve romantik olması olduğunu belirterek, Davutoğlu'nun idealizm, romantizm ile realizm arasında sınırlar çirmekte zorlandığını ifade etti.
Erdoğan 2014 yılında başbakanlık koltuğundan cumhurbaşkanlığına geçtiğinde, AK Parti liderliği ve başbakanlık görevini devralması için Davutoğlu'nu seçti. Bu düzenleme temel bir çelişki barındırıyordu. Türkiye'nin o dönemki parlamenter sistemi altında Davutoğlu hükümetin resmi başkanıydı. Ancak Erdoğan iktidar partisine hakim olmaya ve bir başkanlık sistemini savunurken cumhurbaşkanlığından yetki kullanmaya devam etti.
Davutoğlu, AK Parti'yi 2015 yılındaki iki seçim boyunca yönetti. Haziran ayındaki seçimde parlamenter çoğunluğun kaybedilmesinin ardından parti, Kasım ayındaki seçimde ulusal oyların neredeyse yarısını alarak çoğunluğu yeniden kazandı. Yine de bu zafer Davutoğlu'na bağımsız bir güç tabanı kazandırmadı.
Çelenk'e göre Davutoğlu siyasete "kurtların, tilkilerin, çakalların ve yılanların" olmadığı bir orman hayal ederek girdi ancak başbakanlık yaparken bu ormanın var olmadığını keşfetti.
Atamalar, yönetim tarzı ve Erdoğan'ın başkanlık yetkilerini genişletme çabaları konusundaki anlaşmazlıkların ardından Davutoğlu 2016 yılında görevinden ayrıldı. Üç yıl daha AK Parti'de kaldıktan sonra 2019'da istifa ederek Gelecek Partisi'ni kurdu.
Parti, Erdoğan'dan hayal kırıklığına uğramış muhafazakar seçmenleri çekmeye çalışırken parlamenter demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve hesap verebilir bir hükümeti savundu. Ancak hiçbir zaman önemli bir seçmen desteğine ulaşamadı.
Siyaset bilimci Berk Esen, iktidar partisinin devlet kaynaklarına ve medyanın büyük kısmına geniş erişime sahip olduğu Türkiye'de muhalefet partilerinin yapısal dezavantajlarla karşı karşıya olduğunu belirtti.
Ancak Esen, bu koşulların Davutoğlu'nun partisinin başarısızlığını tam olarak açıklamadığını ekledi. Esen, Gelecek Partisi'nin daha kuruluşundan itibaren ölü doğmuş bir parti olduğunu savundu.
Davutoğlu ve AK Parti'nin bir diğer eski üst düzey figürü olan Ali Babacan, halihazırda sınırlı olan küskün muhafazakar seçmen havuzunu bölerek ayrı muhalefet partileri kurdular. Her ikisi de görev yaptıkları hükümetlerin geçmişleriyle yüzleşmekte zorlandı.
2023 seçimlerinde Gelecek Partisi adayları, dönemin Türkiye'nin ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) listelerinden parlamentoya girdi. Bu düzenleme sandalye kazandırdı ancak partinin daha büyük bir organizasyona olan bağımlılığını gözler önüne serdi.
Esen, garantili temsil peşinde koşmanın Gelecek Partisi'nin Türkiye genelinde kendi adaylarını çıkarmasını ve yerel ağlar kurmasını engellediğini ifade etti. Kısa vadede küçük bir başarı elde etmek için partinin kurumsal kimliğinin orta vadede harcandığını ve partinin kapanma nedeninin de bu olduğunu belirtti.
Çelenk de benzer bir değerlendirmede bulunarak, Gelecek Partisi'nin hiçbir zaman geleceğin partisi olamadığını, geçmişte sıkışıp kaldığını söyledi.
Yine de Çelenk, başarısız parti lideri Ahmet Davutoğlu ile entelektüel Ahmet Davutoğlu arasında bir ayrım yaptı. Ahmet Davutoğlu'nu politikacı olarak sonuna kadar eleştirebileceklerini belirten Çelenk, muhafazakar kesim içindeki entelektüel üretim kapasitesinin küçümsendiğini ve ciddiye alınmadığını kaydetti.
Berk Esen, Erdoğan iktidarda olduğu sürece Davutoğlu'nun önemli bir siyasi etki yaratabileceğine şüpheyle yaklaştığını belirtti ve siyasi kariyerinin pratikte sona ermiş göründüğünü ifade etti.
Buna karşın analistler, Davutoğlu'nun çekilme gerekçesinde haklılık payı buldu. Çelenk, dört sayfalık mektubun ülkenin, siyasetin ve toplumun ulaştığı duruma dair ciddi bir teşhis sunduğunu söyledi. Esen de Türk siyasetinin oldukça kirlendiğini ve otoriterleştiğini kabul ederek, Davutoğlu'nun bazı eleştirilerinin bu nedenle haklı temellere dayandığını ekledi.
Davutoğlu, vadettiği muhafazakar demokrat alternatifini kuramadan parti siyasetinden ayrılıyor. Ancak ortaya koyduğu bazı fikirler ve diplomatik uygulamalar iktidarını kaybetmesinin ardından da varlığını sürdürerek, mirası üzerindeki tartışmaların kurduğu partiden daha uzun süre yaşamasını sağlayacak.
Çelenk, Davutoğlu siyasetten ayrılırken ve kurumsal siyasetten çekilirken bu durumun mutlaka hatırlanması gerektiğini vurguladı.



