
Antalya'da yeni yuvalama alanları bulunan Nil kaplumbağaları tehdit altında
Uluslararası Doğayı Koruma Birliği'nin Kırmızı Listesi'nde yer alan Nil kaplumbağalarının Antalya'daki yeni yuvalama alanları tespit edildi. Uzmanlar, yapılaşma ve insan faaliyetlerinin türü tehdit ettiğini belirtiyor.
EKAD Kızılot Proje Koordinatörü Fatih Polat, Türkiye genelinde derelerin Akdeniz'e döküldüğü tatlı sularda yaşamını sürdüren Nil kaplumbağaları üzerine yürüttüğü araştırmalarda Antalya'da yeni yuvalama bölgeleri belirledi. Bilimsel adıyla Trionyx triunguis olarak bilinen bu canlıların göl ve nehir gibi tatlı sularda yaşadığını aktaran Fatih Polat, tuz toleransları sayesinde denizlere de rahatlıkla çıkabildiklerini ve yaklaşık 55 metre derinliğe kadar ulaşabildiklerini ifade etti. Bu canlıların yumuşak kabuklu türler arasında yer aldığını ve sırt kısımlarının tamamen deriyle kaplı yelpaze şeklinde bir yapısı bulunduğunu kaydetti.
Akdeniz kıyılarında Dalyan-Dalaman bölgesinden başlayarak Asi Nehri'ne kadar uzanan bir yaşam alanına sahip olduklarını dile getiren Polat, en yoğun popülasyonun Dalyan-Dalaman ile Adana'daki Seyhan Nehri çevresinde görüldüğünü bildirdi. Bu bölgelerin türün yuvalayabildiği en geniş ve aynı zamanda daha bakir alanlar olduğunu, diğer bölgelerde ise yeterli saha çalışması yapılmadığını belirtti.
En son 2001 yılında yapılan araştırmalara göre ülke genelinde 1000 bireyden daha az Nil kaplumbağası kaldığının kayıtlarda yer aldığını hatırlatan Fatih Polat, ancak kendisinin bu rakama inanmadığını dile getirdi. 2018 yılından bu yana tür üzerinde çalışmalar yürüttüğünü ve aynı konuyu yüksek lisans tezi olarak ele aldığını belirten Polat, sekiz yıllık saha çalışmaları sonucunda özellikle Antalya'daki bazı derelerde çok sayıda birey barındıran yoğun popülasyonlar tespit ettiğini kaydetti.
Konuya ilişkin çeşitli akademik yayınlar yaptıklarını ve 4-5 yeni yuvalama bölgesi keşfettiklerini anlatan Polat, Uluslararası Doğayı Koruma Birliği'nin (IUCN) Kırmızı Listesi'ne göre 2021 yılından bu yana bu türün tamamen 'kritik tehlike altında' kategorisinde bulunduğunu vurguladı. Diğer deniz kaplumbağalarıyla kıyaslandığında bu canlıların çok daha ciddi bir tehditle karşı karşıya olduğunu belirten Polat, popülasyonu tehlikeye atan en büyük etkenin insan kaynaklı yapılaşmalar olduğunu kaydetti.
Derelerin denizle buluştuğu noktaların yoğun bir şekilde yapılaşmaya ve betonlaşmaya kurban gitmesinin en büyük tehlikeyi oluşturduğunu belirten Fatih Polat, bunun yanı sıra salgın sürecinden sonra yaygınlaşan hobi amaçlı olta balıkçılığının da hayvana büyük zarar verdiğini ifade etti. Hayvanların hem etçil hem otçul beslendiğini söyleyen Polat, oltaların ucundaki yemleri yutmaya çalışan kaplumbağaların kancaların içlerinde kalması nedeniyle hayatını kaybettiğini aktardı.
Özellikle turistik tesislerin bulunduğu bölgelerde tatilcilerin hayvanları elle beslemesinin de olumsuz sonuçlar doğurduğunu kaydeden Polat, Manavgat'ta bu tür beslemelerin yapıldığı bir iki nokta tespit ettiklerini belirtti. Ziyaretçilerin bu canlıları caretta caretta sandığını ve otellerdeki kahvaltılardan aldıkları simit, ekmek, yumurta ve beyaz peynir gibi gıdalarla beslediğini dile getiren Polat, uzun süreli bu tür beslemenin hayvanların doğal yapısında ciddi bozulmalara yol açacağını kaydetti.
Antalya sınırları içindeki yaklaşık 20-25 derede incelemelerde bulunduklarını belirten Polat, inceledikleri her derede 50'den fazla bireyi net bir şekilde gözlemleyebildiklerini aktardı. Bu saatin tamamı değerlendirildiğinde toplam sayının 1000 bireyin üzerinde olduğunu düşündüğünü ifade eden Polat, bu konuda kapsamlı bir çalışma gerçekleştireceklerini belirtti. Ancak toplam birey sayısı 1000'in üzerinde olsa bile, yuvalama alanlarının yok olması nedeniyle geriden gelen yavruların suya ulaşmasında büyük sorunlar yaşandığını dile getirdi.
Araştırma yürüttükleri bazı bölgelerde yuvalama alanlarının fazlasıyla daraldığına dikkat çeken Polat, suyun kıyı kesimlerine bırakılan çok sayıda kayanın bitki örtüsünün (vejetasyonun) yok olmasına yol açtığını ifade etti. Hayvanların kıyıya çıkamayarak yuva kuramadığını, bu durumdan dolayı sıkışan kaplumbağaların yumurtalarını doğrudan suya bırakmak zorunda kaldığını anlattı.
Daralan alanlar yüzünden üst üste yuvalama yapmak zorunda kalan bireylerin durumuna değinen Polat, yaklaşık 5 metrekarelik bir sahada 30-35 ayrı yuva tespit ettiklerini söyledi. Alanın darlığı ve yuvaların üst üste binmesi nedeniyle kaplumbağaların birbirlerinin yuvalarına zarar verdiğini belirten Polat, bu durumun yavru çıkış başarısını olumsuz etkilediğini ve yuvalama sayısı yüksek olsa bile alan eksikliğinin nesli daha büyük bir tehlikeye soktuğunu kaydetti.
2018 yılından bu yana Belek, Manavgat ve Alanya hatlarında çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Polat, kaplumbağaların kıyılarda yaklaşık 30 santimetre derinliğinde çukurlar kazarak ortalama 25-30 yumurta bıraktığını bildirdi. Belek ve Manavgat sahalarında yuvadan yavru çıkış oranını yüzde 45 olarak hesapladıklarını aktaran Polat, bırakılan 30 yumurtadan ancak yaklaşık yarısının çıkabildiğini söyledi.
Nil kaplumbağalarının da deniz kaplumbağaları gibi erginliğe ancak 15-20 yıl sonra erişebildiğini kaydeden Fatih Polat, bu uzun zaman zarfı içerisinde su ortamında çok fazla ölüm gerçekleştiğini belirtti. Bu nedenle kaç bireyin yetişkin hale gelebildiğine dair net bir çalışma yapılamadığını ifade eden Polat, caretta carettalarda olduğu gibi 1000 bireyden yalnızca 1 ya da 2'sinin erginleşerek yeniden aynı kumsallara yumurta bırakmaya geldiğini tahmin ettiklerini sözlerine ekledi.

