24 Eylül 2026 PerşembeUSD48,84EUR55,8
Gündem Nabzı

Ayyüce Türkeş ve Levent Bülbül tartışması, Türkeş'in mirasını gündeme getirdi

MHP milletvekili Levent Bülbül ile İYİ Parti milletvekili Ayyüce Türkeş arasındaki tartışma, Alparslan Türkeş'in mirasını tekrar gündeme taşıdı.

Politika Servisiİlk yayın:

Max Weber, modern siyaset sosyolojisinde önemli bir meseleyi yaklaşık yüz yıl önce gündeme getirmişti: Karizmatik liderlerin ölümünden sonra, siyasi miras kime kalır? Bazı liderler sadece bir partiyi yönetmez, aynı zamanda hareketin fikrini, dilini, sembollerini ve tarihsel kimliğini de kendi şahsında toplar.

Ancak lider ölümlüdür ve hareket yaşamaya devam eder. İşte bu noktada Weber’in "karizmanın rutinleşmesi" dediği sorun ortaya çıkar: Liderin şahsında toplanan otorite, ölümünden sonra nasıl devam eder? Partiye mi geçer, yeni lidere mi yoksa ailesi o miras üzerinde sembolik bir ağırlık taşır mı? TBMM'de MHP milletvekili Levent Bülbül ile İYİ Parti milletvekili Ayyüce Türkeş arasında yaşanan sert tartışmayı bu çerçeveden değerlendirmek gerekiyor.

Çünkü karşı karşıya gelen yalnızca iki milletvekili değildi; bir tarafta Alparslan Türkeş'in kızı, diğer tarafta onun kurduğu partinin milletvekili bulunuyordu.

Ayyüce Türkeş’in yanı sıra, Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş de siyasete MHP'de başladı ve daha sonra AKP’ye geçerek Başbakan Yardımcılığı görevini üstlendi. Günümüzde ise AKP milletvekili olarak aktif siyasette yer alıyor. Ayyüce Türkeş ise İYİ Parti milletvekili olarak görev yapıyor.

Bu durum, siyaset sosyolojisi açısından oldukça ilginç bir tablo ortaya koyuyor: Baba MHP’nin kurucusu, oğlu AKP’de ve kızı İYİ Parti’de. Kurucunun partisi ise Devlet Bahçeli liderliğinde yoluna devam ediyor. Peki, Alparslan Türkeş’in siyasi mirası hangi partide?

Bu sorunun tek bir cevabı yok. Burada birbirinden farklı üç miras biçimi mevcut: kan bağı, kurumsal devamlılık ve fikri miras. Çocuklar kan bağını temsil ederken, MHP kurumsal devamlılığı ve fikri mirasın kimin tarafından ve ne ölçüde temsil edildiği ise siyasi bir yorum konusu.

Bu nedenle Ayyüce Türkeş ve Levent Bülbül arasındaki tartışma, sıradan bir iktidar-muhalefet polemiğinin ötesine geçiyor. MHP açısından bu sorunun tarihsel olarak başka bir anlamı var: Esas olan kan bağı değil, dava bağıdır. Bu yaklaşım, Weber’in tanımladığı karizmanın kurumsallaşmasına uygun düşüyor. Kurucu öldüğünde, teşkilat yaşamaya devam eder; liderin şahsındaki siyasi otorite Zamanla partiye, sembollere ve geleneğe aktarılır. Aksi takdirde, modern siyasi parti değil, bir hanedan ortaya çıkar.

Dolayısıyla, Türkeş'in çocukları olmak, Ayyüce veya Tuğrul Türkeş’in MHP üzerinde doğal bir siyasi hak sahibi olmasını sağlamaz. Ancak meselenin başka bir yüzü daha var: MHP, kurucusunu yalnızca geçmişte kalmış bir genel başkan olarak görmüyor. Alparslan Türkeş hâlâ “Başbuğ” olarak anılıyor. İşte bu noktada “yazısız anayasa” kavramı devreye giriyor.

Bu tartışmanın, yeni çözüm sürecinin konuşulduğu günlerde ortaya çıkması meseleyi daha belirgin hale getiriyor. Büyük siyasi dönüşüm dönemleri, partileri yalnızca rakipleriyle değil, kendi geçmişleriyle de yüzleştiriyor. Dünün siyasi dili ile bugünün ihtiyaçları her zaman örtüşmez.

Bir siyasi hareketin, değişen koşullara göre yeni politikalar geliştirmesi, kurucusuna ihanet ettiği anlamına gelmez. Aynı şekilde, kurucunun çocuğu olmak da bugünkü parti politikalarını eleştireni haklı çıkarmaz. O halde mesele, çözüm sürecinde kimin haklı olduğu değildir.

Asıl ilginç soru ise şudur: Ülkücü hareketin töresi, siyasi kavganın diline bir sınır koyuyor mu? Ayyüce Türkeş, başka partiden bir milletvekili olabilir. Tuğrul Türkeş başka bir partide siyaset yapabilir.

MHP de Alparslan Türkeş döneminden farklı politikalar geliştirebilir. Bunların hepsi siyasetin doğal akışı içinde tartışılabilir. Ancak “Başbuğ” kavramı yaşamaya devam ediyorsa, o zaman onun ailesiyle kurulacak ilişkinin, hareketin hafızasında sıradan bir siyasi rakiple kurulan ilişkiden farklı bir yeri olup olmadığı sorusu gündeme gelir.

Weber’in yüz yıl önce işaret ettiği paradoks tam da burada devreye giriyor: Karizmatik lider gider, kurum kalır ama sembolik otorite bütünüyle ortadan kalkmaz. TBMM’deki birkaç dakikalık tartışmanın bu kadar büyümesinin sebebi de işte burada yatıyor.

Tartışılan yalnızca Ayyüce Türkeş’in sözleri veya Levent Bülbül’ün cevabı değil, çok daha köklü bir mesele yeniden su yüzüne çıkıyor: Siyaset değişirken, kurucu lidere duyulan vefanın sınırlarını kim belirleyecek? Milliyetçilerin yazısız anayasasının belki de en zor maddesi budur.

Kaynak: OdaTV

#İYİ Parti · Bu Konuda Son Gelişmeler→ Tümü

Aynı Saatlerde Yayınlananlar→ Tüm arşiv

İlgili Haberler