Denizlere dökülen beyaz tozlar, ekosistemi kurtarıyor
Marmara Denizi'nde uygulanan yöntemle canlı ölümleri yüzde 60 oranında azaldı. Ege ve Akdeniz kıyılarında da benzer uygulamalar devam ediyor.

Doğayı ve denizleri korumak için genellikle plastiklerin toplanması veya kimyasal atıkların engellenmesi öne çıkıyor. Ancak bazı bilim insanlarının uyguladığı yöntemler, sulara tonlarca beyaz toz dökülmesi gibi alışılmadık görüntüler ortaya çıkarıyor. Kıyı şeridinde dev çuvallardan dökülen mısır nişastası, un ve organik karbon tozları, ilk bakışta denizi kirleten bir atık olarak algılansa da, bu işlem aslında denizlerin korunması için yapılan radikal bir operasyondur.
Bu operasyon, suların altında süren görünmez bir savaşa dayanıyor. Dünya genelinde denizler, yükselen su sıcaklıkları ve kirlilikle karşı karşıya kalıyor. Mercanlar ve yararlı deniz mikroorganizmaları, stres altında kalınca koruyucu yapılarını dışarı atıyor ve beyazlaşarak ölmeye başlıyor.
Bu durum, suyun oksijen dengesini bozuyor. Dökülen beyaz tozlar, deniz tabanına bırakılan özel nişasta ve organik karbon karışımından oluşuyor. Bu doğal karbon kaynağı, suda yaşayan mikroskobik canlılar tarafından hızla emiliyor.
Bu besin, faydalı bakterilerin çoğalmasını sağlıyor ve zararlı kimyasalları temizliyor. Bu sayede mercanlar ve deniz bitkileri yeniden hayata tutunuyor. Uzmanlar, bu işlemi denizlerin bağışıklık sistemine vitamin aşısı yapmak olarak tanımlıyor.
Benzer bir yöntem, Türkiye'de de uygulanmıştı. Marmara Denizi'nde yaşanan müsilaj krizinde bilim insanları, sulara özel faydalı bakteri karışımları dökerek biyolojik bir mücadele başlatmıştı. Ege ve Akdeniz kıyılarında da deniz suyunu filtreleyen süngerler ve deniz yelpazeleri için organik besleyici bloklar yerleştirilmeye devam ediyor.
Bu uygulamanın amacı, deniz altındaki mikroskobik temizlikçileri besleyerek doğal yoldan yüzeyi kaplayan tabakayı tüketmelerini sağlamak. Yapılan araştırmalar, nişasta ve organik toz takviyesi yapılan alanlarda canlı ölümlerinin yüzde 60 oranında azaldığını ve balık nüfusunun kısa sürede eski canlılığına kavuştuğunu gösteriyor. Görenlerin tepki gösterdiği bu yöntem, doğanın biyokimyasal gücünü kullanarak ekosistemi kurtarmanın ucuz ve etkili yollarından biri olarak değerlendiriliyor.







