6 Eylül 2026 PazarUSD48,49EUR56,36
Gündem Nabzı

Kemal Okuyan'dan yeni çözüm süreci açıklaması: Etnik ve mezhepsel kimliklerden biz çıkmaz

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, yeni çözüm süreci tartışmalarında kullanılan tarihsel referansların toplumsal birliği sağlayamayacağını ve hedeflerin sorunlu olduğunu belirtti.

Haber Merkeziİlk yayın:
Kemal Okuyan'dan yeni çözüm süreci açıklaması: Etnik ve mezhepsel kimliklerden biz çıkmaz

Abdullah Öcalan'ın yeni çözüm süreci tartışmalarında Osmanlı dönemindeki "Yavuz Sultan Selim - İdris-i Bitlisi" ittifakına yaptığı atıf gündemdeki yerini koruyor. Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Kemal Okuyan, bu sürece ve Alevi yurttaşlara dair tartışmalara ilişkin açıklama yaptı.

Süreçte kullanılan tarihsel referanslara değinen Okuyan, etnik veya mezhepsel temeller üzerinden gerçek bir toplumsal birliğin kurulamayacağını vurguladı. Sürecin Sünni referanslara dayanmasının tesadüf olmadığını ifade eden Okuyan, bu durumun iç siyasette Cumhuriyeti geriye çekme çabasıyla ve Orta Doğu'da İran'a karşı şekillendirilen bölgesel ittifaklarla bağlantılı olduğunu söyledi.

Tartışmaların yalnızca Alevilik'e ya da kimlikçi itirazlara sıkıştırılmaması gerektiğinin altını çizen TKP Genel Sekreteri, "Bugünkü sürecin sorunu bazı kimlikleri dışarıda bırakması ya da onlara karşı olması değildir. Sürecin hedefleri vardır ve bu hedefler sorunludur. Etnik ve mezhepsel kimliklerle işe başlayınca sorunlar derinleşir; buradan bir ‘biz’ çıkmaz." değerlendirmesini yaptı.

Kemal Okuyan’ın açıklamaları şöyle: “Çözüm sürecinin Alevilerle ilişkisi tartışılıyor. Tartışılması normal. Çözüm sürecine meşruiyet sağlamak için gündeme getirilen tarihsel referansların Alevi yurttaşlarımızı rahatsız etmemesi mümkün değil.

Peki neden süreç bu kadar tarihsel referansa ihtiyaç duyuyor? Cumhuriyet ile derdi olan bir masa var karşımızda. Ama bir yandan da “biz”i kanıtlamak zorundalar.

Masada “Türk”ün ve “Kürt”ün oturduğu iddiasından hareket ederek… - TARİHSEL REFERANSLAR - “Kavga ettik, bizi kavgaya sürüklediler ama aslında öteki yok, biz varız” demek için, tarihsel figürler, olaylar yardıma çağrılıyor. Hatırlayalım, ilk başta Çanakkale Savaşı’na gönderme yapılırdı, “hep birlikte savaştık” diye.

Gerisi geldi, Malazgirt filan derken Yavuz Sultan Selim’e ulaştık. Cumhuriyet’in “kapanması gereken bir parantez” olduğunu göstermek için daha eskilere gitmenin kaçınılmaz sonucudur bu. Konu sadece Alevilik değildir.

Tarihsel ilerleme diye bir olgu vardır ve daha yeniyi daha eski ile zaten asla düzeltemezsin. Öte yandan konu bayağı güncel bir boyuta da sahip. Gazze merkezli Hamas’ın yediği darbe sonrasında bölgedeki ABD ittifak sistemi kendisini mezhepsel olarak ifade edebiliyor.

İran merkezli “direniş ekseni”nin karşısında bir Sünni blok şekillendi. Çözüm sürecinin bölgesel gelişmelerle bağı olduğunu hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla dönüp dolaşıp “biz”i oluşturmak için Sünni referansları bulup çıkarmanın güncel bir karşılığı da var: İran’ın kuşatılması.

Bütün bunların karşısına “bu sefer de bizi dışarıda bırakıyorsunuz”a varacak kimlikçi itirazlardan uzak durmak gerekir. Bugünkü sürecin sorunu bazı kimlikleri dışarıda bırakması ya da onlara karşı olması değildir. Sürecin hedefleri vardır, bu hedefler sorunludur, sorunlu hedeflere yönelen bir sürecin yeni sorunlar yaratması kaçınılmazdır.

Yani, yeni süreçle ilgili tartışmaların Alevilik meselesine sıkıştırılmamasında yarar var. Kuşkusuz konuyla ilgili ısrarlı ve provokatif tutum, güçlü bir tepkiyi hak ediyor. Ancak bu tepkiler daha bütünlüklü bir çerçeveye yerleşmeli.

Bugünkü çözüm süreci, kim ne dersen desin, bir Türkiye tasarımı ile ilişkilidir. Bu tasarımın sınıfsal ve ideolojik karakteri ile bağlandığı uluslararası dinamikler veri alınmadan yürütülecek bir tartışmanın hiçbir anlamı yok. Türkiye’de etnik kimlikler üzerinden bir “biz”in ya da “birlik”in yaratılamayacağını defalarca vurguladık.

Bu türden “birlik”ler her zaman yeni “öteki”ler yaratır, yaratmak zorundadır. - SINIMSAL BİRLİK VURGUSU - Öte yandan evet, bir “biz” yaratabiliriz. Bugün yurttaş kavramının içine dahi sokamayacağımız, para neredeyse oralı olan, sömürücü-asalak-hırsız çok küçük bir azınlığı dışarıda tutarak oluşturulacak bir “biz”, yani sınıfsal temellerde oluşacak bir “biz”, en kapsayıcı ve en az sorunlu “birlik” inşasını sağlayacaktır.

Sanıldığının tersine etnik, kültürel zenginliklerimizi koruyup geliştirecek olan da böylesi bir “birlik”tir. Ama işe etnik ve mezhepsel kimliklerle başlayınca, sorunlar derinleşmektedir. Buradan “biz” filan çıkmaz, çıkmayacak. Bugünkü süreç Yeni-Osmanlıcıdır. Ademi-merkeziyetçi bir demokrasi deniyor. Bunun sermayeye ve tarikatlara mutlak özgürlük anlamına geldiğini 20 yıldır anlatıyoruz.

Sınır geçişkenliklerinin artmasının “demokrasi” değil, kuralsızlık anlamına geleceğini ısrarla vurguluyoruz. Şu artık anlaşılmalıdır: “Yerel demokrasi” diye kodlanan şey sermaye diktatörlüğünün en sert ve acımasız biçimlerinden biridir. Bunlar tartışılmalıdır.

Bunlar tartışıldığında “biz” diye yaratılmak istenen şeyin Kürt, Arap ya da Türk çoğunluğun çıkarlarını da kapsamadığı görülecektir. Yani dışarıda kalan sadece Aleviler değildir. Bu tartışmanın sol içi bir tartışma olarak ele alınmaya kalkılması ise tam anlamıyla abestir.

Öcalan’ın bir yandan bu sürece dönük itirazları gidermek diğer yandan masadan çıkacak Türkiye tasarımında “kurucu fikir babası” olmak için yaptığı konuşmaları “şurası iyi” “şurası sorunlu” türünden bir sol içi eleştiriye tabi tutmak ancak sürecin ne anlama geldiğini kavramayan ya da kavramak istemeyenlerin işi olabilir.”

Kaynak: Haber Merkezi

#Abdullah Öcalan · Bu Konuda Son Gelişmeler→ Tümü

Aynı Saatlerde Yayınlananlar→ Tüm arşiv

İlgili Haberler