KESK, Çerçeve Yasa'yı değerlendirdi: Toplumun meselesi haline getirilmelidir
KESK, Çerçeve Yasa'nın barış için önemli olduğunu ancak yeterli olmadığını vurguladı. Barış mücadelesinin toplumun meselesi haline gelmesi gerektiğini belirtti.

KESK Yürütme Kurulu, kamuoyunda "Çerçeve Yasa" olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun hakkında yazılı bir açıklama yaptı. Yasanın, çatışmasızlık ve Kürt meselesinin çözümüne yönelik ilk kez yasal bir düzenleme içermesi açısından önemli olduğu ifade edildi.
Ancak KESK, bu yasanın Kürt sorununun çözüm yasası olamayacağını ve Türkiye'nin demokratikleşme sürecine katkı sunamayacağını vurguladı. Açıklamada, on yıllar süren çatışmalı dönemlerde yaşamını yitirenlerin, evlatlarını kaybedenlerin ve yerinden edilenlerin bulunduğu bir ülkede silahların susmasının öneminin tartışılmaz olduğu belirtildi.
Çatışmasızlığın yasal bir zemin kazanmasının önemli olduğunu kabul eden KESK, yasanın Kürt sorununun köklü nedenlerine dair bütünlüklü bir yaklaşım sunmadığını ifade etti. Yerel demokrasi, anadil hakkı, düşünce, ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü gibi temel konularda kapsamlı düzenlemeler getirilmediği kaydedildi.
Açıklamada, yasanın Türkiye'nin demokrasi ve hukuk sorunlarının çözümüne dair güvence sunmadığına dikkat çekildi. Siyasetçiler, gazeteciler, sendikacılar, öğrenciler ve hak savunucuları üzerindeki yargı baskısının ortadan kaldırılmasına yönelik herhangi bir düzenleme içermediği ifade edildi. KHK ile hukuksuz yere kamu görevinden çıkarılan emekçilerin durumunun da çözüme kavuşmadığı belirtildi.
Tüm bu sorunlar devam ederken, yalnızca çatışmanın bir boyutuna yönelik bir yasanın demokratikleşme sağlamasının mümkün olmadığını vurguladı. Açıklamada, çatışmalı ortamın emekçiler açısından yarattığı sonuçların kutuplaşma ve örgütsüzlük olduğu ifade edildi. Yıllar boyunca çatışmalarda kaybettiklerinin çoğunluğunun yoksul emekçi halkların çocukları olduğu belirtildi.
Çatışmaların sona ermesiyle birlikte emek sömürüsünün ya da demokrasinin kendiliğinden sona ermeyeceği vurgulandı. Mevcut ekonomik ve siyasal düzen değişmediği sürece sömürü çarklarının işlemeye devam edeceği belirtildi. Çatışmasızlık ortamının emekçilerin ortak mücadele zeminlerini güçlendirebilecek önemli fırsatlar sunabileceği ifade edildi.
Kutuplaşmanın azalmasıyla birlikte emekçilerin ortak sorunlarını daha görünür hale getirebileceği, birlikte örgütlenme ve mücadele etme koşullarını güçlendirebileceği kaydedildi. Kamu kaynaklarının yıllardır savaş ve güvenlik politikalarına ayrıldığına dikkat çekilen açıklamada, bu kaynakların emekçiler ve halkın ihtiyaçlarına ayrılması gerektiği vurgulandı.
Savaş kaynaklarının kendiliğinden sosyal alanlara aktarılmasının gerçekçi olmadığı ifade edildi. Kaynakların halkın ihtiyaçlarına, kamusal hizmetlere yönlendirilmesinin emekçilerin örgütlü mücadelesiyle mümkün olacağı belirtildi. KESK, iktidarın demokrasi sicilini eleştirdi.
Yargının siyasallaştırılması, kayyım politikaları ve sendikal baskılar gibi antidemokratik uygulamaların önümüzde durduğu ifade edildi. İktidarın süreci kendi siyasal geleceğini güvence altına almak amacıyla kullanabileceği kaygılarının anlaşılır olduğu belirtildi. Ancak bu durumun barış ihtimaline sırt çevirmek olmadığını, bu zeminin emek ve demokrasi mücadelesini büyütme fırsatına dönüştürülmesi gerektiğini söyledi.
KESK, TBMM'de oluşturulan komisyonun çalışmaları doğrultusunda hazırladığı kapsamlı raporu kamuoyuyla paylaştı. Raporun kalıcı ve toplumsal barışı tesis etmeye yönelik eleştirileri ve önerileri içerdiği belirtildi. Raporda, kayyım rejiminin sona erdirilmesi, düşünce ve ifade özgürlüğünün güvence altına alınması, KHK ile ihraç edilenlerin durumunun düzeltilmesi gibi talepler yer aldı.
Açıklamada, emekçiler, halklar, kadınlar ve ortak mücadele ile bu hedeflerin gerçekleştirilmesinin mümkün olduğu vurgulandı. Emek, demokrasi ve barış mücadelesinin birlikte ve kararlılıkla sürdürülmesi gerektiği ifade edildi.







