28 Temmuz 2026 Salı
Gundemnabzi
NASA'nın 'Alev püskürten ejderha'sı Avrupa'da belirdi

NASA'nın 'Alev püskürten ejderha'sı Avrupa'da belirdi

Fransa ve İspanya'da orman yangınları nedeniyle yüz binlerce kişi tahliye edildi.

Dış Haberler Servisiİlk yayın:

Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertuğrul Bilgili, pyrocumulonimbus adı verilen fenomenin, yangınların klasik söndürme yöntemleriyle kontrol altına alınmasını zorlaştırdığını belirtti. Bu durum, yangının kendi hava sistemini oluşturmasıyla ilgilidir ve çoğu zaman yangının kontrolünü imkânsız hale getirebilir.

Güneybatı Avrupa, şiddetli orman yangınlarıyla mücadele ediyor. Bu durum, Fransa ve İspanya'daki yüz binlerce kişinin tahliye edilmesine yol açtı. Uzun süredir devam eden kuraklık, rekor sıcaklıklar ve kuvvetli rüzgârlar, yangın söndürme çalışmalarını güçleştiriyor ve bazı bölgelerde yangının kendi hava koşullarını üretmeye başladığı bildiriliyor.

Fransa’nın Bordeaux çevresinde, “pyrocumulonimbus” adı verilen dev bir yangın bulutu oluştu. Bu olay, Fransa’da ilk kez kaydedildi. Yangının bu bulut ile hız kazanması, alevlerin hangi yöne yayılacağını tahmin etmeyi zorlaştırıyor.

Pyrocumulonimbus, yoğun yangınların yarattığı aşırı sıcak hava, duman, kül ve nemin atmosferin üst katmanlarına hızla yükselmesiyle oluşuyor. Yangının üzerindeki sıcak hava güçlü bir sütun halinde yükselirken, atmosferdeki soğuk hava kütleleriyle karşılaşarak yüksekliğe ulaşabilen büyük bir fırtına bulutu meydana getiriyor. Prof. Dr. Bilgili, bu aşırı yangınların ortaya çıkmasında yalnızca yangının büyüklüğünün değil, yanıcı maddelerin durumu ve hava koşullarının da belirleyici olduğunu ifade etti. Özellikle birkaç yıl süren kuraklık dönemlerinden sonra ortaya çıkan aşırı sıcaklıklar ve düşük nem, orman tabanındaki yanıcı maddelerin nemini kritik seviyelere indiriyor. Böylece bir yangın, kısa sürede olağanüstü miktarda enerji ortaya çıkarabiliyor.

Yangın bulutu, yangının sonucunda oluşan pasif bir duman tabakası değildir. Kendi hava akımlarını, rüzgârlarını ve yıldırımlarını oluşturabilen güçlü bir sisteme dönüşebiliyor. Bulut içindeki kuvvetli aşağı yönlü hava hareketleri, yangın bölgesindeki rüzgârın hızını ve yönünü aniden değiştirebiliyor. Yangın hattında çalışan ekipler için bu durum en büyük tehlikeleri oluşturuyor. Önceden güvenli kabul edilen bir alan, ani rüzgâr değişimiyle yeni bir yangın cepheye dönüşebiliyor.

Bulutun elektrik yüklenmesi sonucu oluşan yıldırımlar, ana yangından kilometrelerce uzaktaki kuru alanlara düşebiliyor ve böylece yeni yangın noktaları ortaya çıkarabiliyor. Yangından kopan kor parçaları da güçlü hava akımlarıyla kilometrelerce uzağa taşınarak yeni alev cephelerinin oluşmasına neden olabiliyor.

Fransız yetkililer, bazı bölgelerde yangına doğrudan müdahale etmenin artık mümkün olmadığını duyurdu. Alevlerin yüksekliği ve rüzgârın sürekli değişmesi, kara ve hava ekiplerinin yangına yaklaşmasını son derece tehlikeli hale getiriyor. Prof. Dr. Bilgili, yangınların şiddetine göre değişik müdahale yöntemleri bulunduğunu, ancak pyrocumulonimbus ile oluşan yangınların en ağır grupta yer aldığını ve bu tür yangınların müdahale edilebilir olmayan yangınlar sınıfına girdiğini belirtti. Bu aşamada, doğrudan alevlerin üzerine yönlendirilen uçaklar ve helikopterlerin etkinliği azalıyor ve personel kaybı riski artıyor.

Uzmanlar, yangının ulaşabileceği muhtemel sınırların bilimsel modellerle hesaplanması gerektiğini ve yangının şiddetinin azalmasını bekleyerek, güvenli mesafelerde yangın şeritleri açılması veya kontrollü karşı ateş uygulamalarına başvurulabileceğini ifade ediyor. Mevcut kaynakların, sonuç alınamayacak bölgelerde tüketilmesi yerine stratejik noktalarda bekletilmesi, yangın kontrol altına alındığında daha etkili müdahale edilmesini sağlıyor.

Yangınlarda can kaybını önlemek, alevlerin söndürülmesinden daha önemli bir hedef hâline geliyor. Yerleşim alanlarındaki sivillerin ve yangın hattında çalışan ekiplerin güvenli biçimde tahliye edilmesi öncelik taşıyor. Yangının hızının ve yönünün sürekli değişmesi nedeniyle tahliye kararları gecikmeden alınmalıdır. Fransa’daki ekipler, bazı bölgelerde saldırı yerine savunma ağırlıklı bir stratejiye geçmiş durumda. İtfaiye ekiplerinin önceliği, yerleşim alanlarını korumak ve tahliye yollarını açık tutarak insanların güvenli bölgelere ulaşmasını sağlamak.

Yetkililere göre yangının kontrol altına alınabilmesi için uzun süreli kuvvetli yağışların ya da alevlerin deniz, daha önce yanmış arazi veya yanıcı bitki örtüsünün bulunmadığı bir bölgeye yönelmesine ihtiyaç duyulabilir. Prof. Dr. Bilgili, Türkiye’de de pyrocumulonimbus olayının görülme ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu belirtiyor. Türkiye’de yalnızca iklim koşulları değil, son yıllardaki sosyal ve ekonomik değişimler de büyük yangın riskini artırıyor. Kırsaldan kentlere göç, hayvancılığın azalması, orman köylerinin nüfus kaybetmesi ve odunun yakıt olarak kullanımının düşmesi, orman alanları üzerindeki insan baskısını azaltıyor. Bu durum, ormanlık alanların genişlemesini sağlarken, aynı zamanda ormanlarda kuru dal, çalı, yaprak ve diğer yanıcı maddelerin birikmesine yol açıyor.

Örneğin, geçmişte yaklaşık 100 hektarlık bir alanda açığa çıkan enerji, yanıcı madde yükünün artması nedeniyle günümüzde 70-80 hektarlık daha küçük bir alanda ortaya çıkabiliyor. Bu da yangınların daha kısa sürede yüksek şiddete ulaşabileceğini gösteriyor. Uzun süreli kuraklık, aşırı sıcaklık, düşük nem ve şiddetli rüzgâr, bu birikimle birleştiğinde yangınların kontrol edilemez boyutlara ulaşma riskini artırıyor. Türkiye’de en yüksek yangın riskinin Akdeniz ve Ege bölgelerinde olduğu belirtiliyor. Sıcaklıkların yükselmesi ve yağışların azalması, yaz kuraklığının uzaması nedeniyle bu bölgelerde yangınların sayısının ve şiddetinin artması bekleniyor.

Fakat risk, yalnızca geleneksel olarak orman yangınlarıyla anılan kıyı bölgeleriyle sınırlı değil. Orta ve Batı Karadeniz’in iç kesimleri de uzun süreli kuraklık ve ormanlardaki yanıcı madde birikimi nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor. Önceden büyük yangınların seyrek görüldüğü bu bölgelerde, değişen iklim koşullarıyla birlikte yıkıcı yangınların yaşanma ihtimali artıyor. Prof. Dr. Bilgili, son yıllarda bu bölgelerde meydana gelen yangınların tehlikenin artık yalnızca teorik olmadığını gösterdiğine dikkat çekiyor.

Türkiye’nin orman yangınlarıyla mücadelede önemli bir teknik altyapıya, hava araçlarına ve deneyimli personele sahip olduğunu belirten Bilgili, buna rağmen pyrocumulonimbus gibi aşırı olaylar karşısında mevcut kapasitenin yetersiz kalabileceğini ifade ediyor. Yangın öncesi hazırlık ve önleme çalışmalarının daha fazla önem kazanması gerektiğini vurgulayan uzmanlar, ormanlardaki yanıcı madde birikiminin azaltılması için kontrollü yakma ve mekanik temizlik uygulamalarının yaygınlaştırılmasını öneriyor. Yangın yönetim planlarının, iklim senaryolarını ve yangının nasıl davranacağını hesaplayan bilimsel modelleri içermesi gerektiği belirtiliyor.

Yeni teknolojilerle desteklenen erken uyarı ve karar destek sistemlerinin geliştirilmesi de öncelikli başlıklar arasında yer alıyor. Yangına hassas bölgelerde yaşayan halkın tahliye yolları, yangın sırasında yapılması gerekenler ve evlerin çevresinde alınabilecek önlemler konusunda eğitilmesi gerekiyor. Hazırlanacak eylem planlarına orman köylülerinin, yerel yönetimlerin ve diğer ilgili kurumların da katılması önem taşıyor. Ormanlarla yerleşim, tarım ve turizm alanlarının kesiştiği bölgelerde yangının yayılmasını yavaşlatacak güvenlik kuşakları ve dirençli arazi planlamaları yapılması öneriliyor. Fransa’nın güneyinde ise sıcaklıkların 38 dereceye ulaşması bekleniyor. Ülke, yaz başından itibaren dördüncü sıcak hava dalgasını yaşıyor. Mayıs ayından beri devam eden yağış azlığı, ormanları ve tarım alanlarını son derece kuru hale getirdi. Kuruyan ağaçlar, çalılıklar ve tarım alanları yangının yayılması için yakıt görevi görüyor. Kuvvetli rüzgârlar, alevleri kısa sürede kilometrelerce uzağa taşıyor. Yangınlarda iki kişi hayatını kaybederken, 75 kişi yaralandı. Çok sayıda ev, köy ve tarım alanı zarar gördü. Bazı bölgelerde çiftçiler, itfaiye ekiplerine destek olmak için traktörlerle büyük su tankerleri taşımaya başladı. Bilim insanları, iklim değişikliği nedeniyle uzun süreli sıcak hava dalgalarının, aşırı kuraklıkların ve büyük orman yangınlarının daha sık yaşandığını belirtiyor. Geçmişte daha çok Avustralya, Kanada ve ABD gibi yangın riski yüksek ülkelerde gözlemlenen pyrocumulonimbus bulutlarının, Avrupa ve Türkiye’ye benzer iklim kuşaklarında ortaya çıkması, orman yangını tehdidinin yeni ve daha tehlikeli bir aşamaya geçtiğine işaret ediyor.

Kaynak: Hürriyet

İlgili Haberler