
Orman yangınlarının artışındaki nedenler dört kitapla incelendi
ABD'de yayımlanan dört kitap, orman yangınlarının ardındaki ortak tablonun yalnızca iklim değişikliğinden ibaret olmadığını, doğayla kurulan yanlış ilişkiden kaynaklandığını ortaya koyuyor.
Al Majalla gazetesi, ABD'de yayımlanan dört önemli kitabı inceleyerek orman yangınlarının arkasındaki ortak tabloyu gün yüzüne çıkardı. Kitaplara göre iklim krizi mühim bir etken olsa da asıl problem on yıllardır doğayla kurulan hatalı ilişki ve orman idaresinde yapılan yanlışlar.
Dört kitabın üzerinde birleştiği en mühim husus, insanların asırlar boyunca tatbik ettiği kontrollü yakma usulünün terk edilmesi oldu.
Amerikalı antropolog Jordan Thomas, "When It All Burns: Fighting Fire in a Transformed World" başlıklı eserinde Kaliforniya'daki seçkin orman yangını ekipleriyle sahada geçirdiği vakti aktarıyor. Thomas'a göre en büyük hatalardan biri, yangını tamamen ortadan kaldırılması gereken bir düşman olarak addetmek.
Yerli topluluklar ise binlerce yıl boyunca düşük yoğunluklu kontrollü yangınlarla kuru otları, çalıları ve ölü ağaçları temizleyerek ormanları yönetiyordu. Bu sayede büyük yangınlara evrilecek yakıt birikimi meydana gelmiyordu. Fakat Avrupalıların bölgeye yerleşmesi ve 20. yüzyılda her yangının söndürülmesini esas alan politikalar, ormanlarda devasa miktarda kuru bitki örtüsü birikmesine yol açtı. Bugünden bakıldığında devasa yangınların temel sebeplerinden biri bu yakıt depoları oldu.
Çocukluk evini bu yangında kaybeden Soboroff'a göre afetlerin sebebi tek başına küresel ısınma değil.
Alevlerin büyümesinde küresel ısınma, bozuland altyapı, plansız kentleşme ve sosyal medyada yayılan yanıltıcı bilgiler olmak üzere dört unsur müştereken rol oynuyor.
Soboroff, asılsız bilgilerin afet yönetimini zorlaştırdığını ve kamu kurumlarına beslenen güveni sarstığını ifade ederek Los Angeles yangınlarını geleceğin kentlerini bekleyen yeni felaket modelinin habercisi olarak değerlendiriyor.
Eski orman yangını gözcüsü ve yazar Philip Connors, "Fire Season: Field Notes from a Wilderness Lookout" isimli eserinde senelerce Gila Ulusal Ormanı'nda edindiği tecrübeleri paylaşıyor. Connors'a göre özellikle yıldırım düşmesi neticesinde ortaya çıkan doğal yangınlar, ölü ağaçları temizliyor, toprağı besliyor, zararlıların yayılmasını önlüyor ve yeni bitki örtüsünün meydana gelmesine imkan tanıyor. Hatta bazı bitki türleri, yaşam döngülerini sürdürebilmek için yangına gereksinim duyuyor.
ABD'nin onlarca yıl boyunca tatbik ettiği her yangını söndür politikası ise bunun tam aksine büyük yangınların yolunu açtı. Zira ormanlarda giderek daha fazla yanıcı madde birikti.
Kanadalı gazeteci John Vaillant, ödüllü eseri "Fire Weather: A True Story from a Hotter World" kitabında 2016'da Kanada'nın Fort McMurray kentini haritadan silen yangından yola çıkarak dünyanın artık farklı bir iklim dönemine evrildiğini savunuyor.
Vaillant'a göre sıcaklıkların artmasıyla birlikte ormanlar dev bir yakıt deposuna dönüştü. Bazı yangınlar artık kendi rüzgârını, hatta kendi hava sistemini yaratabilecek kadar büyüyor. Yazara göre insanlık, fosil yakıt tüketimiyle bu şartları kendi eliyle hazırladı. Yangınlar artık yalnızca ekolojik değil, aynı zamanda iktisadi ve siyasi bir kriz halini aldı.
Dört yazarın ulaştığı müşterek netice oldukça dikkat çekici: Orman yangınları artık yalnızca tabii afet olarak ele alınamaz. Bunlar iklim değişikliği, hatalı ormancılık politikaları, plansız şehirleşme ve insan faaliyetlerinin ortak mahsulü.
Yazarlara göre çözüm, yalnızca daha fazla uçak veya itfaiye aracı satın almak değil. Kontrollü yakma tatbikatlarının yeniden hayata geçirilmesi, şehir planlamasının gözden geçirilmesi, orman yönetiminin değiştirilmesi ve fosil yakıt bağımlılığının azaltılması lüzumlu görülüyor. Çünkü bugün yaşanan büyük yangınlar, yıllardır verilen yanlış kararların neticesi olarak değerlendiriliyor.







