Paşinyan, 7 Haziran seçimlerini kazandı; Türkiye ve Azerbaycan için yeni dönem başlıyor
Nikol Paşinyan'ın kazandığı seçimler, Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkilerde yeni bir dönemi işaret ediyor. Barış süreci ve ulaşım projeleri dikkat çekiyor.

Ermenistan’da 7 Haziran’da yapılan parlamento seçimleri, Başbakan Nikol Paşinyan’ın Sivil Sözleşme Partisi’nin yaklaşık yüzde 49,8 oyla birinci çıkmasıyla sonuçlandı. Paşinyan’ın yeniden iktidara gelmesi, yalnızca Ermenistan’ın iç dengeleri değil; aynı zamanda Azerbaycan ile barış süreci, Türkiye ile normalleşme görüşmeleri ve bölgedeki ulaşım projeleri açısından önemli bir dönemi işaret ediyor.
Seçim sonuçları, Paşinyan’ın bu zaferle elde ettiği siyasi alanı nasıl değerlendireceği sorusunu gündeme getiriyor. Paşinyan’ın “Gerçek Ermenistan” yaklaşımı, uluslararası alanda tanınmış sınırları esas alan bir devlet politikası olarak beliriyor. Bu durum, Türkiye ve Azerbaycan açısından seçim sonrası dönemdeki temel başlıklardan biri olarak öne çıkıyor.
St. Petersburg Devlet Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler üzerine doktora yapan Buğra Bekir Işılak, seçim sonuçlarını ve Paşinyan yönetiminin önündeki yeni dönemi Türkiye-Ermenistan normalleşmesi, Azerbaycan-Ermenistan barış süreci ve bölgesel ulaşım projeleri çerçevesinde değerlendirdi.
Işılak, Paşinyan’ın seçimleri kazanmasının Ankara ve Bakü için belirli bir siyasi devamlılık sağladığını belirtti. Seçim sonrası, Türkiye ve Azerbaycan’a yönelik barış ve iş birliği mesajları verilmesi, sınırların açılması ve bölgesel ulaşım bağlantılarının geliştirilmesini savunması, mevcut siyasi çizginin devam edeceğine işaret ediyor.
Işılak, Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin önemli aktörlerinden Ruben Rubinyan’ın 3 Ağustos’ta Ulusal Meclis Başkanı seçilmesinin dikkat çekici olduğunu söyledi. Rubinyan’ın parlamentoya geçişinin normalleşme sürecinde kurumsal bir devamlılık sağladığını ifade etti. BARIŞ POLİTİKASI SANDIKTA NASIL KARŞILIK BULDU?
Seçim sürecinde Ermenistan’ın dış politika yönelimi, Azerbaycan ile yürütülen barış görüşmeleri ve Türkiye ile normalleşmenin hangi şartlar altında ilerleyeceği önemli tartışma konuları arasında yer aldı. Işılak, Paşinyan yönetiminin Azerbaycan ile müzakerelerde attığı adımların muhalefet tarafından ‘taviz’ olarak nitelendirildiğini belirtirken, hükümetin bu politikaları Karabağ sonrası yeni şartlarda Ermenistan’ın güvenliğini korumaya yönelik bir yaklaşım olarak savunduğunu söyledi.
Işılak, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin yaklaşık 30 yıllık geçmişinin bu bağlamda önemli olduğunu vurguladı. Türkiye-Ermenistan ilişkileri, Karabağ meselesi ve Türkiye-Azerbaycan stratejik ortaklığı çerçevesinde şekillendi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından yaşanan Birinci Karabağ Savaşı, Azerbaycan’ın tanınmış topraklarının önemli bir bölümünün Ermeni güçlerinin kontrolüne geçmesine yol açtı.
Türkiye, çatışmaların genişlemesi ve Hocalı’da yaşanan katliam üzerine, Ermenistan sınırını kapatarak ilişkilerini askıya aldı. Türkiye, Ermenistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olmasına rağmen, Karabağ’daki çatışmaların derinleşmesiyle politikasını yeniden şekillendirdi.
2020’deki İkinci Karabağ Savaşı ve 2023’te Azerbaycan’ın Karabağ üzerindeki egemenliğini tesis etmesi, Güney Kafkasya’daki statükoyu değiştirdi. Işılak, bundan sonraki temel meselenin, Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı bir barış düzeninin kurulması olduğunu ifade etti. Bu yeni durum, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde farklı bir diplomatik alan açtı.
Türkiye ve Ermenistan arasında yeniden başlatılan normalleşme sürecinde Türkiye adına eski Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç, Ermenistan adına ise Rubinyan özel temsilci olarak görevlendirildi. Görüşmelerde diplomatik ilişkilerin kurulması, sınır geçişleri ve ulaşım bağlantıları gibi konular ele alındı.
Kars-Gümrü demiryolunun yeniden faaliyete geçirilmesi, sınır altyapısının hazırlanması ve tarihî Ani Köprüsü’nün restorasyonu gibi adımlar, normalleşmenin somut bir çerçeve kazandığını gösteriyor. Ankara, Ermenistan ile ilişkilerin geliştirilmesini Azerbaycan-Ermenistan barış sürecini tamamlayan bir unsur olarak değerlendiriyor. Burada temel hedef, Ermenistan ile ilişkileri Azerbaycan’ın çıkarlarıyla çelişen ayrı bir kanal üzerinden geliştirmek değil, güçlü bir barış ortamı oluşturmak.
“GERÇEK ERMENİSTAN” DOKTRİNİ ANKARA VE BAKÜ İÇİN NEDEN ÖNEMLİ? Paşinyan’ın “Gerçek Ermenistan” doktrini, Türkiye ve Azerbaycan açısından önem taşıyor. Bu anlayış, komşu devletlerin mevcut sınırlarının kabul edilmesi ve ilişkilerin normalleştirilmesi hedefleri ile yürütülüyor.
Ankara ve Bakü bakımından bu söylemin önemi, Ermenistan’ın yeni bölgesel gerçekliği kalıcı bir devlet politikası haline getirip getiremeyeceğiyle bağlantılı. Bu, yalnızca Paşinyan hükümetinin tutumunu değil, gelecekteki hükümetlerin de toprak bütünlüğü ve mevcut sınırların tanınmasına dayalı yaklaşımın devam etmesini önemlidir.
1915 MESELESİ NORMALLEŞMENİN NERESİNDE? Türkiye açısından normalleşme sürecinin bir diğer önemli boyutu, geçmişten kaynaklanan ihtilafların ikili ilişkiler üzerindeki etkisini azaltmak. Ankara, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni tarafının ileri sürdüğü tezleri kabul etmiyor.
Paşinyan, tarih ile günümüz devlet ilişkilerinin ayrılması gerektiğini vurgulayarak, 1915 olaylarına ilişkin iddiaların uluslararası platformda gündeme taşınmasının güvenlik ve barış sağlamadığını ifade etti. Erivan’da Türk bayrağının yakılmasını kınaması, Türkiye karşıtı sembolik eylemlerle arasına mesafe koyma arayışını gösteriyor.
Paşinyan, ülkesinin Rusya ile ilişkilerini sürdürürken, diğer ülkelerle de stratejik ilişkiler geliştirmeyi hedefliyor. Türkiye ve Azerbaycan ile normalleşme, bu yaklaşımın önemli bir parçası. Ancak Ankara, normalleşmenin Türkiye-Azerbaycan stratejik ortaklığına alternatif değil, aksine bölgedeki yeni barış düzenini desteklemesini bekliyor.
Bölgesel ulaştırma bağlantıları, Türkiye ve Azerbaycan açısından stratejik önem taşıyor. Azerbaycan’ın batı bölgeleri ile Nahçıvan arasında ulaşımın sağlanmasına yönelik çalışmalar, yeni ulaştırma mimarisinin temel başlıklarından biri haline geldi. Zengezur Koridoru’nun faaliyete geçmesi, Azerbaycan ile Nahçıvan arasındaki doğrudan ulaşım bağlantısını güçlendirirken, bölgesel ticaret ve transit ağlarının gelişmesine katkı sağlayacak. Paşinyan, bu bağlantıların ekonomik fayda sağlayacağını ve İran’ın endişelerini gidermeye hazır olduklarını belirtti.
Bu bağlantının önemi, yalnızca Azerbaycan’a erişimle sınırlı kalmıyor. Nahçıvan üzerinden Azerbaycan’a uzanan kara ve demiryolu bağlantılarının güçlenmesi, Türkiye’nin Hazar havzası ve Orta Asya’ya yönelik ulaşım güzergâhlarını çeşitlendirecek. Kars-Gümrü demiryolunun yeniden açılması ve Türkiye-Ermenistan sınırının işler hale gelmesi, bölgesel perspektif içerisinde değerlendirilmeli. Türkiye’nin Ermenistan’ı bölgesel ulaştırma ağlarına dahil etmesi, Bakü’nün konumuna alternatif değil, bölgedeki yeni düzenin genişlemesine katkı sağlamak anlamına geliyor.
Seçim sonucu tüm sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor. Ermenistan Anayasası, seçim sonrası dönemin en önemli başlıkları arasında kalmaya devam ediyor. Azerbaycan, anayasanın 1990 Bağımsızlık Bildirgesi’ndeki Karabağ’a ilişkin ifadelerin gelecekte yeniden toprak iddialarına dayanak oluşturabileceğini belirtiyor.
Türkiye açısından ise aynı bildirgedeki 1915 olaylarına ilişkin ifadeler, normalleşmenin kalıcı ve tartışmasız bir hukuki zemine oturtulması bakımından sorunlu görülüyor. Paşinyan, Anayasa ile Bağımsızlık Bildirgesi’nin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Bu nedenle anayasa meselesi, Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin ve Azerbaycan-Ermenistan barışının uzun vadeli kalıcılığı açısından önem taşıyor. Paşinyan’ın yaklaşımının kalıcı bir hukuki zemine dönüşmesi, önümüzdeki dönemde önemli bir sınav olacaktır.







