30 Temmuz 2026 Perşembe
Gundemnabzi
Suudi Arabistan'ın ABD-İran savaşındaki ikilemi

Suudi Arabistan'ın ABD-İran savaşındaki ikilemi

Suudi Arabistan, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı savaşta şimdiye kadar tarafsız kalmaya çalışsa da, maruz kaldığı İHA saldırılarının ardından zor bir tercihle karşı karşıya kaldı.

Dış Haberler Servisiİlk yayın:

Suudi Arabistan zor bir ikilemle karşı karşıya bulunuyor. ABD ile İsrail'in 28 Şubat tarihinde İran'a karşı başlattığı savaşta Suudiler şu ana kadar büyük ölçüde çatışmaların dışında kalmayı denedi. Ancak üç farklı taraftan saldırıya maruz kaldıktan sonra Suudi Arabistan cephesinden "artık yeter" denildi. Irak kaynaklı ve kendilerine yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenlemekle suçlanan İran destekli milis güçlere karşı bu hafta ABD ile birlikte ortak hava operasyonları gerçekleştirildi. Suudi Arabistan'ın önündeki mevcut ikilem ise caydırıcı bir tedbir amacıyla misillemelere devam etmek mi, yoksa bazı hasımlara para ödeyerek durumu yatıştırmaya çalışmak mı?

Çatışmanın tarafları ve arka planı incelendiğinde, beş aydır Körfez ile Ortadoğu'nun diğer kesimlerini kasıp kavuran süreçte temel olarak iki taraf göze çarpıyor. Bir tarafta İran ve Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) yer alıyor. Yemen'in büyük kısmını 2014 yılında kontrol altına alan Husiler de bu tarafla müttefik konumda. İran'ın desteklediği bir başka yapı ise Irak'ta faaliyet gösteren ve resmi adı Halk Seferberlik Güçleri olan Şii grup Haşdi Şabi. Bu paramiliter unsurun Suudi Arabistan'a karşı 30 adet İHA saldırısı düzenlediği ve halihazırda karşı saldırıların hedefi olduğu belirtiliyor. Lübnan'da varlığını sürdüren ancak şimdilik sessizliğini koruyan Hizbullah da tabloda yer alıyor.

Madalyonun diğer yüzünde ise son derece güçlü Merkez Komutanlığı (CENTCOM) bünyesindeki ABD güçleri ile değişen oranlarda destek veren Körfez'deki Arap ülkeleri ve Ürdün bulunuyor. İsrail, ABD'nin yakın müttefiki olmasına rağmen bu savaşta aktif bir rol üstlenmiyor. İran son dönemde İHA ve füze saldırılarını Ürdün, Kuveyt ile Bahreyn'e yönlendirmiş durumda. Ayrıca Hürmüz Boğazı'nda getirdiği yeni kural ve rotalardan kaçınarak boğazı geçmeye çalışan bütün ticari gemileri hedef alıyor. Irak'taki milislerin ve Yemen'deki Husilerin savaşa dahil olması nispeten yeni bir gelişme olup, bu durum ABD ile İran arasında kalıcı bir barış anlaşmasına varılamaması halinde bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya sürüklenme riskini artırıyor.

Suudi Arabistan'ın topyekün bir savaştan kaçınmasının arkasında çeşitli gerekçeler bulunuyor. Krallığın fiili lideri konumundaki genç Veliaht Prens Muhammed Bin Salman, ülkeyi "Vizyon 2030" adı verilen bir rotaya sokmuş durumda. Bu vizyonun temel amaçları arasında ülkeyi petrol gelirlerine olan bağımlılıktan kurtarmak ve gelir kaynaklarını çeşitlendirmek yer alıyor. Aynı zamanda her yıl iş gücü piyasasına katılan yüzbinlerce üniversite mezunu veya okuldan ayrılan gence anlamlı istihdam imkanları sunacak canlı, modern ve yerli endüstriler oluşturulması hedefleniyor. Vizyon 2030'un diğer bir gayesi ise ülkeye yabancı yatırımcı çekmek. Bu çerçevede inşa edilecek veri merkezleri gibi yapılar, olası saldırılar karşısında hedef olabilecek kırılgan tesisler olarak dikkat çekiyor. Suudi Arabistan; Yemen'deki Husi milislerinin güney sınırından fırlattığı İHA'lar veya İran'ın doğrudan fırlattığı balistik füzeler nedeniyle kalıcı ve uzun vadeli bir tehdit altında kalırsa, bu yeni vizyonun hayata geçmesi zorlaşıyor.

Eylül 2019'da Suudiler olumsuz bir tecrübe yaşamıştı. İran ile ilişkilerin gergin olduğu bir dönemde, ülkenin en önemli iki petrol tesisi olan Abkayk ve Hureys, Irak'taki İran destekli bir milis grubunun İHA saldırısına uğramıştı. O dönemde saldırının Yemen'deki Husiler tarafından gerçekleştirildiği iddia edilmiş olsa da, olay yerindeki incelemelerde üst yapıların tamamen kuzeyi işaret ettiği görülmüştü. Bu saldırı, Suudi Arabistan'ın petrol ihracatının yarısını birkaç günlüğüne durdurmuş ve Riyad yönetimi için kritik ulusal altyapının ne kadar savunmasız olduğunu gösteren bir uyarı niteliği taşımıştı. Nitekim 26 Temmuz tarihli uydu görüntüleri, Abkayk tesisinin bir kez daha Irak'taki İran destekli milisler tarafından İHA'larla vurulduğunu ortaya koydu.

Suudi ekonomisinin can damarı olan petrol de risk altında bulunuyor. İran, şubat ayında ABD ve İsrail'in saldırılarına karşılık olarak dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nı fiilen kapattı. Buna karşılık Suudiler, doğu-batı boru hattı üzerinden Kızıldeniz'in karşısındaki Yanbu ihracat terminaline günde yaklaşık beş milyon varil petrol pompalamaya başladı. Oradan güneye, Arap Denizi'ne ve Asya pazarlarına gönderilen tankerlere yükleme yapıldı. Şu ana kadar büyük bir sorun yaşanmasa da, 13 Temmuz'da Suudiler Yemen'in başkentinin dışındaki Sana havaalanını bombaladı. Bu saldırı, Yemen'in Suudi destekli hükümeti tarafından bir İran uçağının inişini engellemek amacıyla gerçekleştirildiği ifade edilerek üstlenildi. Misilleme olarak Husi savaşçılar Abha ve Cezan'daki bölgesel Suudi havaalanlarını hedef aldı.

Riyad açısından daha kaygı verici olan husus ise Husi milislerinin Kızıldeniz'deki Suudi gemilerine saldırmaya başlaması oldu. Bu durum, Kızıldeniz'in güney ucundaki dar Babülmendep Boğazı'ndan geçişleri son derece tehlikeli hale getiriyor ve Suudi Arabistan'ın Asya'ya petrol ihracatını sekteye uğratıyor. Suudi Arabistan, Husi milislerini bombalarla teslim olmaya zorlamak için yedi yıl harcamış ancak sonuç alamamıştı. Yemen'deki savaş dönemin en büyük insani felaketlerinden biri olarak kayda geçmişti. Suudi Arabistan 2022 yılında Husilerle kırılgan bir ateşkesi kabul etmiş, bu dönemde Husilere ödemeler yapıldığı yönünde haberler çıkmıştı. Ancak bölgenin en zengin ülkesi konumundaki Suudi Arabistan, bugün kuzeyden gelen Irak kaynaklı saldırıların yanı sıra güney komşusunun füze ve İHA tehditleriyle yeniden karşı karşıya kalmış durumda. Yaşanan bu gelişmelerin hiçbiri Vizyon 2030 planlamalarında öngörülmemişti.

Kaynak: Haberler.com

İlgili Haberler