TBMM'deki stajyer istismarı davasının gerekçeli kararı açıklandı
Ankara 57. Asliye Ceza Mahkemesi, TBMM'deki stajyer öğrencilere yönelik cinsel istismar davasında verilen hapis cezaları ve beraat kararlarının gerekçesini açıkladı; mahkeme, bir mağdurun beyanlarındaki çelişkiler nedeniyle suç duyurusunda bulunulmasına hükmetti.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) mutfaklarında staj yapan lise öğrencilerine yönelik cinsel istismar ve taciz iddialarıyla açılan davada Ankara 57. Asliye Ceza Mahkemesi gerekçeli kararını tamamladı. Toplam 46 sayfalık kararda, 4'ü tutuklu 5 sanığın (Halil İlker Güner, Durmuş Uğurlu, Recep Seven, İbrahim Beşlioğlu ve Ramazan Çetin) yargılandığı hatırlatılırken, cinsel suçların ekseriyetle tanığın veya kamera kaydının bulunmadığı kapalı mekanlarda işlendiği belirtilerek, her olayın tanık ya da görüntüyle ispatlanmasının her zaman mümkün olmadığına dikkat çekildi. Mahkeme, mağdur anlatımlarının olayın seyri ve diğer delillerle birlikte ele alınması gerektiğini kaydetti.
Gerekçeli kararda Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına genişçe yer verildi. Yargıtay kararlarına atıf yapılarak, mağdur beyanlarının kendi içinde tutarlı olması, zaman içinde esaslı çelişkiler barındırmaması ve dosyadaki diğer delillerle desteklenmesi durumunda mahkumiyet için yeterli sayılabileceği ifade edildi.
Ayrıca çocuklara karşı işlenen suçlarda "çocuğun üstün yararı" ilkesinin gözetilmesi gerektiği, çocuk mağdurlardan yetişkinler gibi kronolojik ve ayrıntılı anlatımlar beklenemeyeceği vurgulandı. Mahkeme, mağdur anlatımlarının yanı sıra telefon incelemeleri, mesaj içerikleri, kamera kayıtları, bilirkişi raporları ve tanık ifadelerinin birlikte değerlendirildiğini, tek başına bir delile dayanılarak hüküm kurulmadığını vurguladı.
Farklı dönemlerde TBMM'de staj yapan öğrencilerin birbirlerinden habersiz şekilde verdikleri ifadelerde benzer davranış kalıplarını anlattıkları belirtildi. Soruşturma ve kovuşturma süreçlerindeki anlatımların önemli ölçüde örtüştüğü, temel çelişkiler bulunmadığı ifade edildi. Mağdur beyanlarının elektronik yazışmalar, tanık anlatımları ve maddi delillerle de desteklendiği kaydedildi. Mağdurun Çocuk İzlem Merkezi (ÇİM) ve Adli Görüşme Odası'ndaki (AGO) anlatımlarının da birbiriyle uyumlu olduğu vurgulandı.
Mahkeme, sanıkların TBMM'de kamu görevlisi olarak stajyer öğrenciler üzerinde doğal bir otoriteye sahip olduklarını vurguladı. Mağdurların yaşlarının küçük olması, staj hiyerarşisi ve gözetim altında bulunmaları nedeniyle sanıkların kamu görevinin sağladığı kolaylıktan yararlandıkları ve öğrenciler üzerinde eğitici yükümlülükleri bulunduğunun değerlendirmesine yer verildi. Bu ilişkilerin sıradan bir sosyal bağ olmadığı, sanıkların görevlerinden aldıkları güçle güven ve otoriteyi kötüye kullandıkları belirtilerek bazı suçlar yönünden nitelikli hal hükümlerinin ve artırım nedenlerinin uygulandığı ifade edildi.
Dosyadaki WhatsApp yazışmalarının detaylı şekilde incelendiği kararda, mesajların staj dönemleriyle birebir örtüştüğü ve cinsel amaç taşıyan bir iletişim modeli ortaya koyduğu belirtildi. Sanıkların duruşmalarda suçlamaları reddettikleri, mesajların cinsel amaç taşımadığını, fiziksel temas iddialarını kabul etmediklerini ve mağdurların kendilerine iftira attığını savundukları hatırlatıldı; ancak bu savunmaların tanık anlatımları, mağdur beyanları ve kronolojik gelişimle bağdaşmadığı gerekçesiyle kabul edilmediği vurgulandı. Elektronik haberleşme araçlarının sistematik olarak kullanılması nedeniyle artırım hükümleri ile zincirleme suç maddelerinin devreye sokulduğu bildirildi.
Fiziksel temas iddialarının da olay bazında ayrı ayrı incelendiği aktarıldı. Mahkeme, cinsel istismar suçunun oluşabilmesi için failin cinsel arzularının fiilen tatmin edilmesinin gerekmediğini, gerçekleştirilen hareketlerin objektif olarak şehevi nitelikte bulunmasının yeterli olduğunu belirtti. Mağdur ile sanıklar arasında husumet bulunmadığı, hayatın olağan akışına göre genç bir kızın namusunu ortaya koyacak kadar iftira atmasını gerektirir bir durumun bulunmadığına dikkat çekildi.
Öte yandan gerekçeli kararda, mağdur A.G.'nin soruşturma aşamasındaki ifadeleri ile kovuşturma aşamasındaki beyanları arasında önemli çelişkiler bulunduğu, duruşmada önceki anlatımlarını kabul etmediği ve bazı olayları yaşamadığını söylediği belirtildi.
Bu kapsamda, Recep Seven ve Durmuş Uğurlu hakkında A.G.'ye yönelik isnat edilen suçlardan beraat kararı verildiği; Ramazan Çetin hakkında ise üzerine isnat edilen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle beraatına hükmedildiği kaydedildi.
Mahkeme ayrıca, A.G.'nin duruşma aşamasındaki çelişkili beyanları ve gerçeğe aykırı beyanda bulunup bulunmadığının araştırılması için "iftira" suçu yönünden Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.







