30 Temmuz 2026 Perşembe
Gundemnabzi
Amazon ve Sri Lanka'da antik medeniyetlerin izleri bulundu

Amazon ve Sri Lanka'da antik medeniyetlerin izleri bulundu

Amazon ormanlarında LiDAR teknolojisiyle MÖ 600-MS 850 yıllarına ait 400 yapı keşfedildi, Sri Lanka'da ise 1500 yıllık kaya sarayın su mühendisliği dikkat çekti.

Dış Haberler Servisiİlk yayın:

Güney Amerika'nın sık bitki örtüsüyle kaplı Amazon bölgesinde gerçekleştirilen teknolojik taramalar, insanlık tarihinin en önemli keşiflerinden birine ev sahipliği yaptı. Ağaçların arasından zemin yapısını inceleyen LiDAR lazer teknolojisi sayesinde, MÖ 600 ile MS 850 yılları arasında varlık gösteren Aquiry uygarlığına ait 400 yeni toprak yapı tespit edildi. Yaklaşık 3 milyon nüfusa ev sahipliği yaptığı hesaplanan bu antik havza, Amazonların sanılanın aksine el değmemiş bir vahşi doğadan ibaret olmadığını, büyük ve gelişmiş toplumların yaşam alanı olduğunu gözler önüne serdi.

Bölgenin yoğun bitki örtüsü yüzünden binlerce yıldır insan gözünden uzak kalan antik yapılar, hafif uçaklara entegre edilen gelişmiş lazer tarama sistemleriyle görüntülendi. Ağaç yapraklarının arasından süzülen ışık darbeleri sayesinde toprak yüzeyindeki en küçük girinti ve çıkıntılar haritalandırıldı. Brezilya sınırları içindeki binlerce kilometrekarelik alanda yapılan bu taramalar, geometrik hatlara sahip devasa hendekleri ve toprak setleri gün yüzüne çıkardı.

Ortaya çıkarılan yapıların çoğunlukla kare, dikdörtgen ve daire şeklinde düzenlenmiş devasa geometrik hendeklerden oluştuğu görüldü. Araştırmacıların D. Schaan adını verdiği özel bir alan ise geniş yollarla birbirine bağlanan mükemmel kare yapılarıyla dikkat çekti. Uzmanlar bu karmaşık mimari düzenlemelerin antik dönemde törensel etkinlikler, siyasi buluşmalar ve toplumsal organizasyonlar için kullanılan devasa meydanlar ve toplanma merkezleri işlevi gördüğünü değerlendiriyor.

Bölgedeki bulgular, Amazon coğrafyasının geçmişteki insan nüfusuna dair bilinen tüm ezberleri bozuyor. Araştırmacılar, tespit edilen 400 yapının büyük bir bütünün küçük bir parçası olduğunu ve bölge genelinde 20 binden fazla benzer toprak yapının bulunabileceğini belirtiyor. Nüfus yoğunluğu hesaplamaları, uygarlığın zirve döneminde bu bölgede 1,25 milyon ile 3 milyon arasında insanın yaşadığına işaret ediyor.

Son bulgular, Amazon yağmur ormanlarının insan elinin değmediği el değmemiş bir doğadan ziyade, geniş kitlelerin yaşadığı ve şekillendirdiği karmaşık bir havza olduğunu gösteriyor. Keşfi gerçekleştiren arkeologlar ve bilim insanları, ortaya çıkarılan bu devasa antik yerleşimlerin, bölgenin biyolojik ve ekolojik geçmişine dair yerleşmiş tarihsel kabullerin baştan aşağı yeniden incelenmesini zorunlu kıldığını vurguluyor.

Öte yandan Sri Lanka'nın kalbinde yükselen devasa Aslan Kayası Sigiriya, 1500 yıl öncesine dayanan akılalmaz su mühendisliği ve dikey mimarisiyle bilim dünyasını büyülemeye devam ediyor. Yerden 200 metre yüksekliğe uzanan kurak kaya kütlesi üzerinde kurulan saray kompleksi, yer çekimine ve doğa şartlarına meydan okuyan su kanalları, fiskiyeleri ve havuzlarıyla bir mühendislik harikası sunuyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan bu antik kent, ihtişamlı Aslan Pençeleri girişi ve gizemli freskleriyle antik çağın dehasını günümüze taşıyor.

Beşinci yüzyılda Kral Kaşyapa'nın emriyle hayata geçirilen bu devasa proje, sarp yamaçlara sahip tek parça bir kaya kütlesinin tam teşekküllü bir kraliyet merkezine dönüştürülmesini sağladı. Çevreye tamamen hakim olan konumu sayesinde düşmanlara karşı aşılmaz bir koruma sunan kaya, yalnızca bir yapı temeli değil, savunma sisteminin en stratejik parçası olarak tasarlandı. Girişi kontrol altına alan hendekler, surlar ve dar geçitler, kaleye ulaşımı güvenli ve görkemli bir tören alanına dönüştürdü.

Sigiriya'nın hayranlık uyandıran detaylarından biri de dev kayanın eteklerine ve zirvesine kurulan gelişmiş hidrolik bahçe sistemleridir. Döneminin çok ötesindeki bir mühendislik dehasıyla tasarlanan su yolları, havuzlar ve simetrik bahçeler, suyun kayalık alanda bile mükemmel bir kontrolle kullanılmasını sağladı. Susuz ve sarp bir kayalığa suyu taşıyarak çalışan fiskiyeler kurmayı başaran antik ustalar, estetik ile işlevselliği birleştirerek kraliyet yaşamı için eşsiz bir vaha yarattılar.

Kalenin simgelerinden biri olan ve yapıya adını veren dev taş Aslan Pençeleri, zirvedeki saraya giden anıtsal yolun başlangıcını oluşturuyor. Geçmişte ziyaretçilerin dev bir aslan heykelinin ağzından geçerek üst katlara tırmandığı bu görkemli kapı, krallığın gücünü ve ihtişamını vurgulayan mimari bir sembol olarak kullanıldı. Günümüzde yalnızca devasa pençeleri ayakta kalmış olsa da bu anıtsal giriş, ziyaretçilerin zirveye ulaşmadan önce hissettiği hayranlığı yaşatmaya devam ediyor.

Kaynak: Sabah

İlgili Haberler