6 Eylül 2026 PazarUSD48,49EUR56,36
Gündem Nabzı

Barajlar doldu ancak su riski sürüyor

DSİ verilerine göre barajların aktif doluluk oranı yüzde 41,1'den yüzde 68,9'a, aktif su miktarı ise 38,9 milyar metreküpten 65,2 milyar metreküpe yükseldi. Yağışlar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 75,4, uzun yıllar ortalamasına göre yüzde 29 arttı. İTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu artışın kuraklığı bitirmediğini belirtti.

Haber Merkeziİlk yayın:
Barajlar doldu ancak su riski sürüyor

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü verilerine göre Türkiye genelinde yağışlar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 75,4, uzun yıllar ortalamasına göre yüzde 29 arttı. Barajların aktif doluluk oranı yüzde 41,1'den yüzde 68,9'a yükseldi. Aktif su miktarı ise 38,9 milyar metreküpten 65,2 milyar metreküpe çıktı.

İstanbul Teknik Üniversitesi İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu artışın olumlu olduğunu ancak tek bir su yılındaki yağış ve baraj doluluk artışının kuraklığın sona erdiği anlamına gelmediğini söyledi. Kadıoğlu iklimin uzun yıllara yayılan hava durumu özelliklerinin istatistiksel ortalaması olduğunu belirtti.

Baraj doluluklarının yağışın yanı sıra işletme koşulları, su tüketimi ve havza özelliklerinden etkilendiğini ifade etti. Yağış miktarındaki artış ile barajlara ulaşan suyun aynı oranda artmadığını söyleyen Kadıoğlu yağışın düştüğü bölge, toprağın su tutma kapasitesi, yağışın türü ve zamanlamasının belirleyici olduğunu kaydetti.

Uzun süren kuraklığın ardından gelen ilk yağışların önemli bölümünün toprağın nem açığını gidermeye harcanabildiğini anlattı. Kısa süreli ve şiddetli sağanakların ise taşkına neden olarak barajlara ulaşmadan sistemden çıkabildiğini belirtti. Kadıoğlu baraj doluluklarının havzalar arası su transferleri, içme suyu, tarımsal sulama ve sanayi için yapılan çekimler ile rezervuarların fiziksel özelliklerinden de etkilendiğini söyledi.

Sığ ve geniş rezervuarlarda buharlaşma kaybının daha yüksek olabildiğini ifade etti. “Aynı miktarda su girişi gerçekleşse bile farklı tüketim oranları, barajlarda farklı doluluk seviyeleri oluşturabiliyor” dedi. Dört büyükşehirde de baraj doluluk oranlarında farklı artışlar kaydedildi.

İstanbul'da aktif doluluk oranı yüzde 44,3'ten yüzde 46,9'a yükseldi. Ankara'da yüzde 11'den yüzde 32,8'e çıktı. İzmir'de yüzde 4,3'ten yüzde 39,6'ya ulaştı.

Bursa'da ise yüzde 36,1'den yüzde 39,4'e yükseldi. Kadıoğlu dört büyük şehirdeki barajların doluluk oranlarının aynı ölçüde artmamasının nedenlerinin farklı olduğunu belirtti. İzmir ve Ankara’daki yüksek artışların başlangıç seviyesinin düşük olmasından kaynaklandığını söyledi.

İzmir’in geçen yıl yüzde 4,3 seviyesinde bulunduğunu hatırlatarak “İzmir’deki dokuz kata yakın artış, İzmir’in su sorununun çözüldüğünü değil, geçen yıl ne kadar tehlikeli bir noktada olduğunu gösterir” değerlendirmesinde bulundu. İstanbul ve Bursa’da geçen yılki doluluk oranlarının daha yüksek olması nedeniyle artışın daha sınırlı göründüğünü kaydetti.

“İstanbul ülkenin en yüksek günlük su tüketimine sahiptir. Gelen su büyük ölçüde depolanmadan tüketime gider; bu yüzden iyi bir yağış yılında bile doluluk eğrisi yatay seyredebilir. Bursa'da sanayi talebi benzer bir baskı yaratır” dedi.

Kadıoğlu sıcak hava dalgalarının sıklaştığı yaz aylarında sığ rezervuarlarda buharlaşma kaynaklı su kayıplarının da arttığını belirtti. “Baraj doluluk oranları tek başına bir su güvenliği ölçütü değildir” dedi. Türkiye’nin Akdeniz havzasında yer alması nedeniyle iklim değişikliğinin etkilerine açık olduğunu söyledi.

Gelecekte toplam yağışın azalmasının yanı sıra yağışların daha kısa sürede ve daha şiddetli gerçekleşebileceğini anlattı. Yağışların toprağa sızmadan yüzeysel akışa geçebildiğini, taşkınlara neden olabildiğini ve beraberinde taşıdığı tortularla rezervuarların depolama kapasitesini azaltabildiğini ifade etti. “Yağış toplamı sabit kalsa bile depolanabilir su azalabilir.

Kuraklık ile taşkının aynı yıl içinde birlikte yaşanması bu rejimin doğal sonucudur” diye konuştu. Türkiye’de kişi başına düşen yıllık su miktarının 1.301 metreküp olduğunu belirtti. 1.700 metreküplük eşik dikkate alındığında ülkenin su stresi altında bulunduğunu söyledi.

Su güvenliğinin yalnızca iklim değişikliğiyle açıklanamayacağını vurguladı. Kentlerin su bütçesi ve taşıma kapasitesi gözetilmeden büyütülmesi ile havzaya uygun olmayan ürün desenlerinin sürdürülmesinin su arz-talep dengesini bozduğunu ve iklim değişikliğinin de bu sorunları daha da ağırlaştırdığını ifade etti.

Büyükşehirlerde kuraklık izleme, erken uyarı ve müdahale planlarının oluşturulması gerektiğini belirtti. Su kısıtlamalarının kaynaklar tükendikten sonra değil, önceden belirlenen kritik eşiklerin aşılmasıyla başlatılması gerektiğini söyledi. Baraj doluluk oranları yerine kamuoyuna mevcut tüketim hızıyla kaç günlük su kaldığının açıklanmasını önerdi.

İmar ve sanayi kararlarının havzaların su bütçesiyle ilişkilendirilmesi, tarımda havzaya uygun ürün deseninin oluşturulması, suyun verimli kullanılması, şebeke kayıp-kaçaklarının azaltılması, yağmur suyunun değerlendirilmesi ve arıtılmış suyun yeniden kullanılması gerektiğini belirtti. Kuraklığın yavaş gelişen bir afet olarak afet yönetimi mevzuatına ve bütçesine dahil edilmesi gerektiğini ifade etti. Mevcut yağışlı dönemin Türkiye için önemli bir fırsat olduğunu ancak yapısal önlemler alınmadığı takdirde kalıcı çözüm sağlamayacağını belirtti.

“Bu su yılının yağışları bize kazandırılmış bir zaman aralığıdır, bir çözüm değildir. Bu zamanı yapısal önlemler için kullanmazsak, bir sonraki kurak yıl bizi tam da geçen yıl bulunduğumuz yerde bulacaktır” dedi.

Kaynak: Haber Merkezi

#Kuraklık · Bu Konuda Son Gelişmeler→ Tümü

Aynı Saatlerde Yayınlananlar→ Tüm arşiv

İlgili Haberler