3 Ağustos 2026 PazartesiUSD 47,53EUR 54,74
Gundemnabzi
Son Dakika
Dünya Medyasında İran'a yönelik savaşın yansımaları

Dünya Medyasında İran'a yönelik savaşın yansımaları

ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşın etkileri dünya medyasında ele alındı. Medya kuruluşları, savaşın insani, ekonomik ve siyasi boyutlarını inceledi.

Dış Haberler Servisiİlk yayın:

Mehr Haber Ajansı, Uluslararası Haberler: ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattığı askeri saldırılar, beklenen hedefleri gerçekleştiremediği gibi, Batılı yetkililer ve Amerikan medyası tarafından da stratejik bir çıkmaza girildiği ve askeri ile siyasi başarısızlıkların yaşandığı kabul edildi. Bu savaş, geniş çapta sivil kayıplara, özellikle masum öğrencilerin hayatını kaybetmesine neden oldu. Savaşın insani, güvenlik ve ekonomik boyutları hızla genişleyerek uluslararası medyada çeşitli tepkilere neden oldu.

Dünya medyası, savaşın hikayesini şekillendirme çabalarında farklı bakış açıları sunuyor. Bu yansımaların analizi, savaşın gerçek durumu ve geleceği hakkında daha net bir resim sunabilir.

İngiliz Medyası

Time dergisi, Donald Trump'ın askeri saldırıların durdurulduğunu ve müzakerelere yeniden başlanacağını açıkladığını belirtti. Ancak bu, son beş ayda defalarca yaşanan "ateşkes ve ardından ihlal" döngüsünün tekrarını getiriyor. Trump, İran ve diğer bölge ülkelerinin talebi üzerine büyük çaplı saldırıların iptal edildiğini öne sürdü ve anlaşmanın "Hürmüz Boğazı'nın derhal açılması ve İran'ın nükleer tehditlerinin sona erdirilmesi" şartlarını içerdiğini belirtti. Bununla birlikte, Trump, ABD'nin "hazır ve donanımlı" olduğunu ve bu saldırıların, İkinci Dünya Savaşı'nda benzeri görülmemiş bir güç ve askeri yetenekle yapılacağını tehdit etti.

Time, bu tartışmanın tarihine göz atarak, İran İslam Cumhuriyeti'nin saldırıların durdurulması talebini reddettiğini ve İran Savunma Bakanı'nın Trump'ın geri çekilme kararını "psikolojik operasyon ve hesap savaşları” çerçevesinde değerlendirdiğini aktardı. Ayrıca, İran'ın "ne sürpriz yaşayacağını ne de pasif kalacağını" belirtti. Aynı zamanda, İran medyası, Hürmüz Boğazı'nın yönetimi konusunda Umman ile bir anlaşmanın final aşamasına geldiğini duyurdu ve Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bakayi, bu su yolunun asla savaş öncesi haline dönmeyeceğini vurguladı.

Time, Trump'ın istenmeyen bir savaşın devam etmesine neden olan iç baskıları, Pentagon'un silah stoklarının azalmasını ve çatışmanın boyutlarının daha fazla ülkeye yayılmasını da ele aldı. Son haftalarda, Yemen'deki Ensarullah, Suudi arabistan'a ait gemileri Kızıldeniz'de hedef aldı ve bir Mısır limanının ilk kez insansız hava aracı saldırısına uğradığına dikkat çekti. Time, bu durumu, Trump'ın barış vaatlerine olan güveni ciddi biçimde zayıflattığını kaydediyor.

Associated Press ise Trump'ın tekrar tekrar İran'a yönelik saldırıları durdurma sözlerini yineleyerek, bu saldırıların hâlâ devam ettiğini belirtti. Trump, Cumartesi akşamı, yeniden müzakereler için yeni planlı saldırıları bekleyerek durdurduğunu söyledi, ancak bu yine de son beş ay boyunca tekrar eden bir örnek. Associated Press, bu eylemlerin geçmişine bakarak, Trump’ın 7 Nisan'daki iki haftalık ateşkes ilanına dikkat çekiyor. Bu ateşkes, İran'ın altyapısını yok etme için kendisine tanınan süre dolmadan iki saat önce duyurulmuştu. 21 Nisan’da ise, bu ateşkesin süresiz olarak uzatıldığını açıkladı, ama bu ateşkes 8 Mayıs’ta sona erdi ve ardından ABD, İran tankerlerine yönelik saldırılarına yeniden başladı. Bu rapor, "büyük saldırılar tehdidi ve ardından geri çekilme" modelinin, beş aylık bu çatışmanın belirleyici bir özelliği haline geldiğini ve bunun da petrol ve temel mal fiyatlarını ciddi şekilde artırdığını gösteriyor.

PBS, Trump'ın savaşın başarılı olduğuna dair iddialarını sorguladı ve Amerikan Başkanı'nın "çok iyi" çalıştığını ve İran'ı "tamamen" yok edeceğini söylediğini belirtti. Ancak, gerçeklik bunun aksini gösteriyor. Rapor, savaşın Temmuz ortasına kadar en az 37,5 milyar dolar doğrudan askeri maliyet getirdiğini ve 18 Amerikan askerinin öldüğünü, 624 kişinin yaralandığını aktarıyor.

Bu rapor, önde gelen uzmanların görüşlerine atıfta bulunarak, ABD'nin temel hedeflerine ulaşmakta başarısız olduğunu vurguluyor. İran'ın nükleer programı zedelenmişken yok edilmediği de belirtiliyor. En büyük jeopolitik endişe, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki ticaret trafiğini kontrol etme yeteneği. Florida Üniversitesi'nden analist Arman Mahmudiyan, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan deniz trafiğini engelleme veya geçici olarak felç etme kapasitesine sahip olduğunu vurguladı.

PBS, ayrıca, ABD'nin silah stoklarının hızla azaldığını, Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi'nin analizinin, anahtar mühimmatın değiştirilmesinin üç ila dört yıl süreceğini ortaya koyduğunu belirtiyor. Moody's baş ekonomisti Mark Zandi ise savaşın toplam maliyetinin, tüketici etkileri de dahil olmak üzere, ilk dört ayda 100 milyar dolar olarak tahmin edilmiş olduğunu belirtiyor. Bu rapor ayrıca, ABD'nin caydırıcılığının zayıfladığına, müttefiklerle ilişkilerin gerildiğine ve Çin'in bu çatışmadan ana faydalanıcı olarak güçlendiğine de dikkat çekiyor. Carnegie Enstitüsü'nden Aaron David Miller ise bu savaşı "büyük bir stratejik başarısızlık" olarak değerlendiriyor.

Arap Medyası

Şarkul Avsat, günümüzdeki krizin yalnızca İran ve ABD arasındaki bir çekişme olarak görülemeyeceğini vurguladı; zira İran, Orta Doğu'da tarihi ve coğrafi olarak büyük bir güçtür ve bölgedeki rolü olması gerektiği gibi karşılıklı saygı ve diğer ülkelerin egemenliğine saygı temelinde olmalıdır.

Yazar, Arap ülkelerinin, özellikle Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin, İran ile normalleşme ve diyalog kurma çabalarının son yıllarda tekrarlandığını belirtiyor; Pekin'deki İran ve Suudi Arabistan arasındaki anlaşma buna örnek olarak gösteriliyor. Ancak yazar, İran'ın bölgesel politikalarının, Husilerin ve Irak'taki silahlı grupların desteklenmesi ve Körfez ülkelerine saldırılar düzenlenmesi gibi eski endişeleri yeniden canlandırdığını ifade ediyor.

Makalede, Arap ülkelerinin, özellikle Suudi Arabistan'ın, İran ile çatışma sürecinde diplomasiye vurgu yaparak savaşın yayılmasını önledikleri belirtiliyor. Yazar, İran'a, tehdit dilinden, müdahaleci politikalardan ve üstünlük kurma dilinden uzaklaşarak komşuluk ilişkilerine ve uluslararası hukuka dönüş çağrısında bulunuyor.

El Meyadin, Trump'ın İran'a yönelik yaklaşımının, "şiddetli tehdit, baskı artırma ve ardından aşırı senaryodan geri çekilme ve diplomasiye dönüş" modelini bir kez daha gösterdiğini belirtti. Yazar, bu tehditlerin temel amacının, İran'ı taviz vermeye zorlamak için psikolojik ve siyasi baskı oluşturmak olduğunu savunuyor.

Yazar, Washington ile Tahran arasındaki temel ayrımın, "caydırıcılık, güç ve zaman" anlayışları olduğunu iddia ediyor. ABD, baskıyı artırmanın İran'ı geri adım atmaya zorlayacağına inanırken, Tahran, baskı karşısında geri adım atmanın, caydırıcılığını zayıflatacağını düşünmekte ve çatışmayı diğer bölgeler ve aktörlere yayarak dengeyi değiştirmeye çalışmaktadır. İran ayrıca, uzun vadeli direniş yeteneğine güveniyor; oysa ABD ise siyasi, ekonomik ve seçimsel kısıtlamalarla karşı karşıya. Sonuç olarak, makale, iki tarafın başarı ve caydırıcılık anlayışlarındaki farklılıkların, kalıcı bir savaş sonu ve bölgesel güvenlik düzenlemeleri sağlamayı zorlaştırdığını öne sürüyor.

Rai Al Youm, Orta Doğu'da güç dengesinde stratejik bir değişim yaşandığını ve ABD liderliğindeki güvenlik sisteminin giderek daha fazla zorluklarla karşılaştığını dile getirdi. Çatışmaların doğasının değişmesi ve insansız hava araçları, hassas füzeler ve elektronik savaşların artan kullanımı, caydırıcılık hesaplarını değiştirmiştir ve ABD'nin askeri üslerine yönelik güvenlik baskılarını artırmıştır. Sonuç olarak, Washington, krizleri dizginleme ve geniş savaşlardan kaçınma arayışında daha fazla çaba sarf etmek zorunda kalmıştır; zira bölgesel bir çatışma, enerji güvenliğini ve küresel ekonomiyi olumsuz etkileyebilir.

Bu arada, İran'ın Rusya ve Çin ile olan işbirliği, siyasi, ekonomik, teknik ve askeri olarak Batı'nın baskılarına karşı koyma konusunu daha da güçlendiriyor. Bu durumda, caydırıcılık artık yalnızca askeri üstünlüğe bağlı değildir; düşmanı yıpratma ve çatışmanın maliyetlerini artırma yeteneği de önem kazanmaktadır.

Makalede, Arap ülkelerinin, ulusal ve bölgesel çıkarlarına dayalı olarak politikalarını ve ittifaklarını yeniden gözden geçirerek, özellikle İran ile diyalog ve işbirliği yoluyla daha kalıcı bir güvenlik sağlama çabasında bulunmaları gerektiği vurgulanmaktadır.

Kaynak: Mehr News (EN)

#İran — Bu Konuda Son Gelişmeler→ Tümü

Aynı Saatlerde Yayınlananlar→ Tüm arşiv

İlgili Haberler