
Emekli Amiral Türker Ertürk'ten Babülmendep uyarısı
Türker Ertürk, Türkiye'nin Kızıldeniz koalisyonuna desteğini ve İran'la olası riskleri değerlendirdi.
Dünya ekonomisi bugün petrol fiyatlarından çok daha büyük bir sorunla yüz yüze bulunuyor; enerji ve ticaretin iki ana deniz kapısı aynı anda tıkanma noktasına geldi. Hürmüz'den çıkamayan enerji, Babülmendep'ten de güvenli şekilde geçemiyor.
ABD-İsrail ittifakının İran'a yönelik operasyonları küresel ticareti ilk olarak Hürmüz üzerinden vurdu. Ancak İran bununla yetinmeyerek Yemen'deki Husi vekaleti aracılığıyla Babülmendep-Kızıldeniz hattını da kilitledi ve riski ikinci bir cepheye taşıdı. Ortaya çıkan bu tablo, yalnızca petrol arzını değil; navlun maliyetlerini, LNG piyasasını, enflasyon beklentilerini ve Asya-Avrupa ticaret aksını birden etkiledi.
Kızıldeniz’deki güvenlik krizi, Yemen merkezli Husilerin ticari ve askeri gemilere yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla derinlik kazandı. Husiler, eylemlerini başlangıçta İsrail’in Gazze’ye yönelik operasyonlarına tepki amacıyla başlattıklarını duyursa da, süreç içinde farklı ülke ve şirketlerle bağlantılı gemiler de hedef tahtasına oturtuldu. Suudi Arabistan, Kızıldeniz'deki petrol ihracatına yönelik Husi ablukasını delmek üzere harekete geçti. Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, aralarında Türkiye’nin de yer aldığı 14 ülkenin, çok uluslu bir deniz savunma koalisyonu kurulması önerisine destek veren ortak bir bildiriye imza attığını duyurdu.
Durumun bir anlaşma olmadığını, ortak bir bildiri niteliği taşıdığını vurgulayan Ertürk, Yemen'in Husiler aracılığıyla Suudi Arabistan'a karşı bir deniz ablukası ilan ettiğini belirtti. Suudi Arabistan'ın bu ablukayı aşmak için çeşitli girişimlerde bulunduğunu ifade eden Ertürk, imzaların çok uluslu deniz savunma koalisyonunun kurulmasına yönelik siyasi bir destek ve irade beyanı anlamı taşıdığını, bunun bir savunma anlaşması olarak değerlendirilemeyeceğini kaydetti.
Suudi Arabistan’ın temel amacının Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz ve Aden Körfezi bölgelerinde seyrüsefer emniyetini tesis etmek olduğunu dile getiren Ertürk, Türkiye'nin bu girişime neden destek verdiğini deniz ticaretinin güvenliği açısından açıkladı. Hürmüz ve Babülmendep'teki tıkanıklıklar nedeniyle petrol fiyatlarının yükselişe geçtiğini ve Türkiye'nin bundan zarar göreceğini belirten Ertürk, bu işin öncülüğünü Suudi Arabistan'ın yaptığını ifade etti. Türkiye'nin son dönemde Suudi Arabistan ile ilişkilerini düzeltme çabasının bu kararda etkili olduğunu söyleyen Ertürk, sürecin en belirleyici aktörünün ise bu görevi başkalarına yaptırmak isteyen ABD olduğunu vurguladı. Ertürk ayrıca, iktidarın bölgesel güvenlikte her yerde söz sahibi olduklarına dair açıklamalarının da bu katılımda rol oynadığını ekledi.
Husilerin direniş ekseninde yer alması dolayısıyla Türkiye’nin İran’la karşı karşıya gelebileceği ihtimaline dikkat çeken Ertürk, koalisyon gücü için Türkiye’den harp gemisi talep edilebileceğini aktardı. Türkiye’nin bölgeye girmesi durumunda direniş eksenindeki Yemen ve İran ile karşı karşıya kalma riski bulunduğunu belirten Ertürk, Ankara'nın bu konuda temkinli olması gerektiğini savundu. Siyasi düzlemde seyrüsefer güvenliği için destek verilmiş olabileceğini ancak söz konusu güce askeri kuvvet gönderilmemesi gerektiğini ifade etti.
Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlayan Babülmendep Boğazı ise küresel deniz ticareti bakımından hayati önem taşıyan geçiş noktalarından biri konumunda bulunuyor. Yaklaşık 29 kilometre genişliğe sahip olan bu boğaz, Süveyş Kanalı üzerinden Asya ile Avrupa arasında gerçekleştirilen ticari yük taşımacılığı ve enerji sevkiyatı için stratejik bir güzergâh oluşturuyor.



