
Küresel varlık yönetim devinden altın ve piyasa raporu
BlackRock, kısa vadeli düşüşlere ve yapay zekâ hisselerindeki ilgiye rağmen yatırımcılara portföylerinde altın bulundurmaya devam etmeleri tavsiyesinde bulundu.
Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki gerilimlerin dönemsel olarak artması ya da azalması ile küresel çaptaki jeopolitik risklerin sürmesine karşın, altın fiyatları 4 bin 100 dolar sınırının üzerinde tutunamadı. Yakın vadede aşağı yönlü tehlikeler masada kalmayı sürdürürken, dünyanın en büyük varlık yönetim şirketi unvanına sahip BlackRock tarafından altın piyasasına dair dikkat çekici bir analiz yayımlandı.
Söz konusu kurum, kısa süreli fiyat dalgalanmalarına rağmen sermaye sahiplerinin portföylerinde değerli madene yer vermeyi sürdürmesi gerektiğinin altını çizdi.
BlackRock Global Allocation Strategy Portföy Yöneticisi Russ Koesterich, kaleme aldığı değerlendirme metninde, piyasa aktörlerinin son dönemde şirketlerin güçlü bilanço kârlılıklarına ve nakit akışlarına odaklandığını, bu durumun da altını ikinci plana ittiğini dile getirdi.
Koesterich, bütün bunlara rağmen altına yönelik uzun vadeli yatırım stratejisinde herhangi bir sapma olmadığını açıkça belirtti.
Yılın ilk dönemindeki güçlü rallinin ardından altının ocak ayında ulaştığı tarihi zirveden yaklaşık yüzde 25 oranında gerilediğini aktaran Koesterich, yıllık bazdaki değer kaybının ise yaklaşık yüzde 7 seviyesinde gerçekleştiğini kayda geçirdi.
Koesterich, yaptığı analizde altının risklerden koruyan bir sığınak olmaktan çıkıp portföylere ek risk getiren bir varlık konumuna geldiğini vurguladı.
Uzman isim, altın fiyatlarında görülen bu sert düşüşün arkasındaki ana etkenin Amerikan Doları'ndaki değer artışı olduğunu ifade etti.
Dolar Endeksi'nin ocak ayındaki dip seviyelerinden bu yana yüzde 6'dan fazla prim yaptığını belirten Koesterich, küresel enerji piyasalarındaki şok beklentileri, ABD borsalarındaki canlı tablo ve Amerikan Merkez Bankası Fed'in faiz politikasına yönelik beklentilerdeki değişimlerin doları yukarı taşıdığını bildirdi.
Ayrıca doların güçlenmesiyle birlikte enflasyon etkisinden arındırılmış uzun vadeli tahvil getirilerinin de tırmandığını dile getiren Koesterich, 10 yıllık reel faizlerin mart ayının başındaki yüzde 1,65 dolayından yüzde 2,20 seviyesine fırladığını ve bunun altın üzerinde ciddi bir baskı yarattığını anlattı.
Koesterich, sarı metal üzerindeki baskıyı artıran bir diğer hususun ise fon sahiplerinin yapay zekâ odaklı hisse senetlerine yönelmesi olduğunu kaydetti.
Borsadaki kazançların giderek dar bir yapay zekâ şirketi grubunda toplandığını ifade eden Koesterich, kazanç sağlamayan bir varlık olan altının, yatırımcılar tarafından yavaş büyüyen ve istikrarlı işletmeler gibi büyük ölçüde ihmal edildiğini belirtti.
Yakın vadeli baskı unsurlarına rağmen altının çeşitlendirilmiş yatırım portföylerinde kritik bir işlev görmeye devam ettiğini belirten Koesterich, yüksek kamusal borç yükleri, bütçe açıkları, ulusal para birimlerinin değer yitirme tehlikesi ve jeopolitik gerginliklerin devam ettiğini hatırlattı.
Bu sebeplerle tasarruf sahiplerinin portföylerinde makul oranda altın tutmayı sürdürmesi gerektiğini belirten Koesterich, değerli metalin uzun vadeli stratejik kıymetini koruduğunu sözlerine ekledi.


