
Lokman Hekim Üniversitesinden gıda katkı maddeleri uyarısı
Prof. Dr. Fatih Gültekin, gıda katkı maddelerinin güvenli sınırların aşılması ve sık tüketilmesi durumunda sağlık riski oluşturabileceğini belirtti.
Lokman Hekim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Gültekin, gıdaların raf ömrünü uzatmak, tat, renk, görünüm ve yapısını korumak amacıyla kullanılan katkı maddelerinin belirlenen güvenli sınırların üzerinde ve sık tüketilmesinin sağlık açısından risk oluşturabileceğini belirtti.
Üniversiteden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Gültekin, gıda katkı maddeleriyle kanser arasındaki ilişkiye değinerek, bu maddelerin belirli teknolojik işlevleri yerine getirmek amacıyla gıdalara eklendiğini ifade etti.
Katkı maddelerinin doğrudan gıdaya eklenebildiği gibi ambalajlama, depolama ve üretim süreçleri aracılığıyla da dolaylı olarak gıdaya geçebildiğini vurgulayan Gültekin, gıda katkı maddeleri değerlendirilirken yalnızca maddenin adı değil, dozu, tüketim sıklığı, saklama koşulları ve kişinin genel beslenme düzeni birlikte ele alınması gerektiğini kaydetti. Bir katkı maddesinin kullanımına izin verilmeden önce toksik, genotoksik ve kanserojen etkiler yönünden çok sayıda deney ve incelemeden geçirilmesi gerektiğini belirten Gültekin, güvenli tüketim miktarı belirlenebilen maddelerin ancak izin verilen sınırlar içinde kullanılabileceğini, insanlarda kanserojen olduğu açık biçimde ortaya konulan maddelerin kullanımına ise izin verilmediğini ifade etti.
Bilimsel araştırmalarda renklendirici ve koruyucu olarak kullanılan bazı maddelerin inflamasyon, DNA hasarı, hücre çoğalması ve hücre ölümü mekanizmaları üzerindeki etkilerinin incelendiğini aktaran Gültekin, araştırma sonuçlarını değerlendirirken doz faktörünü göz ardı etmemek gerektiğini belirtti.
Prof. Dr. Gültekin, tartrazin, azorubin, sodyum benzoat ve potasyum sorbat gibi katkı maddelerine ilişkin bulguların kullanılan doza, maruz kalma süresine ve incelenen hücre ya da canlı türüne göre farklılaşabildiğine işaret ederek, bir maddenin yüksek dozda veya uzun süreli kullanımında ortaya çıkan etkinin, izin verilen sınırlar içindeki kullanımla aynı olmadığını vurguladı. Ayrıca hücre ve hayvan deneylerinden elde edilen bulguların doğrudan insanlara genellenmesi konusunda bilimsel ihtiyat gösterilmesi gerektiğini kaydetti.
Gültekin, geçmişte kanserojen etkileri tespit edilen bazı sentetik katkı maddelerinin gıdalarda kullanımının yasaklandığını hatırlatarak, bu durumun denetim ve bilimsel değerlendirme süreçlerinin önemini gösterdiğini, yeni bulgular ortaya çıktıkça izin verilen maddelerin ve kullanım sınırlarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Tüketicilerin, katkı maddelerinin tümünü aynı risk düzeyinde görmemesi gerektiğini belirtti.
Gültekin, sodyum nitrit ve nitrat türevi bileşiklere ilişkin deneysel sonuçların canlı türü ve doza göre değişebildiğini aktardı. Nitrat türevi bileşikler içeren işlenmiş et ürünleri ile katkı maddesi içeren şekerli ve alkolsüz içeceklerin sık tüketimi ve bazı kanser türleri arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmalar bulunduğunu belirten Gültekin, burada asıl dikkat edilmesi gereken noktanın bu ürünlerin ne kadar ve ne sıklıkta tüketildiği olduğunu bildirdi. Uzun süreli ve yüksek miktardaki tüketimin sınırlandırılmasının koruyucu sağlık yaklaşımının önemli bir parçası olduğunu vurgulayan Gültekin, bazı katkı maddelerinin sindirim sırasında kimyasal yapısının değişmesi, birden fazla katkı maddesinin aynı üründe birlikte kullanılması, üretim sırasında oluşabilecek yan ürünler, uygun olmayan sıcaklık ve ışık koşulları ile izin verilen sınırların aşılmasının olası risk faktörleri arasında yer aldığını kaydetti. Gıda güvenliğinin yalnızca üretim aşamasıyla sınırlı olmadığını, ürünlerin taşıma, depolama ve tüketici tarafından saklanma koşullarının da sağlık üzerindeki muhtemel etkileri değiştirebildiğini belirtti.
Prof. Dr. Gültekin, katkı maddelerinin olası sağlık etkilerini en aza indirmek için üreticilerin mevzuatta belirlenen kullanım miktarlarına titizlikle uyması, tüketicilerin ise ürün etiketlerini dikkatle incelemesi gerektiğine dikkati çekti. Özellikle çocuk, ergen, gebe ve emziren kadınların katkı maddeleri konusunda bilinçlendirilmesinin önemini ifade etti.
Tek yönlü beslenmeden kaçınılmasını, yeterli ve dengeli beslenmenin benimsenmesini, hızlı hazır ve yoğun işlenmiş gıdaların günlük beslenmedeki payının mümkün olduğunca azaltılmasını vurgulayan Gültekin, gıda katkı maddelerinin tamamının aynı ölçüde zararlı olduğunu söylemenin bilimsel bir yaklaşım olmadığını, sağlık açısından temel ölçütün maddenin güvenli kullanım sınırı, tüketilen miktar, tüketim sıklığı, saklama koşulları ve kişinin genel beslenme düzeni olduğunu kaydetti. Tüketicilerin mümkün olduğunca çeşitli, dengeli ve doğal gıdalara dayalı bir beslenme düzenini tercih etmelerinin önem taşıdığını sözlerine ekledi.



