2 Ağustos 2026 PazarUSD 47,56EUR 54,86
Gundemnabzi
Son Dakika
Musul'un kaybında 100 yıllık tarih ve Kerkük adımı

Musul'un kaybında 100 yıllık tarih ve Kerkük adımı

TPAO'nun Kerkük'teki petrol sahalarına ortak olması, Osmanlı'nın kaybettiği Musul'un tarihini ve 100 yıllık tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Haber Merkeziİlk yayın:

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın, BP Energy Company of Kerkük Limited şirketinin yüzde 15 hissesini alarak Kerkük üretim sahalarına ortak olması, Musul'un kaybedilmesiyle ilgili süreci bir kez daha hatırlattı. Osmanlı İmparatorluğu'nun 1517'de fethettiği Musul'un 401 yıl sonra elden çıkışı, Türkiye'de bir asırdır süren bir tartışma olmaya devam ediyor.

Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı'nın sonunda 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi'ni imzaladığı sırada Musul hâlâ Türk birliklerinin kontrolü altındaydı. Ancak İngiltere, anlaşmanın üzerinden henüz bir hafta geçmeden, İtilaf Devletleri'nin güvenliğini tehlikeye atacak bir durumda herhangi bir stratejik noktayı işgal etme yetkisi tanıyan 7'nci maddeyi öne sürerek 6-7 Kasım 1918 tarihlerinde kenti işgal etti.

İngiliz işgal kuvvetlerinin komutanı General Marshall, bu maddeye zemin hazırlamak amacıyla Musul'daki Osmanlı 6. Ordusu ile yerel halkın İngiliz askerlerinin güvenliğini tehlikeye attığını ve bölgede asayiş sorunu yaşandığını iddia etti. Musul'un işgalini asayişsizlik bahaneleriyle savunan İngiltere'nin asıl amacı, bölgedeki zengin petrol yataklarını ele geçirmek ve Basra'dan Bağdat'a uzanan hakimiyet alanını sağlamlaştırmaktı.

Yaklaşık beş yıl boyunca İngiliz işgalinde kalan Musul, Temmuz 1923'teki Lozan Antlaşması görüşmelerinde masaya yatırıldı. Türkiye kentin kendisine verilmesini talep ederken, İngiltere bölgenin kendi kontrolündeki Irak'ın bir parçası olarak kalmasında ısrarcı oldu. Lozan'da çözüme kavuşmayan bu mesele, iki ülke arasında yapılacak ikili görüşmelere bırakıldı. Antlaşmanın 3'üncü maddesi gereğince taraflar dokuz ay içinde anlaşmaya varamazsa, dosya Milletler Cemiyeti'ne sevk edilecekti.

Lozan'ın ardından Türkiye ile İngiltere, Musul sorununu çözmek üzere 19-5 Haziran 1924 tarihleri arasında İstanbul'da Haliç Konferansı'nı topladı. Kasımpaşa'daki Bahriye Nezareti binasında yapılan görüşmelerde Türkiye'yi Fethi Bey, İngiltere'yi ise Irak Yüksek Komiseri Sir Percy Cox temsil etti. Tarafların kendi tezlerinden taviz vermemesi neticesinde konferans sonuçsuz kaldı.

Bu tıkanıklık üzerine İngiltere, Lozan Antlaşması'nın 3'üncü maddesine dayanarak 6 Ağustos 1924'te Milletler Cemiyeti'ne müracaat etti. Türkiye bu başvuruya itiraz etse de, Lozan'da dokuz ay içinde İngilizlerle uzlaşma sağlanamaması durumunda konunun Milletler Cemiyeti'ne götürülmesini baştan kabul etmişti.

Birçok tarihçi, Türkiye'nin henüz üyesi bile olmadığı Milletler Cemiyeti'ni toprakları konusunda nihai hakem olarak kabul etmesini, Musul'un kaybedilmesindeki en kritik dönemeç olarak nitelendiriyor. Önceden onay verilmesi sebebiyle Türkiye, dönemin şartlarında İngiltere'nin baskın olduğu Milletler Cemiyeti mekanizmasının devreye girmesini onaylamış oldu.

Milletler Cemiyeti, Musul meselesini karara bağlamak amacıyla Eylül 1924'te bir soruşturma komisyonu kurdu. Komisyonun başkanlığına İsveçli diplomat Carl Einar af Wirsen, üyeliklerine ise Macaristan'ın eski başbakanı Pal Teleki ile Belçikalı emekli Albay Albert Paulis atandı. Bölgedeki coğrafi, ekonomik, siyasi ve etnik dinamikleri inceleyecek olan komisyon, halkın hangi ülkeye bağlanmak istediğini gösteren bir raporu Milletler Cemiyeti'ne sunmakla görevlendirildi.

Soruşturma komisyonu çalışmalarını sürdürürken 13 Şubat 1925'te Şeyh Said İsyanı patlak verdi. Türkiye'deki Musul tartışmalarının en önemli başlıklarından biri olan bu isyanın, ülkenin diplomatik ve askeri duruşunu zayıflatarak Musul'un kaybına zemin hazırladığı bazı tarihçiler tarafından öne sürüldü. Buna karşın, 31 Mart'ta bastırılan isyan ile Musul arasında doğrudan bir bağ kurmanın gerçekçi olmadığını savunan tarihçiler de bulunuyor.

Komisyon, Temmuz 1925'te Milletler Cemiyeti Konseyi'ne sunduğu raporda Musul'un Irak'a bırakılmasını tavsiye etti. Milletler Cemiyeti de 16 Aralık 1925'te aynı doğrultuda karar alarak kenti Irak'a bıraktı. Ankara yönetimi bu kararı reddederek Musul üzerindeki hak iddialarını sürdürdü ancak bu tutum diplomatik alanda herhangi bir sonuç doğurmadı.

Milletler Cemiyeti kararının ardından Türkiye ile İngiltere arasındaki diplomatik temaslar yeniden hız kazandı. İki ülke arasında 5 Haziran 1926'da imzalanan Ankara Antlaşması ile Türkiye-İrak sınırı çizildi ve Musul'un Irak'a devredildiği resmen kabul edildi.

Ankara Antlaşması çerçevesinde Türkiye, Musul petrollerinden 25 yıl boyunca yüzde 10 pay alma hakkına sahip oldu. Anlaşmaya göre Türkiye isterse bu payı 25 yıl boyunca alabilecek ya da 500 bin sterlin peşin ödeme tercih edebilecekti. Türkiye 500 bin sterlinlik peşin ödemeyi alarak Musul dosyasını uzun bir süre kapattı.

1926'da 500 bin sterlinlik toplu ödemeyle kapanan Musul meselesi, tam 100 yıl sonra gün yüzüne çıktı. Bir asır önce kaybedilen Musul vilayetinin sancaklarından biri olan Kerkük petrollerindeki yeni ortaklık, bu tarihsel süreci çok daha anlamlı kılıyor.

Kaynak: Ensonhaber

#Lozan Antlaşması — Bu Konuda Son Gelişmeler→ Tümü

Aynı Saatlerde Yayınlananlar→ Tüm arşiv

İlgili Haberler