26 Temmuz 2026 Pazar
Gundemnabzi
Lozan antlaşması 103 yıldır tartışılıyor

Lozan antlaşması 103 yıldır tartışılıyor

24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması, Misak-ı Milli veya Sevr kriterleriyle değerlendirilerek zafer veya hezimet olarak yorumlanıyor.

Haber Merkeziİlk yayın:

Kurtuluş Savaşı sonrası 24 Temmuz 1923 tarihinde henüz cumhuriyet bile olmayan yeni Türkiye ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Lozan, 103 yıldır Türkiye’nin tartıştığı meselelerinden.

Lozan, kimileri için zafer, kimileri için ise hezimet. Lozan’ı Cumhuriyet’in tapu senedi olarak sahiplenenler olduğu gibi Osmanlı mirasının han-ı yağması diye değerlendirip lanetle ananlar da var.

Lozan tartışmalarının ana çerçevesini, Lozan’ın kıyaslanacağı kriter olarak neyin alınacağı belirliyor. Kıstas olarak Misak-ı Milli’yi alanlar, Lozan’ı başarısız buluyor. Lozan’da Misak-ı Milli sınırları içerisinde bulunan Musul, Kerkük, Batı Trakya, Ege adaları, Kıbrıs, Batum gibi birçok toprağın elden çıktığının kabul edildiğini veya aksi yönde somut bir netice alınamadığını değerlendiriyorlar.

Ancak Lozan’ı başarı olarak görenler, Lozan değerlendirmesinde kriterin Misak-ı Milli değil Sevr Antlaşması olması gerektiği görüşünde.

Lozan’ın hezimet olduğu tezini seslendirenlerin en önde gelenlerinden Kadir Mısıroğlu, Lozan değerlendirilirken Misak-ı Milli’nin ölçü alınması gerektiğini savunuyordu.

Mısıroğlu’nun Lozan: Zafer mi? Hezimet mi? kitabında şu ifadeler yer alıyor: “Lozan; muazzam bir imparatorluk mirasının han-ı yağmasıdır. Lozan’ın getirdiği, adalarla Yunan stratejik çemberine alınmış, iktisadi kaynaklardan mahrum, her türlü ünvan ve sıfatı yolunmuş, gayrı tabii hudutların çizdiği küçük bir Türkiye’dir. Sevr anlaşması ölüm ise, Lozan ise daha az kötü bir anlaşmadır. ‘Lozan'da istikbalimiz temin edildi’ demek yanlış.”

Antlaşmayı başarı olarak görenler ise reel anlamda Türkiye’nin idaresinde bulunmadığını savundukları toprakların elden çıktığının kabulünün yenilgi diye görülmesine karşı çıkıyor. Mısıroğlu’nun tam tersine Lozan’ın değerlendirilmesinde Misak-ı Milli’nin değil Sevr’in ölçü alınması gerektiğini belirterek Lozan’ı o günün şartlarında Türkiye açısından yapılabilecek en başarılı anlaşma olarak görüyorlar.

Lozan’ı olumlu değerlendiren isimlerden İlber Ortaylı, 14 Ağustos 2022’deki köşe yazısında Lozan’ı Sevr ile kıyaslayan bir değerlendirme yaparak şunları yazdı: “Lozan’da toprak bıraktığımız doğru değildir. İstirdat ettiğimiz; yani kurtardığımız bütün memleket parçaları Lozan’da elde kalacaktır. Lozan Antlaşması bir zaferdi. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki antlaşmalar içinde, tarafların egemenlik ve eşit şartlar altında müzakere ettikleri ve Türkiye’nin ileri sürdüğü tezlerin, İtilaf Devletlerince, başta İngiltere olmak üzere kabul edildiği bir antlaşmadır.”

Lozan’ı olumsuz değerlendirenlerin önde gelen argümanlarından biri Musul’un statüsüyle ilgili. I. Dünya Savaşı’nın bitiminde henüz işgal edilmemiş olan Musul için Ankara’nın ve Lozan’daki heyetin etkili bir adım atmadığını savunuyorlar. Kadir Mısıroğlu da Misak-ı Milli toprağı olan Musul-Kerkük’ün Lozan’da kaybedildiğini işleyen isimlerden.

Lozan’ı savunanlar ise Musul’un 1918 yılında henüz Kurtuluş Savaşı’nın başlamasından önce işgal edildiğini hatırlatıyor. Yine Lozan’ı savunanlar, Musul’un Lozan’da sonuca bağlanmadığını, konunun daha sonra Milletler Cemiyeti’nde ele alınmak üzere ertelendiğini ve Türkiye’nin Musul’daki tezlerinin sürdüğünü vurguluyor. Musul, Lozan’da Türk heyeti tarafından talep edilmesine rağmen konu Lozan’da karara bağlanamıyor. Musul, 1926 Ankara Antlaşması ile Irak toprağı olarak kabul edildi.

Ege adaları, Batı Trakya, Kıbrıs başlıklarındaki tartışmalardaki argümanlar da yine benzeşiyor. Lozan’ı savunanlar, Meis Adası dışındaki Ege adalarının Lozan’dan önce elden çıkmış olduğunu hatırlatıyor. Yine Lozan’da adaların askerden ve silahtan arındırılmış olmasını kazanım olarak görülmesi gerektiğini belirtiyor.

İlber Ortaylı, adalar hakkında, “Bu adalar zaten Balkan Savaşları öncesinde elden çıkmıştı. Yunanistan da Balkan Savaşları sırasında Kuzey Ege adalarına saldırdı; Averoff Zırhlısına karşı koyacak donanmamız yoktu. Lozan’da bu adalar için çok bir şey yapılamayacağı açıktı” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Lozan’ı savunanlar, Batı Trakya’da da Türklere azınlık haklarının verilmesinin sağlandığını vurguluyor. Kıbrıs’ın 1878’den itibaren Osmanlı tarafından idaresinin geçici olarak İngiltere’ye verildiğini, 1914’te de İngilizlerin ilhak ettiğini hatırlatıyorlar.

Lozan’ı başarısız olarak değerlendiren önde gelen tarihçilerden Mustafa Armağan, bu başlıklar ile ilgili şu değerlendirmeleri yaptı: “İsmet İnönü müzakerelerde o dönem İtalyanların işgalindeki Meis Adası'nı ister. Devamında ise ‘Meis bizim hakkımızdır, biz burayı Türk toprağı olarak kabul ediyoruz ama dünya barışının selameti bakımından Meis’ten feragat ediyoruz’ açıklaması yapar. Bu tavır değişikliği Lozan’daki tutumu yansıtan önemli bir örnek.”

Armağan, Batı Trakya hakkında, “Batı Trakya’nın yüzde 70’i Türk ve Müslüman olduğu halde Yunanistan’a bırakıldı. Bu, sonuçlarını hâlâ acı acı yaşadığımız ciddi bir tavizdir. Mustafa Kemal’in 1923 Ocak’ında Batı Trakya için ‘Alsak bile savunmak çok zor’ diye bir beyanatı var Eskişehir’de. ‘Savunulması zor’ diye bir vatan toprağını denize döktüğümüz Yunan’a bırakmak ‘zafer’ kapsamına sığar mı?” dedi.

Armağan, Kıbrıs konusunda da, “Kıbrıs da aynı şekilde İngilizlere verilmiş bir tavizdir. Hatta öyle ki Kıbrıs’ta bizim 9 yıllık vergi alacağımız vardı. Onu da hibe ettik İngiltere’ye. Osmanlı Devleti 1881’den itibaren Kıbrıs’ın idaresini geçici olarak İngilizlere verdikten sonra vergi almaya devam etti. 1914’te İngiltere’nin Kıbrıs’ı tek taraflı ilhakından sonra Kıbrıs’taki vergiden düşen payı ödenmedi. Lozan’a geldiğimizde tam 9 yıllık alacağımız vardı. O alacağımızdan da Lozan’da feragat ettik.” şeklinde konuştu.

Tartışmaların bir diğer öne çıkan başlığı ise boğazlar meselesiyle ilgili. Lozan’ı savunanlar, Lozan imzalandığında henüz İstanbul’un işgal altında olduğunu hatırlatıyor. Sevr anlaşmasında Boğazların Türkiye’nin dahil olmadığı bir komisyona devredildiğini hatırlatılarak Lozan’da elde edilenlerin daha ileri olduğunu vurguluyor.

Mustafa Armağan ise Boğazlar tartışması hakkında şu değerlendirmelerde bulundu: “Lozan’daki Boğazlar maddesine göre 20 kilometre Anadolu yakasında, 20 kilometre Rumeli yakasında askersizleştirilmiş bölge vardı. Hem İstanbul Boğazı için hem Çanakkale Boğazı için geçerliydi bu. Bu alanda top, tüfek ve asker yanında savaş gemisi de bulunduramıyorduk. İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya olmak üzere dört garantör ülke vardı. Boğazlara ve Marmara Denesi’ne bir tecavüz vuku bulursa sözde bunlar müdahale edecekti. Lozan’daki Boğazlar maddesi de anlaşmanın kara lekelerinden biridir ki bundan ancak 1936’da kurtulabildik.”

Armağan, Lozan’daki Boğazlar maddesini değerlendirirken, Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliğini sağlayan 1936 yılındaki Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile ilgili de şu anekdotu aktardı: “Atatürk 1936 yılındaki Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin ardından Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’a bir telgraf çekiyor. Bu telgraf çok az bilinir. Telgrafta ‘Tebrik ederim; Montreux Konferansı’nı pek parlak demeyeceğim, makul neticelendirebildiğinden dolayı’ ifadesini kullanıyor. Düşünün, Atatürk bile Montrö’ye bile ‘zafer’ diyememiş. Soru şudur: Montrö’ye zafer diyemeyen Lozan’a zafer der miydi?”

Kaynak: Ensonhaber

İlgili Haberler