Türk futbolunda yabancı sınırı sorunları: Amrabat örneği
Futbolcu Sofyan Amrabat'ın Fenerbahçe'den Ajax'a bedelsiz transferi, Türk kulüplerinin yabancı sınırından nasıl etkilendiğini gösterdi.

Sofyan Amrabat’ın Fenerbahçe ile sözleşmesini feshedip Ajax’a bedelsiz gitmesi, yalnızca bir transfer olmanın ötesinde anlam taşıyor. Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) uyguladığı 10+4 yabancı kuralı, Türk kulüplerini transfer döneminin son günlerinde "mecbur satıcı" konumuna getiriyor. Bu durum, kulüplerin pazarlık gücünü azaltıyor.
Amrabat dosyası bu durumu açıkça gözler önüne seriyor. Amrabat’ın Ajax’a transferinin ardından yayınlanan bir görüntüde Ajax Teknik Heyet Sorumlusu Jordi Cruyff ve Amrabat arasında geçen kısa diyalog, Türk futbolundaki büyük ekonomik sorunları özetliyor. Ajax’ın resmi internet sitesinde yayınlanan röportajda Amrabat, Cruyff ile nisan ayından beri görüştüğünü belirtiyor.
Cruyff, Amrabat’a Ajax’taki planlarını anlatıyor ve taraflar aylarca iletişimde kalıyor. Sonuç olarak, 29 Ağustos’ta Amrabat, 2028 yılına kadar sözleşmesi bulunan Fenerbahçe ile anlaşarak kontratını feshediyor ve hemen ardından Ajax ile 30 Haziran 2028’e kadar sözleşme imzalıyor.
Ajax, transferin bonservissiz gerçekleştiğini özellikle vurguluyor. Burada Ajax’ın “Fenerbahçe nasıl olsa sıkışacak, son güne kadar bekleyelim” şeklinde bir strateji izlediğine dair belge yok. Ancak bu tür bir stratejiyi mümkün kılan şartların oluştuğu aşikâr.
Transfer piyasasında kulüpler birbirinin kadrosunu, kontratlarını ve kontenjan durumunu biliyor. Ajax’ın Amrabat’ı istemesi, Cruyff’un da bunu açıkça belirtmesi durumu daha da belirginleştiriyor. Amrabat, Ajax’ın kendisini istediğini nisan ayından beri biliyordu.
Fenerbahçe ise yaz boyunca kadrosundaki yaş kriterine tabi yabancı sayısını azaltmak zorundaydı. Bu durumda, pazarlık gücünün kimin elinde olduğu sorusu ortaya çıkıyor: Bekleyebilenin. Yabancı kuralının kulüpler üzerinde yarattığı ekonomik zarara dair dikkat çekici bir örnek Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk’tan geliyor.
Buruk, sarı-kırmızılıların Elias Jelert’i kiraladığı süreçte, yabancı kontenjanını dikkate almak zorunda kaldıklarını belirterek, “Jelert'i kiraya verirken maddi olarak önemli bir kayıp yaşadık ama vermemiz gerekiyordu, kural öyleydi” dedi. TFF’nin daha sonra kuralda değişiklik yapmasına tepki gösteren Buruk, kulüplerin sezon planlamasını belirlenen kurallara göre yaptığını ancak bu kuralların lig başladıktan sonra dahi değişebildiğini vurguladı.
Buruk, “Verdikleri sözün de arkasında durmuyorlar, neden bu kuralı koydunuz?” diyerek, 10+4 sisteminin transfer ve kadro planlamasını zorlaştırdığını belirtti. Özellikle kaliteli U23 yabancıların bonservislerinin 30-35 milyon eurodan başladığını ifade etti. Benzer bir durumu Galatasaray, Sergio Oliveira ile yaşadı.
Sarı-kırmızılılar, 2022’de Porto’dan 3 milyon euro bonservisle aldıkları Oliveira ile 2024’te yollarını ayırırken, sözleşmenin feshi için 5,8 milyon euro ödemeyi kabul etti. Oliveira’nın iki yıl daha sözleşmesi bulunmasına rağmen yapılan bu anlaşma, Türk kulüplerinin yabancı oyunculardan çıkmanın maliyetini artırdığını gösteriyor.
Fenerbahçe açısından ise durum daha da çarpıcı. Fenerbahçe Yönetim Kurulu Üyesi Cihan Kamer, 1 Eylül’de yaptığı açıklamada, ekonomik tabloyu iki futbolcu üzerinden anlattı: “Diego Carlos'u gönderiyoruz ancak 8 milyon euro daha transfer bedeli ödeyeceğiz.” Amrabat için ise, “Amrabat'ı gönderdik ama 8 milyon euro transfer taksiti var.” şeklinde bir ifade kullandı.
Yani Fenerbahçe, bir futbolcunun bonservis taksitlerini ödemeye devam ederken, futbolcu başka bir kulübe sıfır bonservisle gitmiş oldu. Ayrıca birkaç ay önce durum çok farklıydı. Mart 2026’da İspanyol basınına dayandırılan haberlerde, Fenerbahçe’nin Real Betis’te kiralık oynayan Amrabat için 12-15 milyon euro arasında bonservis beklentisi bulunduğu öne sürülmüştü.
Ancak, Ağustos sonunda gerçekleşen transfer bonservis ücreti sıfır euro oldu. Aradaki fark yalnızca oyuncunun performansıyla açıklanabilir mi? İşte burada yabancı sınırı tartışmasının ekonomik boyutu başlıyor.
TFF’nin 2025-26 sezonundaki kuralına göre Süper Lig kulüpleri A takım listesine 14 yabancı yazabiliyor; bunların 12’si için yaş kriteri aranmıyor. 2026-27 sezonunda bu toplam sayı korunsa da, yaş kriteri aranmayan oyuncu sayısı 10’a düşüyor. Eğer 14 yabancı kullanılacaksa, diğer dört oyuncunun 1 Ocak 2003 veya sonrasında doğmuş olması gerekiyor.
Kâğıt üzerinde hâlâ “14 yabancı” mevcut. Ancak gerçekte, tecrübeli yabancılar için kontenjan 12’den 10’a düşürülmüş durumda. Bu durumun transfer piyasasındaki yansıması son derece basit: Bir sezon önce kadroya sığan iki futbolcu, bir sezon sonra aynı takım açısından “fazlalık” haline gelebiliyor. Bütün kulüpler de bunu biliyor. Fenerbahçe’nin yaşadığı sıkıntı teorik değil. Kulüp, mevcut yabancı oyuncularından birinin kadroda yer alamayacağını duyurdu.
Daha da ilginç olanı, TFF’nin sezon başladıktan hemen sonra Türkiye Kupası’nda geri adım atmak zorunda kalması. Federasyon, kulüplerden gelen talepler doğrultusunda 26 Ağustos’ta kupada 10+4 yaş kriterini kaldırdı ve mevcut kadrolardaki 14 yabancının yaşlarına bakılmaksızın oynatılmasına izin verdi.
Bu da sorunun yalnızca Fenerbahçe’ye özgü olmadığını gösteriyor. Sistem, kulüplerin kadro mühendisliğini bozuyor. Transfer piyasasında benzer durumlarla karşılaşan bir satıcı, “zorunlu satıcı” haline geliyor.
Bir varlığı satmak zorunda olduğunuz taraf bunu bildiği takdirde, o varlığın piyasa değeri fazla bir önem taşımıyor. Alıcı kulüp, “Bu futbolcuyu almak istiyorsam bugün para vermek zorunda mıyım?” diye sorar. Cevap hayırsa beklemekten başka çare kalmaz.
Bir hafta, bir ay, hatta gerekirse transfer döneminin son gününü bekler. Çünkü saat, satıcının aleyhine işlemektedir. Kulüp, futbolcuyu kadroya yazamayacaksa, yeni transfere yer açması gerekecek ve futbolcunun yüksek maaşını taşımak istemiyorsa 10 milyon euro isteyen satıcı, önce 5 milyona, sonra kiralamaya, ardından sözleşme feshine razı olabilir.
Bu durumda bonservis değeri buharlaşır. Amrabat vakasında Ajax’ın kazancı yalnızca "sıfır euro" bonservis değil. Asıl kazanım, pazarlık masasındaki riskin ortadan kalkması.
Fenerbahçe’nin sözleşmesinin feshedilmesinden sonra Ajax’ın karşısında artık bir Türk kulübü yok; yalnızca serbest oyuncu ve temsilcisi var. Futbolcunun ekonomik değeri yok olmadı, sadece o değerden yararlanacak taraf değişti. Normalde kulübün alabileceği transfer bedelinin bir bölümü artık yeni kulübün tasarrufuna geçiyor; oyuncunun maaşı veya imza parası başka taraflara aktarılabiliyor.
Türkiye, kendi futbolcusunun değerini kendi kuralıyla düşürmüş oluyor. Sorun yalnızca yabancı futbolcu satarken ortaya çıkmıyor. Yabancı sayısını idari kararla sınırladığınızda, Türk pasaportlu futbolcunun kadrodaki ekonomik değeri de suni biçimde yükseliyor.
Aynı futbol kalitesine sahip iki oyuncudan biri kontenjan kullanırken diğeri kullanmıyorsa, artık yalnızca futbol yeteneği satın alınmıyor; kontenjan avantajı da satın alınıyor. Bunun maliyeti kulüplerin bonserviste ve maaşta ödemesine yol açıyor. Bu sistem, bir tarafta yabancı futbolcunun çıkış değerini aşağı iterken, diğer tarafta belirli yerli oyuncuların değerini yukarı doğru itebiliyor.
Fiyatlar, futbol yeteneğinden ziyade yönetmeliklerle belirlenmeye başlıyor. Ayrıca, bu durum altyapıyı geliştirmekle de aynı şey değil. UEFA’nın uyguladığı model ise dikkat çekici.
2026-27 Şampiyonlar Ligi kurallarında A listesi 25 futbolcuyla sınırlı. Sekiz yer, “yerel yetişmiş” futbolculara ayrılıyor. Ancak burada pasaporta değil, oyuncunun nerede yetiştirildiğine bakılıyor.
Futbolcunun milliyeti önemli değil; belirli yaşlar arasında kulüpte veya aynı ülkenin federasyonuna bağlı kulüplerde yetişmiş olması gerekiyor. Bu model kulüplere, “Altyapına yatırım yap” mesajını veriyor. Türkiye’deki sistem ise dönem, “Şu pasaporttan şu kadar, bu yaştan bu kadar oyuncu bul” mesajını iletiyor.
Aradaki fark oldukça büyük. Ayrıca, Türkiye’de yabancı kuralının bir başka kronik problemi daha var: istikrarsızlık. TFF, Ocak 2024’te beş sezonluk projeksiyon açıkladı ve 2024-25’ten itibaren yabancı sayısının 14’ten 12’ye düşeceğini belirtti.
Ancak daha altı ay geçmeden, Temmuz 2024’te karar değişikliği yapılarak A takım listesine yeniden 14 yabancı yazılmasına izin verildi. Sonrasında yaş kriterleri geldi; 2025-26’da 12+2, 2026-27’de 10+4 modeline geçildi. Futbolcularla genellikle üç, dört, beş yıllık sözleşmeler yapılırken, federasyon bir yıllık aralıklarla kadro matematiğini değiştiriyor.
Kulüpler, yıllarca sürecek euro yükümlülüklerinin altına giriyor. Bir şirket düşünün; devlet, bugün size “12 makine çalıştırabilirsin” diyor. Siz makineleri satın alıp dört yıllık krediye giriyorsunuz.
Bir yıl sonra “Artık bunlardan yalnızca 10 tanesini kullanabilirsin” denildiğinde, elinizdeki iki makineyi satmaya çıktığınızda alıcının ne yapacağını düşünün. Sizin onları satmak zorunda olduğunuzu bildiği için fiyatı aşağı çekiyor. Amrabat transferinde yaşanan durum, futbol ekonomisindeki bu mekanizmanın karşılığıdır.
Tüm suçu TFF’ye yüklemek de doğru değil. Kulüplerin yanlış transferleri, yüksek maaşları, uzun sözleşmeleri ve kadro planlama hataları var. Ancak kötü transfer yapmanın cezası başka; federasyonun koyduğu kontenjan nedeniyle o transferi zararına tasfiye etmek zorunda kalmak başka bir durumdur.
TFF’nin yabancı sınırına ilişkin kaygıları tamamen temelsiz değil. Federasyon, daha önce Süper Lig’de yaşlı yabancı oyuncu sayısının arttığını, yabancı futbolculara yüksek ücretler ödendiğini ve kulüplerin finansal borçlarının büyüdüğünü savunmuştur. 2021’de yaptığı açıklamada, bu gerekçelerle sınırlamayı finansal sürdürülebilirliğin araçlarından biri olarak göstermiştir.
Ancak problem burada başlıyor. Kulüpler fazla para harcıyorsa, çözüm oyuncunun pasaportunu sınırlamak mı olmalı, yoksa harcamayı sınırlamak mı? Gökhan Çetinkaya ve Ümit Yıldırım’ın dört büyük kulübün 2000-2019 yılları arasındaki yabancı transferlerini incelediği çalışmaya göre, kulüpler bu dönemde toplam 262,12 milyon euro zarar etti.
Buna karşın araştırmanın son beş yıllık bölümünde 40,56 milyon euro kâr elde edildi. Araştırmacılar, bu dönüşümde Financial Fair Play kriterlerinin zorlayıcı etkisinin başrol oynadığını değerlendiriyor. Yani kulübü disipline eden şey, futbolcunun milliyeti değil, kötü harcamanın bedelini kulübe ödeten finansal kural olabilir.
Türk futbolunun ihtiyacı ise burada. Her yıl değişen yabancı matematiği yerine, yıllarca değişmeyecek kadro kuralları; pasaport kotası yerine altyapıda yetişmiş oyuncuları teşvik eden düzenlemeler; altyapıya gerçek yatırım zorunluluğu; genç Türk oyunculara dakika üzerinden teşvik; gelirine göre harcama ve maaş bütçesi denetimi...
Bu önlemler alınmadığında, yabancı sınırı Türk futbolcusunu koruyan bir sistem olmaktan çıkıp, Türk kulüplerinin pazarlık gücünü kıran bir sisteme dönüşüyor. Amrabat olayının belki de en çarpıcı yanı, Ajax’ın nisan ayından beri istediği futbolcuyu, ağustos sonunda bedelsiz alması.
Fenerbahçe ise futbolcunun Ajax forması giyerken, eski transferinin taksitlerini ödemeye devam edecek. Transfer masasındaki bir tarafta “Sonunda” diyen Ajax var; diğer tarafta ise 8 milyon euroluk taksitten bahseden Fenerbahçe yöneticisi.
Türk futbolunun yabancı kuralındaki çelişki belki de en iyi şekilde bu durumla özetlenebilir: Biz oyuncuyu almak için para ödüyoruz, göndermek için kontenjan açıyoruz; Avrupa ise bizim sıkışmamızı bekleyip futbolcuyu bedavaya alıyor.







