
Üniversite tercihi yaparken kariyer danışmanı gibi davranmayın
Üniversite tercih döneminde ailelerin desteği ile yönlendirmesi arasındaki sınır büyük önem taşıyor. Uzmanlar, kararın merkezinde öğrencinin yer alması gerektiğini belirtiyor.
Üniversite tercih döneminde en büyük baskıyı yalnızca adaylar yaşamıyor. Veliler de çocuklarının geleceği için en doğru kararı vermeye çalışıyor. Ancak uzmanlara göre ailelerin desteği ile yönlendirmesi arasındaki sınır iyi çizilmeli. Çünkü doğru tercih, anne babanın hayalini değil, öğrencinin potansiyelini ve hedeflerini yansıtmalı.
Üniversite tercih dönemi yaklaştığında evlerde benzer cümleler duyuluyor: 'Mühendis ol, işin garanti olsun', 'Ben olsam tıp yazardım', 'Bu puanla orası yazılmaz', 'Boşa gitmesin.' İyi niyetle söylenen bu sözler kimi zaman öğrencinin karar verme sürecini kolaylaştırmak yerine daha da zorlaştırabiliyor. Uzmanlara göre üniversite tercihi yalnızca öğrencinin değil, tüm ailenin ortak gündemi olsa da son kararın merkezinde öğrencinin yer alması gerekiyor. Çünkü tercih edilen üniversitede okuyacak, sınavlara girecek, staj yapacak ve yıllar sonra o mesleği icra edecek kişi anne ya da baba değil, öğrencinin kendisi. Bu nedenle ailelerin görevi karar vermek değil, doğru kararın verilmesine yardımcı olmak. Pek çok veli, farkında olmadan kendi gerçekleştiremediği hayallerini çocuğunun üzerinden gerçekleştirmeye çalışabiliyor. Gençliğinde hukuk okumak isteyen bir baba hukuk fakültesini, doktor olamayan bir anne tıp fakültesini önerebiliyor. Ancak bugünün üniversite adayları, anne babalarının üniversiteye girdiği dönemden çok farklı bir dünyaya hazırlanıyor. Meslekler, çalışma biçimleri ve işveren beklentileri büyük ölçüde değişmiş durumda. Bu nedenle 'Bizim zamanımızda...' diye başlayan cümleler yerine 'Sen nasıl bir hayat istiyorsun?' sorusunu sormak, çok daha sağlıklı bir başlangıç oluyor.
Yüksek başarı sırası her öğrencinin aynı bölümü tercih etmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Sayısalda ilk 10 bine giren her öğrencinin tıp ya da mühendislik okumak istemesi beklenemeyeceği gibi, sözel alanda başarılı bir öğrenciyi yalnızca puanı yüksek diye istemediği bir bölüme yönlendirmek de uzun vadede mutsuzluk yaratabiliyor. Uzmanlar, tercih listesinin başarı sırasıyla değil; öğrencinin ilgi alanı, güçlü yönleri, kişilik özellikleri ve yaşam hedefleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Tercih sürecinde öğrenciler yalnızca bölüm seçmiyor, hayatlarının yeni dönemine hazırlanıyor. Bu süreçte sürekli fikir değiştirmeleri, kararsız kalmaları ve kaygı yaşamaları son derece doğal. Ailelerin bu dönemde 'Hâlâ karar veremedin mi?', 'Bak herkes tercih yaptı', 'Yanlış yaparsan pişman olursun' gibi baskı oluşturan ifadeler yerine birlikte araştırma yapan, seçenekleri değerlendiren ve sakin kalabilen bir tutum sergilemesi gerekiyor. Uzmanlara göre huzurlu bir tercih süreci, doğru karar verilmesini kolaylaştırıyor.
Velilerin çoğu üniversitenin adı, sıralaması ve prestiji üzerinde duruyor. Oysa tercih döneminde şu soruların da konuşulması gerekiyor: Bu şehirde yaşayabilir misin? Kampüs hayatı sana uygun mu? Evde mi yurtta mı kalmak istersin? Sosyal yaşamdan beklentin ne? Yurt dışında eğitim hedefin var mı? Çift anadal ya da Erasmus düşünüyor musun? Çünkü başarılı bir üniversite deneyimi yalnızca akademik eğitimden oluşmuyor. Öğrencinin yaşayacağı şehir, kuracağı sosyal çevre ve kendini geliştireceği ortam da mutluluğunu doğrudan etkiliyor. Uzmanlar, tercih listesinin ailece hazırlanabileceğini ancak listenin öğrencinin istek sırasını yansıtması gerektiğini vurguluyor. Anne babalar üniversitelerin burs olanaklarını, barınma imkânlarını, ulaşımı, eğitim ücretlerini ve mezuniyet sonrası kariyer fırsatlarını araştırabilir. Ancak 'Bu bölümü yaz', 'Şunu kesin sil', 'Ben olsam...' yaklaşımı yerine seçenekleri birlikte değerlendirmek çok daha sağlıklı sonuç veriyor.
Tercih döneminde sosyal medya platformlarında çok sayıda yorum ve tavsiye paylaşılıyor. Tek bir mezunun olumlu ya da olumsuz deneyimi, bütün üniversiteyi temsil etmeyebiliyor. Bu nedenle velilerin YÖK Atlas verilerini, üniversitelerin resmi bilgilerini, akreditasyon durumlarını, akademik kadrolarını, staj olanaklarını ve mezun istihdam verilerini birlikte incelemesi öneriliyor.
Tercih sürecinde her aday istediği programa yerleşemeyebilir. Bu durumda ailelerin 'Sana söylemiştim', 'Beni dinleseydin' gibi ifadeler kullanması öğrencinin motivasyonunu ciddi şekilde düşürebiliyor. Uzmanlara göre önemli olan tek bir tercih sonucu değil; öğrencinin uzun yıllar sürecek kariyer yolculuğunda yeniden plan yapabilme becerisi kazanması. Üniversite tercihi hayatın önemli dönemeçlerinden biri olsa da tek belirleyicisi değil.
Uzmanların hazırladığı 10 altın kural ise şu şekilde sıralanıyor:
1- Çocuğunuzdan çok siz konuşmayın, önce onu dinleyin.
2- Kendi gençliğinizle bugünü kıyaslamayın.
3- Bölüm yerine öğrencinin yeteneğine odaklanın.
4- Tercih listesini birlikte hazırlayın, tek başınıza oluşturmayın.
5- Sosyal medya yorumları yerine resmi verileri inceleyin.
6- Üniversitenin sunduğu eğitim ortamını araştırın.
7- Maddi koşulları açıkça konuşun.
8- Fikir belirtin ama son karara saygı gösterin.
9- Başarı kadar mutluluğu da önemseyin.
10- Tercih bittikten değil, süreç boyunca çocuğunuza güven verin.



