Dünya'da sermaye kıtlığı: Türkiye'de takipteki borçlar arttı
Küresel finansal sistemdeki dönüşüm ve sıkı para politikaları Türkiye'de takipteki alacakların patlamasına yol açtı.
Küresel finans piyasalarında likidite bolluğu dönemi, dev projeler ve devlet borçlanmaları ile birlikte 'sermaye kıtlığı' dönemine geçiş yaptı. Bu değişim, Türkiye'deki vatandaşlar ve üreticiler üzerinde büyük yük oluşturdu. Yüksek borçlanma maliyetleri, enflasyon ve kredi kısıtlamaları, yerel piyasalarda nakit akışını bozarken, finansal sistemde takipteki alacakların patlama yaşadığı gözlemleniyor.
Sabah yazarı Kerem Alkin, piyasalardaki bu köklü değişimi değerlendirirken, "1980'lerden 2010'lara kadar küresel piyasaları anlamanın anahtarı 'likidite'ydi. Bugün ise, dünya ekonomisi sessiz ama köklü bir değişimin eşiğinde. Piyasaların temel problemi artık 'likidite eksikliği' değil, 'sermaye kıtlığı'" şeklinde ifade etti. Alkin, devletler ve özel sektör arasında küresel tasarruf havuzu için yoğun bir rekabetin yaşandığını belirterek, uzun vadeli faizlerin artık sadece merkez bankalarının kararlarıyla açıklanamayacağını vurguladı.
Sıkı para politikaları ve artan finansman maliyetleri, Türkiye'de kredi genişlemesini durdurdu ve borç ödeme zincirinde kırılmalara yol açtı. Dünya Gazetesi yazarı Naki Bakır, BDDK verilerini incelediği analizinde, "İçeride parasal sıkılaşmaya devam edildiği bir dönemde Türk bankacılık sistemi kredide frene basarken, yasal süresinde ödenemeyen ve takibe düşen alacaklarda tüm bölge ve illerde patlama yaşandı" dedi. Bakır, takipteki alacakların, varlık yönetim şirketlerine devredilmesine rağmen yüzde 30,6 oranında artarak 768,8 milyar liraya yükseldiğini belirtti. Bu durum, reel sektör ve tüketicinin borç ödeme kapasitesindeki düşüşü gözler önüne seriyor.
Anadolu illerinde ise finansal darboğazın etkileri daha fazla hissediliyor. Kerem Alkin, yeni ekonomik düzenin parametrelerini açıklarken, "Önümüzdeki yıllarda piyasaların kazananları en fazla borçlananlar değil; sermayeyi en verimli kullananlar, kritik altyapıyı kontrol edenler olacaktır" dedi. Naki Bakır, Anadolu'daki borç stoğuna dikkat çekerken, "Makro analiz, ekonomik yavaşlamanın ve borç ödeme zorluğunun metropollerden çok Anadolu illerinde kemikleştiğini gösteriyor. Süresinde geri ödenemeyen hasarlı kredi miktarında en büyük artış Güneydoğu Anadolu'da yaşandı" ifadelerini kullandı.
Takibe düşme oranları en yüksek olan iller arasında Mardin, Karaman, Diyarbakır, Şırnak ve Şanlıurfa öne çıkıyor. Mardin, 87,2 milyar liralık kredi portföyü ile yüzde 9,3'lük takipteki borç oranıyla en yüksek riski taşıyan il konumunda.
Edirne, Adıyaman ve Uşak, hasarlı kredi tutarındaki oransal artışta dikkat çekiyor. Edirne’nin kredi hacmi yüzde 22,2 artışla 90,1 milyar liraya çıkarken, takipteki alacak hacmi yüzde 84,9 artışla 2,5 milyar liraya ulaştı. Adıyaman’da takipteki borç, yüzde 78,6 artarak 2,6 milyar liraya, Uşak’ta ise yüzde 73,6 artışla 3 milyar lirayı geçti.
Marmara bölgesi, sanayi merkezlerinin de etkisiyle kredi musluklarını oransal bazda en çok kıstığı bölge oldu. İstanbul ve Kocaeli gibi sanayi merkezleri, toplam kredi hacminin büyümesinde enflasyonun çok altında bir artış gösterdi.
Naki Bakır, Güneydoğu Anadolu’nun toplam kredilerin yalnızca yüzde 5,8'ini kullandığını ancak takipteki toplam kredi hacminde yüzde 10,1 paya sahip olduğunu belirterek, bölgedeki kredi geri dönüş kalitesinin zayıf olduğunu ifade etti.
Hacimsel verilere göre, İstanbul, 9 trilyon 267,8 milyar lira ile en yüksek toplam kredi hacmine sahip il oldu. Takipteki kredi borcu en yüksek olan il ise 230,6 milyar lira ile İstanbul'dur. İstanbul’un ardından, kredi hacminde Ankara, İzmir, Antalya, Bursa ve Gaziantep gelmektedir.




