Eğitim-İş Genel Başkanı Özbay'dan LGS değerlendirmesi
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, 2026 LGS sonuçlarını eleştirdi.
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, 2026 yılı LGS sınavının sonuçlarına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Özbay, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) ilk yerleştirme sonuçlarının yüksek oranlarıyla başarı tablosu sunmaya çalıştığını belirtti. Buna karşılık, eğitim sisteminin başarısının yalnızca istatistiklerle değil, çocukların nitelikli eğitime erişim hakkı, eğitimde eşitlik ve kamusal eğitimin niteliği üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
8. sınıf öğrencilerinin yaklaşık dörtte üçünün LGS’ye girdiğini ve başvuran öğrencilerin yüzde 97,23’ünün sınava katıldığını belirten Özbay, “Bu tablo, nitelikli eğitime erişim talebinin yüksekliğini ortaya koysa da sonuçlara göre bu hakka öğrencilerin çok az bir kısmı erişebilmektedir. MEB, ilk yerleştirmede öğrencilerin yüzde 93,56'sının tercihlerinden birine yerleştiğini açıklıyor. Ancak bu oran tek başına hiçbir şey ifade etmemektedir. Çünkü tercih listeleri, öğrencilerin gerçekten istedikleri okullardan değil, ulaşabildikleri ve tercih etmek zorunda bırakıldıkları okullardan oluşmaktadır,” dedi.
Özbay, kurallar nedeniyle öğrencilerin ‘ilk üç tercihe yerleşme’ oranının yüksek çıkmasının doğal olduğunu belirterek, “Açıklanan yüzde 94,53'lük oran, öğrencilerin istedikleri okullara yerleştiklerini değil, sistemin onları yönlendirdiği seçeneklere yerleştirildiklerini göstermektedir,” şeklinde konuştu. Sınavla öğrenci alan okullarda 8 bin 432 kontenjanın boş kaldığına dikkat çeken Özbay, “Bakanlık, bu boş kontenjanların hangi okul türlerinde oluştuğunu açıklamamaktadır. Çünkü kamuoyu, boş kalan kontenjanların büyük ölçüde imam hatip liseleri ve bazı meslek liselerinde yoğunlaşıp yoğunlaşmadığını bilmemektedir. Şeffaflığın gereği, okul türlerine göre kontenjan ve doluluk verilerinin ayrıntılı biçimde paylaşılmasıdır,” ifadelerini kullandı.
MEB’in kontenjan politikasını eleştiren Özbay, “Öğrenciler akademik eğitim talep etmektedir. Buna rağmen Bakanlık, akademik liselerin kontenjanlarını azaltırken talebin daha düşük olduğu okul türlerinin kontenjanlarını artırmaktadır. Eğitim planlaması bilimsel verilere göre değil, siyasi ve ideolojik tercihlere göre yapılmaktadır,” dedi.
Sınavla öğrenci alan okulların kontenjanlarının azaltılmasının taban puanlarını yükselttiğini ve bunun öğrencilerin istemediği okullara yönelmesine sebep olduğunu anlatan Özbay, sınavsız öğrenci alan liselerde ortaya çıkan tablonun da kaygı verici olduğunu vurguladı. Özbay, “Bazı ilçelerde bu okulların en düşük yerleşme puanlarının 90’lara ulaşması, öğrencilerin yaşadıkları yerde nitelikli bir devlet lisesine erişimini dahi zorlaştırmaktadır. Okul başarı puanlarındaki büyük farklılıklar ve bazı özel okullarda gerçek akademik başarıyla bağdaşmayan yüksek not uygulamaları da mevcut eşitsizlik üreten eğitim sistemindeki adaletsizliği daha da derinleştirmektedir,” şeklinde konuştu. İlk yerleştirme sonucunda 311 bin 307 öğrencinin herhangi bir okula yerleşemediğini belirten Özbay, “Başka bir ifadeyle, her dört öğrenciden biri ilk yerleştirmede açıkta kalmıştır. Bu öğrenciler nakil sürecine mahkûm edilmekte; önemli bir kısmı ise eğitimden kopma riskiyle karşı karşıya bırakılmaktadır. Bugün zaten eğitim dışında bulunan 1,6 milyondan fazla çocuğun olduğu düşünüldüğünde, bu tablo Türkiye açısından ciddi bir eğitim krizine işaret etmektedir,” dedi.
Özbay, 13-14 yaş aralığındaki çocukları “nitelikli” ve “niteliksiz” okullar olarak ayıran eğitim anlayışının asıl sorun olduğunu belirtti. “Eğitim sistemi, birkaç okulun ‘nitelikli’ olduğu değil, tüm devlet okullarının eşit ölçüde nitelikli eğitim verdiği bir yapıya kavuşturulmalıdır. Her öğrencinin yaşadığı yerde bilimsel, laik, kamusal ve nitelikli eğitime erişimi güvence altına alınmadıkça, sınavlar ve okul başarı puanları etrafındaki tartışmalar da sona ermeyecektir. Başarı, istatistikleri süsleyen yüzdeler değil, hiçbir çocuğun eğitim hakkından mahrum kalmadığı bir Türkiye yaratabilmektir,” ifadelerini kullandı.






