
KYK bursu yetersiz, öğrenciler günde iki öğünle yetiniyor
Yapılan araştırmaya göre, üniversite öğrencileri gıda güvencesizliği yaşıyor.
Üniversite öğrencileri, artan ekonomik zorluklar nedeniyle gıda güvencesizliği ile karşı karşıya kalıyor. İstanbul’da 300’ü aşkın öğrencinin katılımı ile gerçekleştirilen bir araştırma, öğrencilerin yüzde 69,6’sının günde en fazla iki öğün yiyebildiğini ve her 10 öğrenciden dördünün sık sık öğün atladığını ortaya koydu. Gıda Adaleti Kolektifi tarafından yapılan çalışmada, anketlerin yanı sıra derinlemesine görüşmeler ve odak grup çalışmaları da yer aldı. Sonuçlar, gıda güvencesizliğinin kampüslerde giderek yaygınlaştığını ancak çoğu zaman görünmez kaldığını gösteriyor. Öğrencilerin yarısından fazlası ekonomik nedenlerden ötürü sağlıklı beslenemediğini belirtirken, yüzde 66’sı alışveriş yaparken ürünlerin fiyatına öncelik verdiklerini ifade etti. Her iki öğrenciden biri, ay sonu yaklaştıkça gıda alışverişini veya öğün miktarını azaltmak zorunda kaldığını bildirdi. Türk-İş verilerine göre, sağlıklı ve yeterli beslenmenin aylık maliyeti son dört yılda yaklaşık yüzde 462 artarken, KYK bursundaki artış yalnızca yüzde 371’de kaldı. KYK bursu 2022’de sağlıklı beslenme maliyetinin yaklaşık yarısını karşılayabilirken, bu oran 2026’da yüzde 41’e düştü. Bu durum, öğrencilerin bütçelerini dengelemek için gıdadan ve sosyal yaşamdan fedakarlık yapmalarına neden oldu. Galatasaray Üniversitesi’nden Doç. Dr. Cemil Yıldızcan, bu sorunun yalnızca açlık üzerinden değerlendirilemeyeceğini vurguladı. Yıldızcan, “Üniversite öğrencileri için asıl sorun yalnızca aç kalmak değil; yeterli ve sağlıklı gıdaya düzenli ve insan onuruna uygun biçimde, kaygı, utanç ve suçluluk yaşamadan erişememek” dedi. Araştırmada ortaya çıkan durumu “gizli gıda güvencesizliği” olarak tanımlayan Yıldızcan, öğrencilerin her gün bir şeyler yemesinin sağlıklı ve yeterli beslendikleri anlamına gelmediğine dikkat çekti. Araştırmanın, öğrencilerin yaşadıklarını kayıt altına almakla kalmayıp, bu deneyimleri ortak taleplere dönüştürmeyi amaçladığını dile getiren Yıldızcan, çalışmanın Gıda Adaleti Kolektifi’nin kurulmasına da zemin hazırladığını belirtti. Öğrencilerin yaşadığı durumu şu sözlerle ifade etti: “Bu durum, öğrencinin hiç yemek bulamamasından ibaret değil. Her gün bir şeyler yese bile yeterli ve nitelikli gıdaya düzenli erişememesi, öğünlerini küçültmesi, ucuz gıdalarla geçiştirmesi, sosyal hayattan çekilmek zorunda kalması ve bütün bunların olağan bir ‘öğrencilik hali’ gibi görünmesi demek. Asıl mesele yalnızca karın doyurmak değil; yetersizlik, utanç ya da suçluluk hissetmeden, sürekli ‘param yetecek mi?’ kaygısıyla yaşamadan beslenebilmek. Görüşmelerde, arkadaş ortamında aç olduğu halde ‘ben tokum’ diyen öğrencilerin deneyimleriyle karşılaştık. Ankete katılanların yaklaşık üçte biri de maliyetler nedeniyle sık sık sosyalleşmekten kaçındığını söylüyor. Utanma, yetersizlik ve öfke kişisel görünse de yapısal koşullardan doğan politik duygular; ancak bugün çoğunlukla içe kapalı yaşıyor.” Araştırmaya katılan öğrencilerin yaklaşık yüzde 70’i günde iki öğün veya daha az yemek yediklerini bildirdi. Öğrencilerin yarısından fazlası haftanın en az üç günü makarna tükettiklerini ifade etti. Yıldızcan, öğün sayısının diğer ekonomik göstergelerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Öğün sayısı elbette tek başına gıda güvencesizliğini göstermiyor. Ancak bunu ekonomik nedenlerle sağlıklı beslenememe ve ay sonuna doğru öğünleri küçültme verileriyle birlikte değerlendirdiğimizde, iki öğünle yetinmenin olağanlaştığını görüyoruz. Öğünü küçültmek ya da geçiştirmek, sanki öğrenci olmanın ödenmesi gereken doğal bir bedeliymiş gibi kabul ediliyor.” Veriler, ailesinden ayrı yaşayan öğrencilerin daha zor bir durumda olduğunu da gösteriyor. Günde iki öğün veya daha az yemek yiyenlerin oranı, ailesinin yanında kalan öğrencilerde yaklaşık yüzde 57 iken, ailesinden ayrı yaşayanlarda bu oran yüzde 80’e yaklaşıyor. Kira, yurt ve ulaşım giderleri, öğrencilerin gıdaya ayırabildiği bütçeyi azaltıyor. Öğrencinin kaldığı yerde mutfağa erişiminin olup olmaması, kendi yemeğini hazırlayabilmesini de doğrudan etkiliyor. Yıldızcan, barınma ve beslenme sorunlarının birlikte ele alınması gerektiğini belirterek, “Barınma krizi ile gıda krizi birbirinden ayrı değil. Kira ya da yurt giderleri ve ulaşımda geçirilen süre gıda bütçesini daraltırken, mutfağa erişim öğrencinin kendi yemeğini hazırlayıp hazırlayamayacağını belirliyor” dedi. Araştırmaya katılanların yaklaşık üçte ikisi, gıda seçiminde öncelikle fiyatı dikkate aldıklarını söyledi. Öğrencilerin yarıdan fazlası ekonomik nedenlerle sağlıklı beslenemediğini, yarıya yakını ise ay sonuna doğru alışverişini veya yediği miktarı azalttığını kaydetti. Her 10 öğrenciden dördü sık sık öğün atladığını belirten Yıldızcan, “Sağlıklı gıdaya erişim öğrencinin bireysel bütçesine bırakıldığında, beslenme bir hak olmaktan çıkıp maliyet hesabına dönüşüyor. Öğrenci neye ihtiyacı olduğunu değil, neyi karşılayabileceğini düşünüyor.” Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 80’e yakını son bir yıl içerisinde doğrudan bir gıda desteğinden yararlanmadığını belirtti. Kampüsünde sağlıklı ve erişilebilir yemek seçeneklerini her zaman veya sık sık bulabildiğini söyleyenlerin oranı ise yalnızca yüzde 14 oldu. Yemekhanelerin kapasitesi, çalışma saatleri ve uzun kuyruklar da öğrencilerin gıdaya erişimini zorlaştıran unsurlar arasında yer aldı. Öğrencilerin ekonomik krizi çoğunlukla kendi imkanlarıyla aşmaya çalıştığını ifade eden Yıldızcan, kamu kurumlarını sorumluluk almaya çağırdı: “Öğrenciler krizi çoğu zaman tek başına yönetmeye zorlanıyor. Oysa gıdaya erişim, eğitime erişimin ayrılmaz bir parçasıdır. Devletten belediyelere, üniversitelerden YÖK’e kadar kurumlara sorumluluk düşüyor. Sorun yalnızca fiyat değil; kapasite, yemek saatleri ve kuyruklar da erişimi belirliyor. Araştırmanın ortaya çıkardığı sorunları ortak taleplere dönüştürecek dayanışmayı inşa etmemiz gerekiyor.” Araştırma sırasında bir araya gelen öğrenciler, gıdaya erişimi temel bir insan hakkı olarak savunan Gıda Adaleti Kolektifi’ni oluşturdu. Kolektif, öğrencilerin nitelikli ve yeterli beslenme hakkının kişisel bütçelere bırakılmaması gerektiğini vurguluyor. Kolektif üyesi ve Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Beyza Beyhan, üniversitelerdeki gıda krizinin piyasa odaklı politikaların sonucu olduğunu belirtti. Beyhan, taleplerini şu şekilde dile getirdi: “Bugün üniversitelerimizde yaşanan gıda krizi, gıdanın temel bir insan hakkı olmaktan çıkarılıp, piyasada alınıp satılan bir metaya dönüştürülmesinin doğrudan sonucudur. Gıda, herkesin eşit ve nitelikli biçimde ulaşabildiği kamusal bir hak olması gerekirken, biz öğrenciler için bireysel bir külfete dönüştürülmüştür. Yetersiz burslar ile birlikte yemekhanelerde niteliksiz ve besin değeri düşük öğünlere, kantinlerde ise fahiş fiyatlara mahkûm ediliyoruz. Vegan, vejetaryen ve glutensiz ayrımı gözetilmeksizin her tabağın eşit, sağlıklı ve nitelikli olmasını talep ediyoruz.” Araştırmadan çıkan sonuçlar ise şu şekilde sıralandı: Öğrencilerin yüzde 69,6’sı günde iki öğün veya daha az yemek yiyor; yüzde 66’sı gıda alışverişinde önce fiyata bakıyor; yarıdan fazlası ekonomik nedenlerle sağlıklı beslenemiyor; her iki öğrenciden biri ay sonuna doğru alışverişini veya öğün miktarını azaltıyor; her 10 öğrenciden dördü sık sık öğün atlıyor; yarıdan fazlası haftada en az üç gün makarna tüketiyor; yaklaşık üçte biri maliyetler nedeniyle sosyalleşmekten kaçınıyor; yüzde 80’i son bir yılda herhangi bir gıda desteğinden yararlanmadı; kampüsünde sağlıklı ve erişilebilir yemek bulabildiğini söyleyenlerin oranı yüzde 14’te kaldı.



