
Leah Purcell: Opera bana daha büyük hayaller kurma alanı tanıdı
Tiyatro ve sinemada adından söz ettiren Leah Purcell, Henry Lawson'ın eserini opera sahnesine uyarladı.
Sydney'de masmavi bir kış gününde, ortalık oldukça sakin ilerliyor. Okul tatili nedeniyle Jubilee Park kalabalık; bisikletli çocuklar, parkta oynayan küçükler, köpek gezdirenler ve caddeden geçen tramvaylar manzarayı oluşturuyor. Anzac Köprüsü üzerinde uzaklardaki trafik akmaya devam ederken, kanal boyunca bir ördek ailesi süzülüyor. Bu huzurlu ortam, Sydney silky terrier cinsi köpeği Odie ile yürüyüş yapmayı seven Leah Purcell'in en çok vakit geçirdiği yerlerin başında geliyor.
Purcell, etrafta kimse olmadığını görmekten keyif aldığını belirtiyor. 1997 yılında yarı otobiyografik tek kişilik oyunu Box the Pony ile tiyatro dünyasına adım attığı günden bu yana kariyerinde büyük bir çıkış yakaladı. Scott Rankin ile kaleme aldığı bu yapım, Purcell'in Queensland'in orta kesimindeki çocukluğunu, hayatta kalma mücadelesini, travmaları ve anne ile kız arasındaki bağı anlatıyordu. Birçok edebiyat ödülü kazanan oyun, sanatçının Lantana, The Proposition ve Jindabyne gibi önemli Avustralya yapımlarında rol almasını sağladı. Murgon'dan gelen bir Murri kızı olan sanatçı, elde ettiği başarılara rağmen köklerini asla unutmadı.
Yeni projesi olan ve The Drover's Wife adlı eserin opera uyarlaması üzerinde çalışan Purcell, bu sanat dalının yabancısı olduğu ihtişamlı dünyasına adım atıyor. Henry Lawson'ın 1892 tarihli kısa hikayesinden uyarlanan yapım, bugüne kadar farklı aşamalardan geçti. Ödüllü bir tiyatro oyunu olarak başlayan proje, 2019'da çok satan bir kitap haline geldi ve ardından 2023'te Purcell'e en iyi kadın oyuncu dalında Aacta ödülü kazandıran bir sinema filmine uyarlandı. Lawson'ın orijinal hikayesinde, Snowy River dağlarında yaşayan ve hamile olan bir kadının eve gelen yılana karşı çocuklarını koruma mücadelesi anlatılıyordu. Goa, Gunggari ve Wakka Wakka halkından olan Purcell, annesinin kendisine bu hikayeyi okuduğunu ve ailesini koruma mücadelesini bu masalda gördüğünü ifade ediyor.
Kendi yerli feminist yorumunda ana karaktere Molly Johnson adını veren sanatçı, hikayeye farklı bir derinlik katıyor. Molly çocuklarını koruyan silahlı bir figür olarak karşımıza çıkarken, yılan bir totem rolü üstleniyor ve sömürgeci şiddetten kaçarak güven arayan Yadaka adlı yerli bir adamın gelişiyle gerilim artıyor. Yadaka karakterinin büyük büyükbabasından esinlenilerek yaratıldığını belirten Purcell, aile hikayesini Henry Lawson'ın metnine işlediğini aktarıyor. Yerli karakterleri merkeze alan ve onlara ses veren bu uyarlama; sınır şiddeti, ırkçılık, cinsiyet şiddeti ve sömürgeciliğin etkilerini gözler önüne seriyor. Operanın görkemi ve dramatik yapısı da bu anlatı için uygun bir zemin oluşturuyor.
Ana akım kültürün bir parçası olmak istediklerini dile getiren sanatçı, yerli hikayeciliğin Avrupalı opera sanatıyla buluşmasının özgün bir sentez oluşturduğunu vurguluyor. Operanın kendisine daha büyük hayaller kurma imkanı tanıdığını söyleyen Purcell, ruhlar alemini ve yerli dansçılar ile dili esere dahil ederek eşsiz bir dünya yarattığını ifade ediyor. Opera Australia için besteci George Palmer ile işbirliği yapan ve yönetmenliği üstlenen sanatçı, Tim Winton'ın Cloudstreet eserini operaya uyarlayan Palmer ile uyum içinde çalıştıklarını anlatıyor.
Müzik kariyeri de bulunan Purcell, geçmişte anneannesinin yaşadıklarından esinlenen Run Daisy Run şarkısıyla Stolen Generations için bir marş yaratmıştı. Beş yaşındayken zorla koparılan Daisy'nin hikayesini anlatan bu parça, karakterlerin iç dünyasını yansıtma konusunda müzikten nasıl yararlanılacağını göstermişti. Opera fikrinin başlangıçta kendisini korkuttuğunu ancak kariyerinde zorlu işlerin üstesinden geldiğini fark ettiğini belirten sanatçı, nota okuyamasa da provalar sayesinde sürece adapte oldu.
George Palmer'ın bestelediği ve Purcell'in librettosunu yazdığı opera, İngilizce söylenirken yerli dil ve müzik ögelerini de barındırıyor. Yerli müziğin unsurlarını aktarırken didgeridoo gibi enstrümanları bilinçli olarak dışarıda bıraktıklarını, bunun yerine insan sesine, mızraklara, bumerang sesine ve opossum derisi davullara odaklandıklarını belirten sanatçı, besteci George Palmer'ın işitme cihazı kullandığını ve müziği duyguyla ördüğünü dile getiriyor.
Purcell'in bir sonraki projesi ise Queensland'deki sert misyon yatakhanelerinde büyüyen yerli lider Aunty Ruth Hegarty'nin hayatını konu alan bir senaryo. Koruma Dönemi'nde hizmetçi olarak çalıştırılan Ruthie ve diğer yatakhane kızlarının direnişini, mizahını ve gücünü ele alan bu hikaye, sanatçının ailesindeki kadınlara duyduğu hayranlığın bir ürünü olarak şekilleniyor. Güneşin bulutların arkasına kaybolmasıyla provalara dönmesi gereken Purcell, opera geleneğine uygun olarak iyi dileklerini iletiyor.



