18 Ağustos 2026 SalıUSD47,93EUR55,57
Gündem Nabzı

Prof. Dr. Tayfun Uzbay, ruh sağlığı için yasal düzenleme çağrısı yaptı

Depremler sonrası ruh sağlığı sorunları devam ediyor. Uzbay, toplumsal travmanın etkilerinin göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı.

Sağlık Servisiİlk yayın:
Prof. Dr. Tayfun Uzbay, ruh sağlığı için yasal düzenleme çağrısı yaptı

Gölcük merkezli depremin üzerinden 27 yıl, 6 Şubat depremlerinin üzerinden ise 3 yıl geçti. Depremler, sağ kalanlar ve yakınlarını kaybedenler için bir travma haline geldi. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi, milyonlarca insanın güvenlik duygusunu, geleceğe dair beklentilerini ve toplumsal hafızayı etkileyen büyük bir kolektif travma oluşturdu.

Davranışsal Nörobilimci Prof. Dr. Tayfun Uzbay, bu büyük afetlerin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini, travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, anksiyete ve yas gibi bireysel sorunlar üzerinden tartışıldığını belirtti. Ancak bu olayların sonuçlarının bireyle sınırlı kalmadığını, toplumun güven duygusu, davranışları, ortak hafızası ve geleceğe bakışını da etkileyebileceğini ifade etti.

Uzbay, toplumsal travmanın etkilerinin yalnızca olayı doğrudan yaşayan kuşakla sınırlı kalmayabileceğini; travmanın kolektif hafıza ve kültürel normlar üzerinden sonraki kuşaklara da taşınabileceğini söyledi. Uzbay, kolektif öğrenilmiş çaresizlik kavramının burada önemli olduğunu vurguladı. Bu kavramda kilit sözcüğün 'öğrenilmiş' olduğunu belirtti.

İnsan doğuştan çaresiz değildir; yaşadığı deneyimlerin ona ‘ne yaparsan yap sonuç değişmeyecek’ düşüncesini öğretebileceğini dile getirdi. Bu mekanizmanın toplumsal düzeyde de ortaya çıkabileceğini ve bunu 'kolektif öğrenilmiş çaresizlik' olarak tanımladıklarını aktardı. Uzbay, bu kavramların yalnızca çaresiz bireylerin varlığı anlamına gelmediğini, toplumun tarihsel deneyimlerinin, kurumlarla ilişkisinin, kolektif hafızasının ve daha önceki sorunları çözmek için gösterilen çabaların sonuç verip vermediğine dair ortak algının önem taşıdığını söyledi.

Toplumun tekrar ağır sorunlarla karşılaşması ve bunları değiştirmek için gösterilen çabaların sonuç vermediğine inanmaya başlaması durumunda, ‘Zaten hiçbir şey değişmez’, ‘Ne söylersek söyleyelim, ne yaparsak yapalım sonuç aynı’ düşüncesinin yaygınlaşabileceği riskine dikkat çekti.

Uzbay, tehlikeli olanın yalnızca umutsuzluk değil, bu düşüncenin giderek pasifleşmeye dönüşmesi olduğunu belirtti. Uzbay, kolektif öğrenilmiş çaresizlik açısından temel meselenin, toplumun ‘bir şeyleri değiştirebilirim’ duygusunu koruyup koruyamadığı olduğunu vurguladı.

Bir afet sonrasında insanların, 'Eksikler belirlendi, önlemler alındı, kurallar uygulanıyor ve bir sonraki afete daha hazırlıklıyız' diyebiliyorsa, toplumsal kontrol ve etkililik duygusunun yeniden güçlenebileceğini ifade etti.

Buna karşılık, ‘Hiçbir şey değişmedi, yine aynı şey olacak, bir şey yapmanın anlamı yok’ düşüncesinin yerleşmesi durumunda toplumsal ruh sağlığı açısından farklı bir tehlikenin ortaya çıkacağını belirtti.

Uzbay, ruh sağlığını korumanın yalnızca psikolojik destek vermekle sınırlı olmadığını, insanların kurumların işlediğini, geçmişteki hatalardan ders çıkarıldığını ve kendi çabalarının sonuç yaratabildiğini görmeleri gerektiğini dile getirdi.

Uzbay, deprem sonrası ruh sağlığının yalnızca psikiyatri kliniklerinin veya psikologların konusu olmadığını da vurgulayarak, güvenli konut, eğitim, sosyal destek, ekonomik güvence, kurumlara güven, afet sırasında yardım alabilme ve gelecekte aynı kayıpların azaltılacağına inanabilmenin ruh sağlığının parçaları olduğunu ifade etti.

Bu nedenle, Türkiye'de ruh sağlığının yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmeye dayanan bir sistem olarak görülmemesi gerektiğini; koruyucu ve toplum temelli bir kamu politikası olarak ele alınması ve güçlü bir ruh sağlığı yasasıyla desteklenmesi gerektiğini aktardı.

Kaynak: Haber Merkezi

#Deprem · Bu Konuda Son Gelişmeler→ Tümü

Aynı Saatlerde Yayınlananlar→ Tüm arşiv

İlgili Haberler