
Zafer Partili Aslan: Plastik ve karışık atık ithalatı durdurulmalı
Zafer Partisi Çevre, Şehircilik ve Kültür Politikaları Başkanı Aslan, plastik kirliliğinin halk sağlığına etkilerine dikkat çekti.
Zafer Partisi Çevre, Şehircilik ve Kültür Politikaları Başkanı Aslan, yaptığı açıklamada Akdeniz’de artan plastik ve mikroplastik kirliliği üzerine değerlendirmelerde bulundu. Plastik kirliliğinin sadece çevresel değil, halk sağlığı, gıda güvenliği, tarımsal üretim, balıkçılık, turizm ve çalışma hayatı üzerinde de olumsuz etkileri olduğunu belirtti. Aslan, "Akdeniz bir atık sahası değildir. Türkiye de başka ülkelerin atık yönetimi açığını kapatmak zorunda değildir. Plastik ve karışık atık ithalatı tamamen durdurulmalı, mevcut tesisler bağımsız ve şeffaf bir şekilde denetlenmelidir" ifadelerini kullandı. Mersin sahilinde yaşanan mikroplastik kirliliğine dikkat çeken Aslan, gemiler tarafından denize bırakılan plastik atıkların fiziksel aşınma ve güneş ışığı etkisiyle daha küçük parçalara ayrıldığını, ancak bu parçaların ortadan kaybolmadığını, deniz ekosisteminde mikroplastik olarak kalmaya devam ettiğini vurguladı. Aslan, Mersin sahilindeki kirliliğe ilişkin, "Bugün Mersin sahilinde gördüğümüz bu kirlilik, denize bırakılan atıkların yok olmadığını açıkça göstermektedir. Gemilerin atıklarını hangi koşullarda bertaraf ettiği, öğütülerek denize atık bırakılıp bırakılmadığı ve bu faaliyetlere ilişkin denetimlerin ne ölçüde gerçekleştirildiği açıklanmalıdır" dedi. Birleşmiş Milletler Çevre Programı verilerine göre, Akdeniz’e her gün yaklaşık 730 ton plastik atığın girdiğini belirten Aslan, plastiklerin deniz yüzeyindeki çöplerin en az yüzde 95’ini, deniz tabanındaki çöplerin ise yarısının üzerinde bir oranı oluşturduğunu ifade etti. "Denize bırakılan plastikler yok olmuyor. Daha küçük parçalara ayrılarak içme suyumuza, deniz ürünlerine, tarımsal üretime ve sofralarımıza kadar ulaşıyor. Bugün önlem alınmaması, yarın daha büyük bir gıda ve halk sağlığı krizi ile karşılaşmamıza neden olacaktır" dedi. Mersin sahilindeki görüntülerin gemi kaynaklı atıklar konusunda soru işaretleri doğurduğunu dile getiren Aslan, yetkililere şu soruları yöneltti: "Mersin açıklarında gemilerin atıklarını öğüterek denize bıraktığı iddiaları hakkında herhangi bir inceleme veya soruşturma başlatılmış mıdır? Mersin Körfezi’nde seyreden gemilerin atık kayıtları düzenli olarak denetlenmekte midir? Gemilerin ürettiği plastik, evsel, sintine ve diğer atıkların liman atık kabul tesislerine teslim edilip edilmediği nasıl takip edilmektedir? Son beş yılda Mersin açıklarında denize yasa dışı atık bıraktığı tespit edilen kaç gemiye işlem yapılmıştır? Bu gemilere uygulanan idari para cezaları, seferden men kararları ve diğer yaptırımlar nelerdir? Deniz yüzeyinde, deniz tabanında ve kıyılarda mikroplastik yoğunluğunu belirlemek amacıyla düzenli ölçüm yapılmakta mıdır? Mersin sahilinde görüntülenen plastik parçacıkların kaynağının belirlenmesi için herhangi bir bilimsel analiz gerçekleştirilecek midir?" Deniz kirliliğinin sadece kıyılarda temizlik yaparak önlenemeyeceğini, kirliliğin kaynağının tespit edilmesi ve kirletenlere yönelik caydırıcı yaptırımlar uygulanması gerektiğini vurguladı. Eurostat ön verilerine dayanarak yapılan çalışmalara göre, Avrupa Birliği ülkelerinden Türkiye’ye gönderilen plastik atık miktarının 2025 yılında yüzde 19 artarak 503 bin ton olacağına dikkat çekti. Türkiye’ye gönderilen plastik atık miktarının 2004 yılına göre 435 kat arttığını belirten Aslan, Türkiye’nin Avrupa plastik atıklarının en büyük varış noktalarından biri olmaya devam ettiğini ifade etti. Türkiye’nin kendi atıklarını kaynağında ayrıştırmakta ve nitelikli şekilde geri kazanmakta sorun yaşadığını belirten Aslan, başka ülkelerden yüz binlerce ton plastik atık kabul edilmesinin sürdürülebilir olmadığını söyledi. Aslan, "Plastik atık ithalatı kısmi yasaklar ve geçici düzenlemelerle yönetilemez. Tüketim sonrası plastik ve karışık atık ithalatı kalıcı olarak durdurulmalıdır. İthal edilen atığın hangi tesise gittiği, ne kadarının geri dönüştürüldüğü, ne kadarının fireye dönüştüğü ve ne kadarının bertaraf edildiği kamuoyuna açıklanmalıdır" dedi. Ayrıca kamuoyunda kullanılan 12,3 milyon tonluk rakamın tamamının plastik atık olmadığını hatırlatarak, Eurostat’ın bu verisinin metal, kağıt, karton ve diğer geri dönüştürülebilir hammaddeleri de kapsadığını belirtti. Çevre politikalarının doğrulanmış veriler üzerinden oluşturulması gerektiğini vurguladı. Aslan, atık ve geri dönüşüm tesislerinde çıkan yangınların plastik atık sisteminden bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirterek, 2020 ile 2023 yılı ortasına kadar atık ve geri dönüşüm tesislerinde kayda geçen 372 yangının nedenlerine ilişkin kapsamlı bir araştırma yapılması gerektiğini söyledi. Yangınların kaçının elektrik kontağı, teknik arıza, uygunsuz depolama, iş güvenliği ihmali, kendiliğinden tutuşma veya kasıt sonucu meydana geldiğinin belirlenmesi gerektiğini ifade etti. Yangınların kaçında kamu davası açıldığını ve kasıt tespit edilen tesislere hangi adli ve idari yaptırımlar uygulandığını sordu. Yangın sonrasında çevredeki hava, toprak, yüzey suyu, yer altı suyu ve tarım alanlarında analiz yapılıp yapılmadığını, dioksin, furan, ağır metal ve diğer toksik kirleticilere ilişkin sonuçların neden kamuoyuyla paylaşılmadığını da sorguladı. Kasıtlı yangın ihtimalinin tüm yönleriyle araştırılması gerektiğini belirten Aslan, "Geri dönüştürülemeyen veya ekonomik değeri olmayan atıkların yangınlarla ortadan kaldırıldığı tespit edilirse bunun adı kaza değil, çevre suçudur" dedi. Geri dönüşümün gerekli olduğunu ancak sınırsız plastik üretimini meşrulaştıran bir araç haline getirilemeyeceğini söyleyen Aslan, önceliğin gereksiz plastik üretimini azaltmak ve yeniden kullanılabilir ürünleri yaygınlaştırmak olması gerektiğini dile getirdi. Aslan, "Geri dönüşüm tek başına çözüm değildir. Geri dönüştürülemeyen ürünler piyasadan kaldırılmalı, gereksiz plastik tüketimi azaltılmalı ve yeniden kullanılabilir sistemlere geçilmelidir. Açık kalan musluğun altına daha büyük bir kova koymak çözüm değildir" ifadelerini kullandı. Son yıllarda yayımlanan bilimsel araştırmalarda insan karaciğeri, böbreği ve beyin dokularında mikro ve nanoplastiklere rastlandığını belirten Aslan, "İnsan dokularında plastik parçacıkların tespit edilmesi başlı başına ciddi bir uyarıdır. Tehlikeyi küçümsemeden, bilimsel verilerle hareket etmeliyiz" uyarısında bulundu.

