
Yaz aylarında susuzluk tehlikesi: 70 yaş üstüne kritik uyarı
Sıcak havalarda artan susuzluk riskine karşı uzmanlar uyarıda bulundu. 70 yaş üstü bireylerin susamayı beklemeden su içmesi gerektiği belirtildi.
Yaz aylarında etkisini artıran sıcak hava dalgaları ve kuraklık, sağlığı da tehdit etmeye devam ediyor. Uzmanlar, özellikle ileri yaştaki bireylerde susuzluk riskinin yükseldiğine dikkat çekerken, doğru sıvı tüketimi ve klimaların bilinçli kullanımı konusunda uyarılarda bulunuyor.
İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Burak Uzel, yaş ilerledikçe vücudun su oranının azaldığını ve susama hissinin zayıfladığını dile getirdi. Uzel, otuzlu yaşlarda vücudun toplam su oranının yaklaşık yüzde altmış seviyesinde olduğunu, ancak yetmişli yaşlarda bu oranın yüzde ellilere kadar gerilediğini ifade etti. Bununla birlikte susama mekanizmasının zayıfladığını ve böbreklerin suyu tutma kapasitesinin azaldığını kaydeden Uzel, yaşlı bireylerin susuz kaldıklarını fark etmekte geçikebileceğini belirterek susamayı beklemeden düzenli su tüketiminin hayati önem taşıdığını vurguladı.
Normal koşullarda günlük sıvı ihtiyacının kilogram başına yaklaşık otuz mililitre olduğunu aktaran Uzel, yetmiş kilogram ağırlığındaki bir bireyin günde ortalama 2,1 litre sıvıya ihtiyaç duyduğunu söyledi. Sıcak havalarda terlemeyle birlikte su kaybının arttığını belirten Uzel, çay, kahve ve alkol gibi idrar söktürücü etkili içeceklerin suyun yerini tutmadığını, aksine sıvı kaybını artırabileceğini kaydetti.
Uzm. Dr. Burak Uzel, bazı özel durumlarda su tüketiminin artırılması gerektiğine işaret etti. Hava sıcaklıklarının ani yükseldiği günlerde, ateşli hastalıklar sırasında, aşırı terleme durumlarında, ishal ve kusma nedeniyle sıvı kaybı yaşandığında, uçak yolculuklarında ve yoğun egzersiz ile fiziksel aktivite sonrasında su alımına daha fazla özen gösterilmesi gerekiyor.
Halk arasında yaygın olarak kullanılan klima çarpması ifadesinin tıbbi bir karşılığı olmadığını belirten Uzel, klimaların ortamın nemini düşürerek ağız ve burun kuruluğuna, solunum yollarında tahrişe ve kas ağrılarına yol açabileceğini ifade etti. Klima kullanılan kapalı alanların düzenli olarak havalandırılması gerektiğini dile getiren Uzel, enfekte bir kişinin bulunduğu ortamlarda virüs ve bakterilerin dolaşımda kalarak bulaş riskini artırabileceğine dikkat çekti. Lejyoner hastalığının ise ev tipi split klimalarda oldukça nadir görüldüğünü bildiren Uzel, bu enfeksiyonun daha çok otel, alışveriş merkezi ve büyük binalardaki merkezi klima sistemleriyle ilişkilendirildiğini kaydetti.
Uzel, yaz mevsiminde klimaların güvenli kullanımı için filtre bakımının düzenli yaptırılmasını, oda sıcaklığının 24 ila 26 derece arasında tutulmasını, klimanın üflediği havaya doğrudan maruz kalınmamasını ve ortamın belirli aralıklarla doğal yollarla havalandırılmasını önerdi.



