
İzlanda'da yıllardır süren Avrupa Birliği üyelik tartışmaları sürüyor
NATO ve Schengen üyesi olan İzlanda'da halk ve siyasetçiler, AB'ye tam üyelik konusunda ikiye bölünmüş durumda.
NATO, Avrupa Ekonomik Alanı, ortak pazar ve Schengen Bölgesi'ne üye olan İzlanda'da, on yıllardır Avrupa Birliği'ne tam üye olunup olunmaması gerektiği tartışılıyor. Balıkçılık ve tarım sektörlerinin zarar göreceği korkusu, Avrupa Birliği karşıtı mesajların odak noktasını oluşturuyor. Yapılan bazı anketlere göre kırsal kesimde Birliğe karşı olanların oranı yüzde 80'e kadar çıkıyor.
Çiftçi Stefán Geirsson, ülkenin tarım merkezinde süt ve sığır eti üretimi yapıyor. Tam bir AB üyeliğinin, ucuz tarım gıda ithalatında patlamaya yol açacağını ve buradaki çiftçilerin bu durumla rekabet edemeyeceğini savunuyor. Finlandiya'dan örnek veren Geirsson, oradaki çiftçilerin ürün fiyatlarının AB'ye katıldıklarında yüzde 40 düştüğünü ve birçok çiftçinin iflas ettiğini belirterek, pazarı kaybetmeleri durumunda hiçbir devlet sübvansiyonunun bunu telafi edemeyeceğini ifade ediyor.
Balıkçılık, açıkça AB karşıtı olan diğer temel ekonomik sektörü oluşturuyor. Deniz ürünleri faaliyetleri ülkenin gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 8 ile işgücünün yüzde 4'ünü karşılıyor. Mezgit ve morina avlayan bir trol gemisinde çalışan Ágúst Jóhannesson, AB kota sistemlerinin balıkçılık endüstrisine zarar vereceğini öne sürüyor. Balık şirketlerinin çoğunun aile şirketi olduğunu vurgulayan Jóhannesson, Avrupa genelinde açık bir pazar olması durumunda Avrupalı şirketlerin sektöre ortak olmasının çok kolay olacağını, balıkçılık endüstrisinin asla bitmeyeceğini ancak değişeceğini belirtiyor.
İzlanda yasalarının halihazırda yaklaşık yüzde 75'i sosyal, çevre ve ekonomi sektörlerinde AB mevzuatıyla uyumlu durumda bulunuyor. Ülkenin ana AB karşıtı grubunun kurucusu Haraldur Ólafsson, daha fazlasına gerek olmadığını söylüyor. İzlanda ekonomisinin doğal kaynaklara dayandığını, Orta Avrupa'daki gibi sanayileşmediğini ifade eden Ólafsson, kültürün de farklı olduğunu, ülkede hiçbir askeri gelenek bulunmadığını ve Avrupa Birliği üyesi olmanın çok masraflı olacağını dile getiriyor.
Ekonomik istikrar, Avrupalı yanlısı kampanyacıların temel dayanaklarından biri olarak öne çıkıyor. Ulusal para birimi tarihsel olarak yüksek enflasyon dahil büyük ekonomik etkilere yol açan ani devalüasyonlara açık bir seyir izliyor. Ülkedeki faiz oranları, Avrupa Merkez Bankası tarafından belirlenenlerin yaklaşık üç katı seviyesinde bulunuyor.
Polonya asıllı milletvekili ve Parlamento Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Pawel Bartoszek, tam AB üyeliği ile euronun kabulünün gelecek nesiller için ekonomik istikrarı garanti etmenin en iyi çözümü olacağını savunuyor. Tam üyeliğin her yıl 10 veya 15 milyar kron katkı anlamına geleceğini aktaran Bartoszek, sadece daha düşük faiz oranları sayesinde hanelerin elde edeceği tasarrufun İzlandalı tüketicilere yılda 100 milyar kron kazandırabileceğini, haneler ve tüketiciler için sağlanan faydaların bu maliyeti haklı çıkarmak için çok büyük olduğunu ifade ediyor.
Yeni uluslararası jeopolitik gerçeklikler de tartışmaları büyük ölçüde etkiliyor. Ukrayna ve Orta Doğu'daki çatışmalar ile ABD yönetiminden gelen çelişkili sinyaller, giderek artan bir yalnızlık hissine yol açıyor. Siyaset Bilimi Profesörü Magnús Magnússon, AB ile daha yakın bağları savunan bir platformun başkanlığını yürütüyor.
Rus botlarının, dezenformasyonunun ve altyapıyı etkilemeye, web sitelerini ile enerji altyapılarını hedef almaya çalışan çeşitli aktörlerin sürekli saldırısı altında olduklarını belirten Magnússon, bu yapıların güvenceye alınması gerektiğini ve AB'nin bu konuda birçok alanda yardımcı olabileceğini söylüyor.
Avrupa yanlısı savunucular, İzlanda'nın sayısız AB politikasının etkisi ve uyumu altında olmasına rağmen Birlik kurumlarının dışında kaldığını ve bu durum politika yapım sürecindeki etkisini kaybettiğini savunuyor.
İktidardaki Sosyal Demokrat İttifak'ın seçilmiş milletvekili Dagbjört Hákonnardóttir, mevcut hükümetin AB'ye verdiği net desteğin İzlandalıların çıkarlarını savunmanın en iyi yolu olduğunu ifade ediyor. Şu anda sıfır etkiye sahip olduklarını belirten Hákonnardóttir, durumun iç pazar meseleleri, enerji ve çevre konularıyla ilgili olduğunu, bu çıkar alanlarının İzlandalı yetkililer tarafından güvence altına alınamadığını vurguluyor.
Volkanik ada, geleceğini şekillendiren son derece aktif jeolojik ve siyasi tektonik hareketlerin üzerinde yer alıyor.



