6 Eylül 2026 PazarUSD48,49EUR56,36
Gündem Nabzı

Tek seferlik gen tedavisiyle kolesterol düşürülebilir

Bilim insanları, tek müdahale ile LDL kolesterolü yüzde 53 oranında düşüren yeni bir gen tedavisi geliştirdi. Etkinin bir yıl sürdüğü bildirildi.

Sağlık Servisiİlk yayın:
Tek seferlik gen tedavisiyle kolesterol düşürülebilir

Bilim insanları, kalp ve damar hastalıklarının en büyük risk faktörlerinden biri olan yüksek kolesterole karşı inovatif bir gen tedavisi üzerinde çalışıyor. CRISPR gen düzenleme teknolojisini kullanan bu deneysel tedavi, "kötü kolesterol" olarak bilinen LDL seviyesini yaklaşık yüzde 53 oranında düşürdü.

Araştırmanın sonuçları, New England Journal of Medicine'da (NEJM) yayımlandı ve daha önce 15 hasta üzerinde yapılan küçük ölçekli çalışmanın güncellemelerini içeriyor. Tedavinin en yüksek dozunu alan dört hastada LDL seviyesindeki azalma dikkat çekici bir şekilde yüzde 53, trigliserit düzeyindeki düşüş ise yüzde 48 olarak kaydedildi.

Bu etkinin, tedaviden bir yıl sonra da devam etmesi ise büyük bir umut ışığı olarak değerlendiriliyor. Araştırmanın başyazarı Cleveland Clinic'ten kardiyolog Dr. Luke Laffin, tedavinin kalıcı olup olmadığını belirlemenin en önemli hedeflerden biri olduğunu vurguladı.

Laffin, "Bu gerçekten bir kez yapılıp tamamlanan bir tedavi olabilir mi? Soru her zaman buydu." diyerek yeni bulguların, tedaviden 60 gün sonra gözlemlenen düşüşlerin bir yıldan uzun sürdüğünü gösterdiğini ifade etti. En yüksek dozu alan hastalarda etkinin kalıcı ve güvenli görünmesi, tedavinin daha geniş klinik çalışmalarda da başarılı olması halinde özellikle genç yaşta ciddi kolesterol sorunları yaşayan hastalar için önemli bir seçenek sunabileceğini belirtiyor.

Uzmanlar, böyle bir tedavi yönteminin yıllarca her gün ilaç almak ya da düzenli enjeksiyon yaptırmak yerine tek bir seferde çözüm sunabileceğine dikkat çekiyor. Tedavinin arka planında, bazı bireylerde doğal olarak bulunan sıra dışı bir genetik özelliğin yattığı bildiriliyor.

Araştırmacılar, ANGPTL3 adlı genin LDL kolesterol ve trigliserit seviyelerinin düzenlenmesinde kritik bir rol oynadığını tespit etti. ABD'de yaklaşık her 250 kişiden birinde görülen doğal bir mutasyon, bu genin bir veya iki kopyasını devre dışı bırakıyor.

Bu gibi bireyler, ömürleri boyunca oldukça düşük LDL ve trigliserit seviyelerine sahip olabilmekte ve kalp hastalığı riskleri önemli ölçüde azalmakta. Araştırmanın kıdemli yazarı Dr. Steven Nissen, "Bu, kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu, doğal olarak meydana gelen bir mutasyon.

Artık CRISPR sayesinde diğer insanların genlerini de bu korumaya sahip olacak şekilde değiştirme imkanımız var." şeklinde açıklamada bulundu. CRISPR-Cas9, belirli genetik materyalleri hedefleyip kesebilen bir teknoloji olarak tanımlanıyor. Deneysel tedavi, tüm vücuttaki hücrelerin değiştirilmesi yerine yalnızca karaciğerdeki ANGPTL3 genini hedef alıyor.

Karaciğer, trigliseritlerin sentezi, kolesterol üretimi ve kanda fazla kolesterolün temizlenmesinde önemli bir rol üstleniyor. Araştırmacılar, müdahalenin bu organa odaklanmasının, vücudun diğer bölgelerindeki genlerin istenmeden değiştirilme riskini azaltabileceğini düşünüyor. İlk çalışmada, yüksek kolesterol seviyeleri bulunan ve mevcut tedavilere yeterli yanıt veremeyen 15 katılımcıya farklı dozlarda CRISPR tabanlı tedavi uygulandı.

En yüksek doz olan kilogram başına 0,8 miligramı alan hastalarda, tedaviden iki ay sonra trigliserit düzeyleri ortalama yüzde 55, LDL kolesterol düzeyleri ise yaklaşık yüzde 50 azalmıştı. Bir yıllık takip sonucunda trigliserit seviyelerindeki düşüş yaklaşık yüzde 48, LDL kolesteroldeki azalma ise yaklaşık yüzde 53 olarak ölçüldü.

Uzmanlar, günümüzde kullanılan bazı kolesterol ilaçlarının benzer düşüşler sağladığını belirtiyor ancak bu yeni yöntemi farklı kılan şey, tek uygulama ile uzun süreli veya gelecekte ömür boyu sürebilecek bir etki yaratma potansiyeli. Çalışmada beliren yan etkilerin çoğunun hafif olduğu, genellikle infüzyon bölgesindeki tahrişle sınırlı kaldığı bildirildi. Bir hastada omurga diski fıtığı görülürken, başka bir katılımcıda karaciğer hasarına işaret edebilecek enzim seviyelerinde artış tespit edildi.

Ancak bu değerlerin iki hafta içinde normale döndüğü belirtildi. Çalışmaya katılan bir birey ise tedavi sonrası altı ay içerisinde hayatını kaybetti.

Araştırmacılar, bu kişinin tedavi öncesinde ileri dereceli kalp ve damar hastalığına sahip olduğunu ve en düşük dozda olduğu için etkili sonuçlar alınamayacağını ifade ederek ölümün tedavi ile bağlantılı olmadığına inanıyor.

Yine de ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), olası uzun vadeli yan etkilerin belirlenebilmesi adına katılımcıların klinik çalışmalar tamamlandıktan sonra 15 yıl boyunca takip edilmesini öneriyor.

Kaynak: Sağlık Servisi

#Kalp Hastalığı · Bu Konuda Son Gelişmeler→ Tümü

Aynı Saatlerde Yayınlananlar→ Tüm arşiv

İlgili Haberler