6 Eylül 2026 PazarUSD48,49EUR56,36
Gündem Nabzı

Uzmanlar koleradan korunmak için alınması gereken önlemleri açıkladı

Dünya Sağlık Örgütü, Afrika'da artan kolera vakalarına dikkat çekiyor. Uzmanlar, koleranın bulaşma yolları ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Haber Merkeziİlk yayın:
Uzmanlar koleradan korunmak için alınması gereken önlemleri açıkladı

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine göre, Afrika Bölgesi’nde son yıllarda çok sayıda kolera vakası görülmüştür. Ayrancı Güven Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Yaşar Bayındır, konuyla ilgili yaptığı açıklamada koleranın bulaşma yolları, belirtileri ve korunma yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi.

Bayındır, koleranın başlangıç bölgesinden tüm dünyaya yayılabileceğini vurguladı. Koleranın bulaşma mekanizmasına değinen Bayındır, “Öncelikle bir bölgeden başlayarak tüm dünyaya yayılma riski taşıyor. Bu enfeksiyonların doğasında var. Kolera da böyle bir hastalıktır. Yakın dönemde Covid-19’da da benzer bir durumu gözlemledik. Solunum yolu enfeksiyonu olarak yayıldı.

Kolera ise mide-bağırsak sistemi ile bulaşan bir hastalık. Dışkı ve ağız arasındaki irtibat sağlandığında, kolera bakterisi dışkıda yoğun bir şekilde bulunuyor. Kolera bakterisi, dışkıda 10 üzeri 11-12 civarında bir hücre ile çıkar.

Dış ortamda bekleyen bakterilere göre çok daha bulaştırıcı bir mikrop var. Bu bakteriyi taşıyan hastalar etrafa yayıyor ve diğer insanları hasta ediyor. Bu durum salgınlara neden oluyor.

Toplu yaşam alanlarında insanların sıklıkla birbiriyle temas etmesi, dışkı yoluyla insandan insana bulaşmayı kolaylaştırıyor. Bu nedenle temas oldukça önemlidir” ifadelerini kullandı. Bayındır, koleranın en önemli bulaş kaynaklarından birinin kirli sular olduğunu belirtti.

“Kirlenmiş sular, dışkı, kanalizasyon ve atık sularla temas eden, güvenli olmayan, klorlanmamış ve kaynatılmamış sular insanların mide-bağırsak sistemine girdiğinde bu özel bakteri, kamçılı ve hareketli spiral şeklinde mide-bağırsak sistemine yerleşiyor. Burada mide asidi gibi önemli bir bariyeri geçerek ince bağırsaklarda toksinler salgılamaya başlıyor.

Toksinler, bağırsak içinde bulunan elektrolitlerin; sodyum, potasyum, bikarbonat ve klorun hızla kaybedilmesine neden oluyor. Vücut bu süreçte su kaybetmeye başlıyor. Kilogram başına 1 litreye kadar su kaybı yaşanabiliyor.

Vücuttaki sıvının yüzde 90’ına kadar kayıplar meydana gelebilir. Eğer zamanında sıvı desteği yapılmazsa hastalar kaybedilebilir” dedi. Kolera hastalarının en belirgin belirtilerinin yoğun sıvı kaybına yol açan ishal olduğunu belirten Bayındır, “Kolera kuluçka süresi, mide-bağırsak sistemine giren bakterinin toksinleri salgılayarak hastalığın başladığı süre birkaç saatten 3-5 güne kadar uzanabilir.

Kuluçka süresinin ardından hastalık belirtileri başlar. En sık gördüğümüz durum çok yoğun, pirinç suyu şeklinde dışkılama olup, eğer sıvı kaybı zamanında kapatılmazsa ölümle sonuçlanabilir. Ayrıca hastalarda başlangıçta halsizlik, mide bulantısı, kusma ve karın kramp tarzında rahatsızlık oluşabilir.

Kolerada diğer ishallerden farklı olarak ateş görülmez. Günde 10-20 litreye kadar ishal sayısı artabilir. Vücut eğer sıvı açığını kapatamazsa buna uzun süre dayanamaz.

Tıp fakültelerinde öğretilen ‘kolera yatakları’ olurdu. Koleralı hastaları yatırmak için ortası delik yataklar yapıldı. Hastalar, tuvalete gidemeyecek durumda olduğu için doğrudan yatağın altındaki kaplara dışkılarlardı.

Bu hastalara gerekirse ana damar yoluyla yoğun sıvı desteği sağlamak gerekir. Koleralı hastamız aldığı sıvıyı dışkı ile atabilir. Bu süreci iyi geçirirsek hastalarımızı kurtarabiliriz.

Koleralı bir hasta, ‘asempotmatik’ dediğimiz belirtileri olmadan dışkısında bakteriyi taşıyarak ya da hafif veya orta miktarda sıvı kaybıyla daha hafif bir şekilde hastalığı atlatabilir. Dünyada gelişmişlik seviyelerine bağlı olarak kolera hastalarında ölüm oranı genellikle yüzde 1’in altındadır çünkü hastalığın tedavisi artık net bir şekilde bilinmektedir” dedi.

Bayındır, Türkiye’de son dönemde artan ishal vakalarının kolera ile bağlantılı olmadığını vurguladı. Gereksiz antibiyotik kullanımına dikkat çeken Bayındır, “Koleralı bir hastalığın ana tedavisi sıvı açığını kapatmaktır. Çok nadir ağır olgularda antibiyotik tedavisi gerekmektedir.

Antibiyotik tedavisi de genellikle bir doz şeklinde uygulanır. Hızla antibiyotik başlamak, hastayı hızlıca tedavi etmek yerine zararlı sonuçlar doğurabilir. Bu yaz döneminde ülkemizde ishal vakalarında artış söz konusudur. Bunun önemli nedenlerinden biri virüslerdir. Bu virüslerin neden olduğu ishal olgularında antibiyotiklerin etkisi yoktur. Güvenli su ve gıdaya ulaşmanın önemi büyüktür. Türkiye’de artan ishal vakaları, kolera ile hiçbir ilgisi olmayan, 1’inci sırada virüslerin sebep olduğu ve 1-2 gün içinde iyileşen ishal vakalarıdır” diye konuştu.

Kaynak: Haber Merkezi

#Sağlık · Bu Konuda Son Gelişmeler→ Tümü

Aynı Saatlerde Yayınlananlar→ Tüm arşiv

İlgili Haberler