30 Temmuz 2026 Perşembe
Gundemnabzi
İlişkisel stres kronik yaşlanmayı ve hücresel yıpranmayı tetikliyor

İlişkisel stres kronik yaşlanmayı ve hücresel yıpranmayı tetikliyor

Çevrenizle kurduğunuz sorunlu ilişkiler yalnız ruh halinizi değil, biyolojik yaşınızı da doğrudan etkiliyor.

Sağlık Servisiİlk yayın:

Çevrenizdekilerle iletişim kurarken sürekli kendinizi savunmak zorunda mı hissediyorsunuz? İlişkilerinize sınır çekerken suçluluk duyuyor, bazı kişilerle bir araya gelmeden önce geriliyor ve görüştükten sonra derin bir tükenmişlik mi yaşıyorsunuz? İlişkisel stres adıyla bilinen bu durum uzun süre devam ettiğinde sadece psikolojinizi değil, fiziksel sağlığınızı da olumsuz etkiliyor.

Uyku düzeninden bağışıklık sistemine, dikkat performansından biyolojik yaşlanmaya kadar pek çok alanı etkisi altına alan ilişki stresinin detaylarını ve bu durumla baş etme yöntemlerini Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Öykü Gönültaş değerlendirdi.

İnsan ömrü boyunca yüzlerce hatta binlerce kişiyle bağ kurar. Kimileri hayatımızdan hızla geçerken kimileri uzun yıllar bizimle kalır. Ancak bazı ilişkiler vardır ki sadece duygularımızı değil, günlük akışımızı da sarsar. İş yerindeki bir tartışmayı saatlerce zihninizde döndürdüğünüz, bir aile bireyinin aramasını gördüğünüzde içinizin daraldığı ya da yanındayken güvende hissetmeniz gereken partnerinizin yanında sürekli savunmada kaldığınız anlar olmuştur. Öykü Gönültaş, beynimizin bu tarz süreçleri birer tehdit olarak algıladığını belirtiyor.

Kronik stres, depresyon ve anksiyete gibi olumsuz ruh halleri ile biyolojik erken yaşlanma arasındaki doğrudan bağı kanıtlayan pek çok bilimsel araştırma bulunuyor. Modern tıp, takvim yaşı ile hücrelerin yıpranma oranını gösteren biyolojik yaş arasındaki farkı incelerken psikolojik etkenleri ilk sıraya koyuyor. Bedenin yalnızca fiziksel tehlikelere değil, ilişkilerde yaşanan güvensizliklere ve sürekli alarm durumuna da tepki verdiğini vurgulayan Gönültaş, sürekli savunmada hissedilen ilişkilerin zaman içinde hem psikolojik hem de biyolojik bir yük getirdiğini ifade ediyor.

Beynimizin sosyal ilişkileri bir güvenlik mekanizması üzerinden değerlendirdiğini aktaran Öykü Gönültaş, kabul görmek, anlaşılmak ve desteklenmenin sinir sistemine güven sinyali gönderdiğini söylüyor. Buna karşın sürekli eleştirilme, küçümsenme, reddedilme veya öngörülemez tepkilerle karşılaşma beklentisinin beyin tarafından sosyal bir tehdit olarak algılandığını dile getiren Gönültaş, bu senaryoda bedenin tıpkı fiziksel bir tehlike altındaymış gibi stres tepkisini devreye soktuğuna dikkat çekiyor.

Stres tepkisinin her zaman hemen ortaya çıkmadığı da biliniyor. Bazı kimselerle görüşmeden önce zihnin 'Yine kendimi anlatamayacağım', 'Yine yanlış anlaşılacağım' veya 'Sınır koyarsam suçlu hissedeceğim' gibi düşüncelerle meşgul olmaya başladığını belirten Klinik Psikolog Öykü Gönültaş, kalp atışının hızlanması, kasların gerilmesi, sürekli tetikte hissetme ve konuşmaları zihinde defalarca prova etme gibi durumların beynin kendini olası bir tehdide hazırlamasının doğal neticeleri olduğunu vurguluyor. Kişinin bedensel olarak gevşemekte zorlandığı ve duygusal açıdan tükendiği görülüyor.

Psikolojik durumun hücreleri ne şekilde yaşlandırdığına dair en somut kanıtlar ise telomer araştırmalarından elde ediliyor. Kromozomların uçlarında yer alan ve DNA'yı koruyan bu kalkanlar, hücre her bölündüğünde doğal olarak kısalır. Ancak klinik çalışmalar, ağır ve tedavi edilmeyen kronik depresyonla yaşayan bireylerde bu telomerlerin sağlıklı akranlarına göre çok daha hızlı kısaldığını ortaya koyuyor. Telomerler kritik seviyeye gerilediğinde hücre bölünmesi duruyor ve doku yaşlanması süreci başlıyor.

Stres kısa süreli olduğunda beden değişen şartlara uyum sağlamak maksadıyla doğal bir savunma mekanizması kuruyor. Lakin stres kaynağı ortadan kalkmadığında vücut defalarca alarm haline geçiyor. Bu tablonun bilim dünyasında 'allostatik yük' olarak adlandırıldığını belirten Öykü Gönültaş, bedenin stresle başa çıkabilmek adına sürekli uyum sağlamaya çalıştığını dile getiriyor. Uzun süreli stresin, bedenin sadece gergin kalmadığını, aynı zamanda dengeye gelebilmek için fazladan kaynak harcadığını gösterdiğini belirten Gönültaş, bu ekstra çabanın uzaması durumunda dinlenme, onarım ve toparlanma kapasitesinin zorlandığını, böylece zihinle birlikte bedenin de bu yükü sırtlandığını aktarıyor.

Uzun süre devam eden ilişkisel stres, duygusal yorgunlukla beraber bedensel yansımalara da zemin hazırlıyor. Klinik Psikolog Öykü Gönültaş, vücudun kendini sürekli tetikte tutmasının bedelini zamanla ödediğini, son yıllarda yapılan araştırmaların da kronik olumsuz sosyal ilişkilerin biyolojik yaşlanma, inflamasyon ve genel sağlık yüküyle doğrudan bağlantılı olabileceğini gösterdiğini ifade ediyor.

İlişkisel stresi fark edebilmek adına kişilerin kendine bazı sorular sorması gerektiğini belirten Psikolog Öykü Gönültaş, "Bu kişiyle görüştükten sonra kendimi nasıl hissediyorum? Daha gergin, daha yorgun ya da daha yetersiz mi? Aynı döngüyü tekrar tekrar mı yaşıyorum?" sorularının önemli ipuçları barındırdığını söylüyor. Sınır koymanın her zaman ilişkiyi bitirmek anlamına gelmediğini, bazen konuşma süresini kısaltmanın, belli konulara girmemenin, her talebe hemen 'evet' dememenin veya tartışma büyüdüğünde araya mesafe koymanın da sağlıklı birer sınır olabileceğini ekliyor.

Sağlıklı ilişkilerin ruhsal olduğu kadar fiziksel sağlık açısından da koruyucu bir kalkan olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Öykü Gönültaş, kendimizi güvende, anlaşılmış ve desteklenmiş hissettiğimiz bağların stresin etkisini hafiflettiğini, psikolojik dayanıklılığı artırdığını belirterek ruhsal iyi oluşun sadece iç dünyayı düzenlemekten değil, tüketici ilişkileri fark edip iyi gelenleri çoğaltmaktan geçtiğini sözlerine ekliyor.

Kaynak: Türkiye Gazetesi

İlgili Haberler